Vadideki labirent

Atlas - - İçİndekİler -

Kuzeyde Köroğlu ve güneyde Sündiken dağ silsileleri arasında uzanan Orta Sakarya Havzası, dik yamaçlara sıkışmış boğazları ve bereketli ovalarıyla benzersiz manzaralar sergiliyor.

Kuzeyde Köroğlu ve güneyde Sündiken dağ silsileleri arasında uzanan Orta Sakarya Havzası, dik yamaçlara sıkışmış boğazları ve bereketli ovalarıyla benzersiz manzaralar sergiliyor. Sakarya Nehri’nin Eskişehir ve Bilecik il sınırları içinde yer alan bu bölgesi şaşırtıcı derecede bakir kalmış, doğal ve kültürel dokusunu korumuş bir diyar.

A nkara ve İstanbul’un neredeyse tam ortasında, bir şekilde gözlerden uzak kalmış, doğal ve kültürel dokusunu büyük ölçüde korumuş bir alanın varlığı başlangıçta şaşırtıcı gelebilir. Ama Sakarya Vadisi’nin Bilecik ve Eskişehir il topraklarına yayılan, “Orta Sakarya Havzası” olarak bilinen bölümü tam da böyle bir yer. Doğu-batı yönünde yaklaşık 120 kilometre, kuzey-güney yönünde 60 kilometre uzanan havza tezatlarla dolu, dramatik bir coğrafya kesiti…

Anadolu’nun önemli akarsularından Sakarya’nın geniş havzası, doğduğu yerden Karadeniz’e döküldüğü noktaya kadar coğrafi açıdan üç bölüme ayrılır. “Orta Sakarya” bölümü kuzeyde Köroğlu, güneyde Sündiken dağ sistemlerinin oluşturduğu dik yamaçların arasına sıkışmış boğazlara ve ince uzun biçimli, alçak rakımlı ovalara ev sahipliği yapar. Yöre aynı zamanda özgün mikroklimasıyla da sıra dışı. Örneğin Eskişehir’in Çatacık Ormanları amansız kışları ve sarıçam ormanları ile dikkat çekerken yanı başındaki Sarıcakaya ilçesi Akdeniz’i aratmayan sıcak havası, kızılçamların arasındaki zeytin ve nar bahçeleriyle hayret uyandırır.

Bu coğrafyaya Bilecik’in Osmaneli ilçesinden girdim. Coşkuyla boz bulanık akan Sakarya Nehri’ne yatağı adeta dar geliyordu. Bayırköy’den itibaren ana yoldan ayrılıp suyu takip ettim. İlk boğazı geçtikten sonraki düzlükte nehir naylon seralar ve yamaçlara serpiştirilmiş mermer ocaklarının arasında menderesler yaparak kendine yol bulmaya çalışıyor gibiydi. Taş yüklü kamyonlar ve römorklu traktörler dar ve tozlu yolda ilerliyordu. İkinci boğazın çevresi ise insan etkisinden daha uzak ve bakir kalabilmişti.

Günü Söğüt’te noktalamadan önce Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babası

Ertuğrul Gazi’nin türbesini ziyaret ettim. Buralar aynı zamanda ileride hızla güç kazanıp büyüyecek imparatorluğun filizlendiği topraklardı. Ertesi gün yine Söğüt yakınlarında Orta Sakarya yöresinin izlenebildiği bir tepede inşa edilmiş Dursun Fakıh Türbesi’ni görüp İnhisar yönüne devam ettim.

Vadinin kuzeyinde, İnhisar ve Yenipazar ilçe sınırlarındaki Harmankaya Kanyonu yörenin en ilginç doğal güzelliklerinden. Duvarları 600 metreye kadar ulaşan kanyonun özellikle çıkışa yakın bölümü yer yer üzeri kapalı, çok dar bir yarık biçiminde. Suyun debisi yüksek olduğundan değil girmek, yaklaşmak bile güç. Ancak mermer ocaklarının bulunduğu tepeden kanyonu seyretmek mümkün. O sırada gökyüzünde daireler çizen kartal ise manzarayı çok daha iyi izleyebiliyordu kuşkusuz. Kanyon yakınlarında, Yenipazar ilçe merkezinin doğusundaki Suuçtu Şelalesi de az bilinen bir güzellik. Şelale, çevresindeki bitki zenginliğiyle de dikkat çekici.

Eskişehir sınırını geçtikten sonra Sakarıılıca termal kaynaklarıyla bilinen Mihalgazi ilçesi karşıladı beni. Yalnızca birkaç kilometre ötede ise

Sakarya Nehri, hem yüzyılları aşan medeniyetlere, hem de modern zamanların tarım ve yerleşimlerine can vermiş.

Sarıcakaya ilçesi. Ekonomisi tarıma dayalı bu iki ilçe nüfuslarının azlığı ve sükunetleriyle dikkat çekiyor; oysa Eskişehir il merkezi yalnızca 35 kilometre ötede.

Sarıcakaya’da Fehmi Uslu ile tanıştım. Yörenin tarihini, karış karış her köşesini tanıyan Uslu, ayrıca asırlar boyunca Sakarya’nın suyuyla bahçeleri sulamış, ama artık tarihe karışmış su dolaplarından birini eski usullerle yeniden inşa ederek önemli bir işe imza atmış. Su dolaplarının ömrünün yalnızca birkaç yıl olduğunu hatırlatan Fehmi Uslu, kendi yaptığı su dolabının önünde Yunus Emre’nin dizelerini okuyarak beni de duygulandırdı. “Benim adım dertli dolap / Suyum akar yalap yalap / Böyle emreylemiş Çalap / Derdim vardır inilerim…”

Sarıcakaya’nın kuzeyindeki Beyyayla Köyü’nün iki kilometre batısında Beyyayla Düdeni bulunuyor. Buraya dik ve virajlı bir yolu kat ederek ulaştım. Yatay mağaranın üç gözlü ağzı hayli geniş ve yüksek olmasına rağmen kısa mesafe içinde daralıyor. Biraz ilerledikten sonra karşıma çıkan ilk engel derince bir gölet. Burayı kafa fenerimle inceleyip en sığ noktayı bularak ve elimdeki tripodu da baton gibi kullanarak geçtim. Sert bir kıvrımı dönünce artık giriş ağzından içeri en ufak ışık ulaşmıyordu. Sonra uzunca süre böyle başka bir su birikintisi olmaksızın dikkatlice devam ettim. Tek başınaydım, mağara soğuk ve sessizdi. Duyulan tek şey suyun hafif şırıltısıydı. Ancak metrelerce yüksekteki kovuklara sıkışmış dal parçaları buranın şiddetli yağışlarda ölümcül bir yer olabileceği konusunda uyarı niteliğindeydi. İleride ilkinden daha derin bir suyu geçerken belime kadar ıslandım. Biraz ürpermiştim. Ardından mağaranın çıkış ağzından sızan ışığı fark ettim; nihayet yaklaşık 450 metrelik mağaranın sonunu işaret ediyordu. Mağaradaki bu yürüyüşte geçen yarım saat, bir insanın hayat yolculuğunun da alegorik anlatımı gibiydi…

Ertesi sabah Sakarya Nehri’nin güney yakasında kale duvarı gibi yükselen volkanik Bozaniç Tepesi’nin çevresindeydim. Buraya 20 yıl önce de gelmiş, o dönemde yaban domuzlarıyla karşılaşmıştım. Akşama doğru Laçin Köyü’ne ulaştım. Maden suyu fabrikasının yanından geçerek daha güneyde, ormanların içinde, kimselerin olmadığı mesire yerine geldim ve Gelin Çeşmesi’nin aktığı yeri kızıla boyayan mineralli sudan içtim.

Orta Sakarya Havzası’ndaki son durağım ise Yenice Barajı’ydı. Burası aynı zamanda 2005 yılında Atlas’ta yayımlanan “Üç Baraj” konumun çalışma bölgesinin en batı noktasıydı. Yıllar sonra Sakarya Vadisi’nin bu gözlerden ırak, ama rengârenk köşesinin öyküsü kaldığı yerden devam edecekti…

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: TURGUT TARHAN

Sakarya Nehri, Bilecik’in Selbükü yerleşimi yakınlarında kıvrımlı bir akış yatağı oluşturmuş. Akarsuyun kıyısındaki sazlıklar ve söğüt ağaçları zengin ekosistemin önemli bir parçası. Ancak, bölgeye yayılan kum ocakları doğal dengeyi zedeliyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.