Güncel Mimarlık Ortamındaki Diğer İçeriksizleşmeler

Resmileşme, Kurumlaşma, Fosilleşme ve

Arredamento Mimarlik - - ÖNGÖRÜNÜM - Uğur Tanyeli

Uğur Tanyeli ■ Bir zamanlar mimarlık dünyasında gönüllü tartışma, fikir teatisi ve mücadele grupları vardı. Bunlar belirli anlayış ve yaklaşım ortaklıkları gösteren tasarımcı ve düşünürleri biraraya getirirlerdi. Kendi görüşlerini geliştirmek ve kamuya yaymak amacıyla toplantılar düzenler, yayınlar yaparlardı. Artık efsanevi bir anlam kazanan Alman Werkbund’u daha 1900’lerde bir grup tasarımcı, sanatçı ve sanayici tarafından kurulmuş bir fikir ortaklığı zeminiydi. İtalya’da daha 1910’larda Füturistler böyle bir gruptular. Tüm sanat ve tasarım dallarından birçok kişiyi biraraya getirerek yeni sözler söylemeyi denediler. 1928’de kurulan Congrès Internationaux d’Architecture Moderne (CIAM) ise sadece mimarlıkla ilgilenmesi bağlamında daha dar, ama uluslarararası katılımcı kadrosu nedeniyle çok daha geniş bir gruptu.

Örgüt, 1959’da kendisini feshedene dek birkaç yılda bir farklı yerlerde toplantılar düzenledi. Dünyanın o dönemdeki en önemli modernist mimarlarından ve kuramcılarından birçoğunu, örneğin Le Corbusier’yi, Sigfried Giedion’u, Gropius’u, Van Eesteren’i biraraya getirdi. “Charte d’Athenés” gibi manifester metinler yayınladı. Bir özgürlük cenneti olmayan geç 1920’lerin Sovyetler Birliği’nde bile kendi “Sovremennaya Arkhitektura” dergilerini propaganda mecrası olarak kullanan OSA grubu kuruldu ve Stalin çağına kadar yaşamayı başardı. 1930’larda İtalya’da Razionalismo Italiano hareketi Faşist özgürlüksüzlük ortamında bile modernist bir yarı-resmi mimari mücadele örgütüydü. 1950’lerin ortalarında CIAM ölürken, Smithsonlar, Candilis, Van Eyck, Giancarlo Da Carlo, Kikutake gibi bir grup genç mimar Team Ten’i (Team X) tesis etti. 1970’lere kadar mimarlık dünyasında modernizme radikal bir revizyon yapmayı denediler. Yeni arayışlar içindeki kimi mimarlar, 1960’ların ortalarında İngiltere’de Archigram, Japonya’da Metabolistler, İtalya’da Tendenza gibi gruplar kuruyorlardı. 1990’lar biterken bile Peter Eisenman ve arkadaşları ANY dergisi

çevresinde toplanıp, Suha Özkan sayesinde Ankara’da gerçekleştirileni de dahil bir dizi tartışma etkinliği (Anyone, Anything, Anytime vd.) yaptılar, yayınladılar.

Sonra 2000’ler geldi. Yukarıda bir kesimi sıralanan mimari içerikli sivil toplum kuruluşlarının soyu tükendi. Mimarlık dünyası fikir ortaklığı temelinde örgütlenmez oldu. Mimarlık aracılığıyla ve/veya mimarlık adına mücadele etmek için gruplaşmalar yapmak anlamını yitirdi. Mimarlığı kamusallaştırma, toplum geneliyle buluşturma ve tartışma zeminleri değişti. 20. yüzyıla damgasını vuran eğilim, sergi-sözlü tartışma-dergi (ya da süreli yayın) üçlüsüydü. Yapılagelene, uygulanagelene muhalif yeni mimarlık önerileri (bazıları gerçek yapıları içeren) sergilerde kamuya sunuluyor, toplantılarda tartışılıyor, örgütün resmi veya yarı-resmi dergisinde yayımlanıyordu. Ardından da asıl hedeflenenin gerçekleşmesi, yani ortaya konan yeni önerilerin mimarlık dışı çevrelerde gündeme gelmesinin zorlanması öngörülüyordu. Amaç toplum genelini sarsmak, önyargıları kırmak, alternatif imkanlar olduğuna işaret etmekti. Mimari muhalefet ne denli sert, ona yönelik toplumsal yabancılama ne denli geniş çaplıysa, yeni savların kamusallaşma şansı o kadar yüksekti. En ünlü ve en önemliler en çok şaşırtanlar oluyordu. Bu haliyle o mimarlık sivil toplum gruplarının birer anti-parti gibi çalıştıkları söylenebilir. Siyasal partiler gibi talep, beklenti ve çıkar bazında örgütlenmişlerdi, ama başarılı olmaları için çok sayıda yandaş toplamaları değil, tam aksine çok sayıda irkilmiş olağan yurttaşın tepkisini çekmeleri gerekiyordu. Yabancılaşma ürettikleri oranda başarılıydılar. Önerdikleri değişimin radikalizmi oranında görevlerini yapmış oluyorlardı.

Güncel mimarlık dünyası artık böyle çalışmıyor. Bunun yalın nedenleri yok. Sayısız başka değişimin bileşkesi olan bir coşkusuzluktan ve konformizmden, dolayısıyla iddiasızlıktan konuşmak zor değil. Örneğin, ilk olarak mimarlığın bir hizmet sektörü olarak yeni kapitalizmin kuyruğuna takıldığı rahatça iddia edilebilir. Sanayi kapitalizminin ölüp küresel finans sisteminin inşaat sektörünü başköşeye yerleştirdiği bir dünyada tasarım ekonomik yapıların itaatkar bir hizmetçisine dönüştü. Öte yandan dünya genelinde sağ ile solun birbirlerini dengeledikleri eski siyasal sistem neredeyse yıkıldı. Kurulu düzenin savunulması dışında bir varoluş imkanı kalmadığına inanılmaya başlandı. O eski mimari sivil toplum gruplaşmaları daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu inancına dayanıyorlardı. Yeni kapitalist ortam, yaşanabilir kalitede başka olası bir dünyanın varolamayacağı inancını tüm ideolojik araç ve aygıtlarını kullanarak benimsetti. Muhalefetin her yerde altı oyuldu. Klasik demokrasilerin temellerini sarsan bu değişim, mimari alternatifler arama iradesini de büyük ölçüde tüketti.

Süreli yayıncılığın bunalımı, hatta ölümü ve dijital mecralar ile sosyal medyanın doğuşu da gönüllü örgütlenmeleri imkansız kıldı. Onlar sayesinde, bir söz söylemek için örgütlenmek, benzer fikirdekileri arayıp bulmak, onlarla ortak eylem planları yapmak ihtiyacı tükendi. Herkesin -iki cümlelik bile olabilir- üzerinde pek az düşündüğü fikrini kolayca dışavurabildiği sosyal medya, paradoksal olarak demokrasi üretmek yerine, demokrasinin altını oydu. Demokratik eylemin sadece serbestçe konuşabilmekten öte, görüş ortaklıkları temelinde örgütlenmek demek olduğu unutulmaya başlandı. Örgütlenme edimi, katılımcılara karşısındakileri dinleme, tartışma, fikir geliştirme olanakları üretiyordu. Yeni tanım, herkesin aklına geleni başkalarının ne dediğini dinlemek zahmetine katlanmaksızın söyleyebilmesi olacaktı. Sosyal medya bir tür yeni sokak kavgası alanı haline geldi.

Ve nihayet en önemlisi, bütün bunlar olurken üniversiteler ve genelde akademik sistem ile mimarlığın belalı bütünleşmesi gerçekleşti. Yazının başında sayılan tüm o eski gruplaşmalar ve tartışma zeminleri akademyanın dışındaydı. “Hocalar” değil, mimarlar, kanaat önderleri, resmi görevi veya kimliği olmayan düşünürler tartışıyor ve etkinlik gösteriyordu. İçlerinde çok sayıda öğretim üyesi hep vardı, ama onlar da bu gibi gruplara katılımlarını akademik gerekçelerle değil, toplumsal ve mesleki sorumlulukları olarak yapıyorlardı. Mimarlık hocaları dünya genelinde sempozyum bildirisi yazmaz, indeksli dergilere yazı yollamaz, kaç tane sitasyonları olduğunu saymaz, zaten sitasyon da almaz, yeni bir kadroya atanmak için performans puanı hesaplamazlardı. Mimarlık okulları da bunları değil, hocanın mimari sözünü ve toplumsal görünürlüğünü dikkate alırdı. Bugünkü ölçütler geçerli olsaydı, Gropius Harvard Üniversitesi’ne, Mies van der Rohe IIT’ye çok zor kabul edilirdi. Hele hele Türk olsalardı, hiçbir Türkiye üniversitesinde profesör kadrosuna atanamazlardı. 1980’lerden başlayarak üniversitelerin tüm alanlarda indeksli dergi, “bilimsel” makale eksenli bir kişisel sicil dosyası sistemine dönüşmesi mimari tartışmayı içeriksiz bir akademik oyuna dönüştürdü. Artık yazmış olmak, puan toplamak ve kadroya atanmak için yazanların dünyasındayız.

Le Corbusier’nin “L’Esprit Nouveau” dergisindeki kısacık makalelerinin veya Gropius’un “Werkbund Jahrbuch”undaki tahıl silolarına ilişkin yazısının harekete geçirdiği ilgi ve düşündürme itkisi bugün neden tetiklenemiyor diye sormayı öneririm. Yanıt, sadece “içeriklerinden ötürü” şeklinde verilemez. Onlarda olmayan şey, akademik resmiyet ve fosilleştirici ciddiyettir. Mimarlığın yeni üniversiter sistem içinde tıp, fizik, mühendislik gibi disiplinlere benzer bir yer tutmaya başlaması, mimarlık düşüncesini de ait olduğu toplumsallık zemininden kopardı ve akademik konvoya son vagon olarak ekledi.

Bu meseleyi daha derinlikli tartışmak isteyenlere iki güzergah açık. Birincisi, çok genel bir tartışma konusu: Yeni üniversite sistemi her geçen gün tüm alanlarda giderek daha da derin bir konformizme sürükleniyor. İkincisiyse, mimarlık bu yeni akademik sistem içinde en zavallı halkayı oluşturmakta. Asla uyum gösteremeyeceği bir aygıtın parçası olmaya zorlanıyor ve zorlandığı oranda da terbiyeli, yumuşakbaşlı, söz dinler bir çocuksuluk ediniyor. Tek ilginç söz edilmeksizin günler geçirilen sempozyumların, okunmaya değer yazı bulmanın zor olduğu akademik indeksli dergilerin dünyasına hoşgeldiniz.

1 CIAM’ın 6. toplantısı, Bridgwater, İngiltere, 1947. 2 CIAM’ın 7. Toplantısı, Bergamo, İtalya, 1949. 3 CIAM’ın 10. ve son toplantısında Team Ten’in beş üyesi CIAM’ın ölümünü ilan ediyorlar. Otterlo, Hollanda, 1959.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.