Kendine yeten bir yaşam

Günümüzde insanların tamamen doğal, kendine yeterli bir yaşam kurması ütopya gibi görünebilir. Ama İtalya ve İskoçya’dan Hindistan’a kadar, geleneksel yaşam kültüründen süzülen bilgi ve deneyimleri günümüz teknolojisiyle birleştiren toplulukların sayısı g

Atlas - - İçİndekİler -

Günümüzde çoğumuzun yaşam kalitesini toprak, iklim, tohum, hayvan bakımı, gıda saklama, barınak yapma, giysi dokuma gibi bilgi ve beceriler değil, satın alma, ya da başka bir deyişle parayla sahip olma gücü belirliyor. Market raflarındaki gıdalar tanımadığımız insanlar, makineler tarafından doğal olmayan yöntemlerle, çoğunlukla kimyasal madde katkısıyla üretiliyor. Tarım ilaçları yüzünden topraktan alamadığı besinlerin takviyesi, ya da uzun süre saklanabilmesi için gıdalara çok sayıda katkı maddesi ekleniyor. Çoğunluk, sofrasına gelen yemeğin, harcadığı elektriğin, giydiği gömleğin, oturduğu evin kimler tarafından, nasıl üretildiğini, ya da yapıldığını bilmiyor, ya da umursamıyor.

Buna karşın sofrasında, ya da kullandığı eşyalardaki kimyasal maddelerin sağlığına ve doğal varlıklara verdiği zararların farkına varanlar, doğal yöntemlerle üretilen gıdaların peşine düşüyor, ya da kendisi üretmenin yollarını araştırıyor. Ekmeğini yoğuruyor, yoğurdunu güvendiği sütçüden aldığı sütte mayalıyor, tanıdığı çiftçilerden edindiği sebzelerle turşu kurmayı öğreniyor, kendi yetiştirdiği domatesi, maydanozu tatma keyfini yaşamak için balkonunda sebze yatakları yapmayı öğreniyor, kendinden defalarca üreyebilen yerli tohumları bulmaya çalışıyor.

“Nasıl, nerede, kim tarafından üretiliyor” sorularını, “kendim nasıl üretebilirim” sorusu izliyor. Bu sorunun peşine düşenler, sağlıklı ve doğal yollardan üretmenin ne kadar meşakkatli ve uzun bir yol olduğunun da farkına varıyorlar. Kentte yaşıyorsanız satın aldığınız ekolojik meyvelerle reçel yapabilir, organik undan ekmek yoğurabilirsiniz; tabii bu bilgiye ve deneyime sahip olmak için ciddi bir zaman ve emek vermeniz gerekir.

Bir de tabağınızdaki sebzeleri, ekmeğinizin ununu, zeytinyağını, tarhanayı ürettiğinizi düşünün. En genel ifadesiyle yapmanız gerekenlerin çok küçük bir kısmından söz edeyim... Kilolarca yerli tohum bulmak için çaba harcamak, toprağı ekime hazırlamak için iş gücü ve gübre temin etmek, kompost hazırlamak, ya da toprağı besleyecek bitkilendirmeleri planlamak, onların tohumlarını bulmak ve ekmek, ürününüze zarar verebilecek böcekler, hastalıklar ve mantarlar konusunda bilgi sahibi olmak, bu zararlardan doğal yollardan nasıl korunacağınızı araştırmak, kendi ilacınızı hazırlayıp uygulamak, iklimlerdeki değişim yüzünden meydana gelebilecek zararları hesaba katmak, bunun için önlemler almak, hasat ettiğiniz ürünü bozulmadan saklamak için yöntemler araştırmak, araştırdıklarınızı denemek, gelir elde etmek için hasat ettiklerinizi pazarlama yollarını araştırmak, ambalaj ve lojistik sorunlarını çözmek ve daha bir sürü iş...

Bunlar eskiden kırsalda yaşayanların günlük yaşamının bir parçasıydı, ancak artık köylülerin çoğu tohumunu, gübresini dışarıdan satın aldığı gibi ekmeği, yumurtayı hatta yoğurdu bile bakkaldan alıyor. Herkes gibi onun da kolayına geliyor, o da evinde bulaşık makinesi, kliması olsun istiyor. İhtiyaç listesi uzadıkça ürettiklerinin listesi kısalıyor. Sadece gıdada değil, temizlik ve barınma gibi konularda da kendine yeten bir yaşamın bilgisi yitip gidiyor.

GERÇEKLEŞEN HAYALLER

Kendinize yeterli bir yaşam mümkün mü? Kendinize ne kadar yetiyorsunuz?

Kent yaşamını geride bırakıp yerleştiğimiz Marmariç Köyü’nü ziyarete gelenlerin en çok sorduğu sorulardan biri bu. Bir sürü detayı barındıran devasa bir kültürü ifade eden kendine yeterlilik konusunda kolaylıkla ağızdan çıkıveren bu soru, çok sayıda alt soruyu barındırıyor: Mutfak ihtiyacınızı kendi bahçenizden karşılayabiliyor musunuz? Ürettiğiniz enerji yetiyor mu? Giysilerinizi kendiniz mi üretiyorsunuz...

Kışı sert, 650 metre yükseklikte poyrazı bol, yazları kurak, yerüstü sularının yok denecek kadar az olduğu bir coğrafyada gıda yetiştirmek, üstelik mevsimlik olarak 11 kişilik bir topluluğun bütün gıda ihtiyacını karşılamak kolay değil. Yapabildiklerimiz, coğrafya, iklim, deneyim, sürekli toprağa emek verecek ve pazarlama faaliyetleriyle ilgilenecek insan sayısı ile sınırlı.

Şimdilik zeytinyağını, pekmezi, sirkeyi, kiraz, dut, erik, elma, armut gibi yaz meyvelerini kendi ürünlerimizden elde ediyoruz. Yaz aylarında coğrafi şartlar nedeniyle çok kısıtlı bir zamanda üretebildiğimiz domates, fasulye, biber, kabak gibi sebzeler mutfağımızın sadece bir aylık ihtiyacını karşılayabiliyor. İhtiyaçlarımızın çoğunu yörede tanıdığımız çiftçilerden ediniyor, onların doğa dostu ürün yetiştirmelerini teşvik ediyoruz. Örneğin yakınımızdaki Çınardibi Köyü’nden komşumuz Nedret, bizim için de patates yetiştiriyor, balımız doğal yöntemlerle arıcılık yapan komşumuz Volkan’ın kovanlarından... Yoğurdumuzu komşumuzun ineklerinin sütünden yapıyor, yumurtamızı komşumuzun tavuklarından alıyoruz.

Temel ihtiyaçlarımızı karşılarken izlediğimiz bir yol var. Olanaklarımız elverdiğince kendi topluluğumuzdan, sonra komşularımızdan, ardından yöredeki çiftçi ve ustalardan ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışıyor ve karşılayamadıklarımız için halkayı giderek genişletiyoruz. Ve her seferinde gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sorguluyoruz. Yapı, bakım gibi işlerde yerel ustalarla çalışıyor, yerel malzemeler kullanmaya özen gösteriyoruz. Üretemediklerimizi komşularımızın doğal yollardan üretmesine destek oluyor, ürünlerini pazarlama sıkıntısı çekenlere destek oluyoruz. Enerjimizin bir kısmını kendimiz üretiyoruz, suyumuzun bir kısmını da yakındaki kaynaktan temin ediyoruz.

Kendine yetmek, bizim gibi küçük topluluklar için hemen her konuda yerel ve bölgesel işbirlikleriyle bir yere kadar mümkün olabiliyor. “Bir yere kadar” diyorum, çünkü bilgisayar, traktör gibi şeyleri satın almak zorundayız. Ancak bunları mümkün olduğunca verimli ve uzun süre kullanmaya çalışıyoruz.

Günümüzde tamamen kendine yeterli bir yaşam kurmak bir ütopya gibi görünse de, geleneksel yaşam kültüründen süzülerek bugüne ulaşan bilgi ve deneyimleri günümüz teknolojisinin bilgi ve birikimiyle birleştirip, topluluk olma ve işbirliği yapma becerisine sahip olanlar, kendine yeterlilik konusunda daha fazla söz sahibi olabiliyor.

Dünyada ve Türkiye’de kendine yeterli bir topluluk hayalini gerçekleştirmek üzere çaba gösteren çok sayıda insan ve topluluk var. İskoçya’da Findhorn, Hindistan’da Auroville, İtalya’da Damanhur gibi topluluklar, uzun yıllardır gösterdikleri emek ve çabanın sonucunda gıdadan enerjiye, yapı teknolojilerinden eğitime kadar pek çok konuda kendine yeterliliği büyük oranda sağlayabilmiş durumda.

Ekosistem ihtiyaçlarını gözetirken, yeterliliği ve sürdürülebilirliği esas alan permakültür öğretisinin kurucusu Bill Mollison gıda, enerji, barınak, ulaşım, eğitim, sağlık gibi konularda kendine yeten bir topluluktan söz etmek için bir yerleşimin en az 30 ila 200 haneden oluşması gerektiğini söylüyor. Daha küçük topluluklarda ise kendine yeterlilik konusunda yerel, bölgesel işbirlikleri önem kazanıyor. İşbirliği yapabildiğimiz ölçüde zenginleşiyoruz. Permakültür, doğanın çeşitliliği ve istikrarından ilham alarak, bir sistemde yaşayan tüm canlıların gıda, enerji, barınak ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçlarının sürdürülebilir bir şekilde karşılanabileceği kendine yeterli sistemlerin oluşturulması konusunda tasarımlar önerir.

Yeşil ekonomi, ya da ekolojik ekonomi savunucuları da “daha fazla”yı körükleyen tüketim ekonomisinin aksine, “yettiği kadar”ı temel alan sade bir yaşamdan söz ederken, rekabet yerine işbirliğini öneriyor. Hem kırsalda doğa dostu üretimi, hem de kırkent arasında bu tür işbirliklerini desteklemek, kendine yeterli bir yaşamı da desteklemek anlamına geliyor

İskoçya’daki Findhorn (üstte), Hindistan’daki Auroville (karşı sayfada) gibi topluluklar gıdadan enerjiye, yapı teknolojilerinden eğitime kadar pek çok konuda kendine yeterliliği büyük oranda sağlayabilmiş durumda.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.