At, kartal, dağlar...

Her Kırgız “at, kartal, dağlar bizim ülkemizin karakteridir” der. Durup Manas Destanı’nı ekler sonra. Dünyaca ünlü yazar Cengiz Aytmatov’dan, “Tanrı’nın gözü” Issık Göl’den söz eder. Kırgızlar, geleneklerini ve modern dünyayı iç içe yaşatıyor, yarına baka

Atlas - - İçİndekİler - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ŞAHAN NUHOĞLU

Kırgızlar, geleneklerini ve modern dünyayı iç içe yaşatıyor, yarına bakarken göçebe kültürünü de koruyorlar.

“Yakışıklı olanı tercih ederdim. Kadir’i. Kadir İnanır’ı yani...” Bunu derken yüzünde zarif, ama muzip bir gülümseme belirdi. Büyük Kırgız edebiyatçı Cengiz Aytmatov’un Tatar güzeli eşi Maria, gözlerini SelviBoylumAlYazma

lım’ın afişinden alıp pencereden uzaklara çevirdi. Ovada bir tren ıslığı yankılanmıştı. Şimdi buğulanan yorgun gözlerinde koca 20’nci yüzyılın ıstıraplı Orta Asya tarihini satır satır okumak mümkünmüş gibi göründü...

Kasvetli bir memleket değil ama burası. Heybetli dağların çerçevelediği yemyeşil bir kent Bişkek. Geniş yollar daha geniş olanlara açılıyor. Tabelalar iki dilli, Kiril alfabesinin altında Latinceleri. Almatı ve Taşkent sapakları geride kaldı. Trafik sağdan akıyor, ama o da ne, kimi arabalarda direksiyon sağda mı? Şehir merkezi dümdüz bir ovaya kurulmuş. Bütün yollar birbirini dik kesiyor, ızgara planlı muntazam bir yapılaşma. İkinci şok, yayalar geçiş üstünlüğüne sahip. Bir ucu Sibirya’ya dek uzanan merkez garın önünde, Kızılordu’nun efsanevi generallerinden Mihail Frunze’nin adını taşıyan bulvar o kadar geniş tasarlanmış ki, içine koca bir parkı bile yerleştirebilmişler. Sovyetler zamanında başkent Bişkek onun adını taşıyormuş. Frunze’nin sureti bize yabancı gelmeyebilir, çünkü kendisi İstanbul Taksim Meydanı’ndaki Özgürlük Anıtı heykelinde yer alan iki Sovyet generalinden birisi. 1921’de olağanüstü elçi olarak Ankara’ya gelmişti.

Peki, Cengiz Bey’in edebiyatı bugünün dünyasında bize ne söylüyor? “Büyük bir romantikti” diye devam ediyor Maria: “İyi ve kötünün mücadelesinde daima iyinin tarafında saf tuttu, hayatının amacı insanların yüreğine iyilik tohumları ekmekti. Fakat artık dünya çıkar ilişkileri ekseninde dönüyor.” İçinin acıdığından dem vuruyor; hükümet yetkililerinin müzeyi ziyaret etmediğinden, hiç destek alamadıklarından: “Cengiz’in ruhunu yaşatabilmek adına ailece seferber olmuş durumdayız. İnsanlar paraya tapar oldu, ama sonraki nesilleri nasıl yetiştireceğiz?”

Cengiz Aytamov henüz dokuz yaşındayken, babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistan’ında

seçkin bir devlet adamıydı. 1937’de tutuklanıyor ve 1938’de kurşuna diziliyor. Stalin’in baskıcı rejiminde bir gecede katledilen 137 aydından biri. Aralarında Kırgız alfabesinin yaratıcısı Kasım Tınıstanov, ilk devlet kurucusu Cusup Abdırahmanov, Orta Asya’da ilk açık kalp ameliyatı yapan bir doktor, ilk uçak fabrikasının hayalini kuran bir mühendis, eğitim bakanı gibi dönemin önde gelen figürleri var. Hepsi de Kırgız mı? Değil. Yahudisi de var, Ukraynalısı da... Bu aydınlar Stalin’in 1937’deki tasviyesinde tarihten silindiler. Bişkek’in 30 kilometre güneyindeki Çontaş Köyü’ndeki taş tuğla ocağı Kırgızların “kaymak”larına mezar olacaktı.

Ancak cinayeti görmemesi gereken birileri hep olur ya. İşte o birisi, Aytmatov’un roman karakteri olabilecek bir bekçiydi: Abıkan Kadıraliyev. 1930’ lu yıllarda SSCB İçişleri Bakanlığı’nın yazlığı olarak kullanılan Çontaş Kayak Tesisleri’nde görevli bir memur. Bir şeylerin ters gittiğini ve

ocaktan gelen nahoş kokuların farkına varan Abikan, seneler sonra, 1973’te ölüm döşeğindeyken kızına “ileride uygun şartlar oluştuğunda katledilen masum insanların varlığından toplumu haberdar etmesini” vasiyet ediyor. Meşhur duvar yıkılıyor, Sovyetler çöküyor, Abikan’ın kızı soluğu devlet makamlarının yanında alıyor. Mezarlar kazılıyor, kemikler çıkarılıyor, kimlik tespitleri yapılıyor ve bugün Ata Beyt (Ata Mezarlığı) denilen sahanın ortasında anıtlaştırılarak tekrar gömülüyor.

KARTALLA YAŞAMAK

Orta Asya halklarını anlayabilmek için elimizde bir karine daha var: Avcılık. Kartalla, okla, ya da köpekle... Issık Göl ili sırtlarında Bökönbaev Köyü’nde küçük bir gösteriye davetliyiz. Gezimanya’nın bize sağladığı rehber Aya Bapaeva eşliğinde konunun inceliklerine nüfuz ediyoruz: “Avcılık, binlerce yıldır pek çok kavim gibi Kırgızistan sakinleri için de geçim kaynaklarından biri. İnsanlar, etiyle beslenmek, derisinden barınak

Kırgızistan’da Manas Destanı bir varoluş kültü olarak dilden dile dolaşıyor. Manas üzerine yazılmış binlerce kitap ve sözlü anlatıcılar ülkenin kültürel dokusunda önemli yer tutuyor.

ve giyim yapmak için taş, demir, ağaç, kemik gibi maddelerden silahlar yaparak çevredeki küçük-büyük hayvanları hedef aldı. Ayrıca, bu işte kendilerine yardımcı olacak köpekleri ve yırtıcı kuşları eğittiler. Kaya resimlerindeki av sahnelerinde atalarımız tarihin kuytu derinliklerinden el sallar bize.”

Bugün geçimlik bir ekonomi yaratma maksadıyla avcı kuşlarla ilgilenmiyor bu gençler. Veterinerlik, ekoloji mühendisliği, otomasyon eğitimlerini sürdürüyorlar. Fakat dedelerden yadigâr bu ata sporunu sürdürebilmeyi değerli buluyorlar. Yırtıcı kuşlarla av, Kırgızistan’da iki yılda bir düzenlenen Dünya Göçebe Oyunları programında olmazsa olmaz bir yarışma dalı. Sabır, şefkat ve özen gerektiren zor bir iş. Avcı, evvela işe, uçabilen bir yavru kuşu yakalamakla başlıyor. Yere serilen ağ ve canlı yem yardımıyla yakalanan kuş birkaç gün aç ve uykusuz bırakılıyor. İlk başta yabani kartal insan elinden et almaz, ona saldırırmış, ama gün geçtikçe yatışırmış. Eğitimlerin en can alıcı noktası, uçurulan kuşun sahibine geri dönüp dönmemesi. Usta kuş terbiyecisi Mirlan Kalilov anlatıyor: “Kartal bakımı çok meşakkatlidir. Onlara her gün taze et (beklemiş et katiyen olmaz) sunmak, sabah-akşam dışarı çıkarmak ve temiz tutmak zorundasınız. Zorluklarına rağmen bu bir hastalık, hem de tedavisi olmayan ve ömür boyu

Kartalla, okla ya da köpekle... Tarihten beri Kırgızlar için avcılık bir tutku. Bökönbaev Tepeleri’nde bir kartal terbiyecisi az önce avını yakalayan kuşuyla gururlandığını bütün duruşuyla vurguluyor.

Bişkek’te bu yıl hizmete giren Mahmut Kaşgari Camii’nin iç mimarisinde, bu çağla geçmiş arasında köprü kurulması amaçlanmış (en üstte). Bişkek’in yamaçlarındaki kır düğününde Türkiye’den gelen gelin, çiçeğini arkasında bekleyen bekârlara atmak üzere (üstte).

Çolpan Ata şehrinde bulunan Ruh Ordo Kültür Merkezi, Kırgız geleneklerine dair birçok eser barındırıyor. Burada Manas Destanı’nın en büyük icracılarından Sayakbay Karalaev’in heykeli de yer alıyor.

Kırgızistan kırsalında, hayvancılıkla uğraşan halk bugün de keçe çadır ve giysiler kullanıyor. Bökönbaev kasabasındaki keçe yapım atölyesinde kırkılmış yünlere sıcak su verilerek birbirine yapışması sağlanıyor. Bu, keçe yapımı için önemli adımlardan biri.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.