Ölümünün 1. Yılında saygı ile

Havadis Gazetesi - - NEWS -

Hoşça kal Damat Ferit Hoşça kal Yakışıklı Necmi

Hoşça kal Madenci Nurettin

Hoşça kal Şivan Hoşca kal Seyit Ali Hoşça kal Tarık Akan

Önce onu müthiş yakışıklılığı ile tanıdı Türkiye ve elbette ülkem insanı. O müthiş gülümsemesi, yakıcı bakışları ile kim bilir kaç milyon kadın ona aşık olmuş, hayranlık duymuştur. Yeşilçamın yakışıklı jönü, filmlerin çapkın, haylaz baş döndürücü çocuğu aşk filmlerinin yanı sıra Hababam Sınıfı’ndaki Damat Ferit rolü ile de çocuk,yaşlı, genç herkesin sevgilisi haline geldi sonra. Şu bir gerçek ki herkesin hayatında izi var. Hababam Sınıfı ile büyümeyen bir Türk nesli yok sanırım. O filmin kahramanları hepimizin evinin üyeleridir hala. Repliklerini bilmeyen yoktur. Ne kadar ciddi, ne kadar entelektüel olursa olsun Hababamsız bir hayat düşünülmez elbet.

Ölümünün ardından sosyal medyada

“Aç kapıyı Veysel Efendi, cennete Damat Ferit girecek” “Hababam yoklamasından bir kişi daha eksildi. “ diyen insanlar milyonların duygularına tercüman oldular.

Tarık Akan’a yani bu idealist, devrimci insana yakalamış olduğu müthiş ün ve ardı ardına çektiği filmlerin baş döndürücü hızı yetmiyordu. O sadece Yeşilçam’ın yakışıklı jönü olarak kalmak istemiyordu. Romantik ve komedi filmlerini radikal bir kararla çekmeyi bıraktığını açıkladıktan sonra büyük film şirketlerinin tümü onu veto ederek film çekmesini engellerler. Elinde avcunda ne varsa tüketen Tarık Akan yolundan vazgeçmeyerek Maden filmi için yola koyulur. Cüneyt Arkın'la başrolleri paylaştığı, Yavuz Özkan'ın yönetmenliğindeki 1978 yapımı 'Maden' bu filmlerin ilklerindendi. Tarık Akan röportajında o dönem için söyle der:

Sinema kariyerindeki bir çok filmde 12 Eylül'le hesaplaştı. Bu filmlerden ilki olan "SES"te (1986) 12 Eylül'de gözaltına alınıp sorgulanan, olayın üzerinden hayli zaman geçmesine karşın sorgulamanın etkilerini üzerinden atamayan bir gencin öyküsü, "SU DA YANAR" da ise (1987) Nazım Hikmet'le ilgili bir film çekmek isteyen solcu yönetmenin ruh hali anlatılır. "KİMLİK" (1988), darbede şüpheli bulunan ve kimliği fişlenen bir devrimci öğrencinin sonraki yıllardaki kimlik arayışını konu edinir. "EYLÜL FIRTINASI" (1999), annesi tutuklanan ve işkence gören bir çocuğun tanıklığıyla döneme bakar. "VİZONTELE TUUBA" (2004) ise 12 Eylül'ün Güneydoğu'da nasıl yaşandığını anlatır. TARIK AKAN / MADEN (1977) Tarık Akan ve Yılmaz Güney’in tanışması bu film sayesinde oldu. Akan, Maden’i Ankara’ya Sansür Kurulu’na götürürken hapisteki Yılmaz Güney’i ziyaret etti ve arkadaşlıkları bu şekilde başladı. Yılmaz Güney, Maden'i cezaevinde izledikten sonra senaryolarını yazdığı ”Sürü” ve ”Yol” filmlerinde Tarık Akan’ın oynamasını istedi. Ve bu bağlamda "Sürü" ve "Yol" Tarık Akan'ın kariyerindeki doruk noktaları oldu. Bu nedenle MADEN filmi, Yılmaz Güney'le tanışması ve kariyeri açısından da önemli ve özel bir filmdir.

Tarık Akan, 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde 'Yol' filmi ile En İyi Erkek Oyuncu adayı oldu. Yılmaz Güney ve Şerif Gören'in yönettiği filmde Seyit Ali karekterine hayat verdi. Film gelmiş geçmiş en iyiler arasına girdi. Bu başyapıt, Cannes Film Festivali'nde en büyük ödül olan Altın Palmiye'yi kazandı. Bu başarı Türkiye için de bir ilk oldu. Türk sinemasına farklı bir kapı açtı. Sanatçı, yaşamı boyunca – hayatının son anına kadar - birçok siyasi eyleme, kampanyaya destek verdi.Cumhuriyetin ve laikliğin yılmaz bir neferi olarak mücadele verdi. AKP hükümetini eleştiren, Ergenekon davası duruşmalarını takip eden sanatçı, Silivri Cezaevi önündeki eylemlere de katıldı. Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Can Dündar’ın İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında Dündar'ı yalnız bırakmadı. Tarık Akan sinemaya adım attığı ilk filmi "Solan Bir Yaprak Gibi" de piyanist Murat'ı canlandırırken son filmi "Deli Deli Olma" da piyano çalan Mişka"ya hayat verdi. Piyano, ilk ve son filminde Tarık Akan'ın yanındaydı...

Deli Deli Olma filmi hayatımdaki en özel filmlerden bir tanesi oldu. Gariptir ki bu müthiş film sanki biraz gizlide kaldı.

Her insanın izlemesi gereken bu film Tarık Akan’a yakışır bir film vedasıydı. Oradaki dev kişilik, oyun gücü, senaryo ve filmin etkileyici şarkısı Bir Sarmaşık Olsam insanı düşünceye sevk eden, düşündüren, kolay bulunamayacak birleşimlerdir.

Tarık Akan’ın ölümünün ardından yobazların sevindiğine dair haberler okudum. Kafamdaki düşünceye yakın arkadaşı Müjdat Gezen kameralar karşısında cevap verdi:“Tarık’ı herkesin sevmesini istemem.

Bazılarının sevmemesi lazım. Herkes sevse kişiliksiz olurdu zaten.

Ölümlüler bir ot gibi gelip bir ot gibi gidenlerdir.

Yaşamında değerlerini satanlardır. Korkaklar, pısırıklar, satılanlardır. Hayallerine etiketler yerleştirenlerdir ölümlüler.

Tarık Akan milyonların içinde yaşayan, müthiş sanatçı, karşı konulmaz yakışıklı, idealist, cesur siyaset, fikir insanı bedenen ölse de ölü mü sayılır? Işıklar içinde uyu çocukluğumun kahramanı, Damat Ferit’im, Seyit Ali’m, sanatının, fikirlerinin ışığı insanları aydınlatmaya devam edecek. (Tarık Akan’ın facebook’daki resmi sayfasından faydalanılmıştır)

Newspapers in Turkish

Newspapers from Cyprus

© PressReader. All rights reserved.