Gıda bağımsızlığına veda

Türkiye sürdürülebilir ve bağımsız tarımsal üretimden uzaklaşıyor. 27 yılda dört milyon hektar tarım alanı yok oldu. Mercimek yetiştirilen alanlar 20 yılda yüzde 60 azaldı, Kanada’dan ithalat yapılıyor. Öte yandan tüketicinin gıdaya ödediği bedelin dörtte

Atlas - - İçİndekİler -

Osabah kahvaltıda konumuz fındıktı. Köyden bir arkadaşımızın Fatsa’dan gelen annesi ve teyzesi fındık hasadını bitirmiş ama geçen yıl olduğu gibi bu yıl da umdukları fiyattan satamamışlardı. Mediha Hanım, mahsulü makul bir fiyata satabilmek için, küçük ve içi boş fındıkları tek tek ayıklamış ama koca çuvallarda iki, üç tane boş ve çürük fındık çıktığı için tüccar fiyat kırmıştı. “Eskiden fındığı topladığımız gibi satardık. Şimdi çuvaldaki boş fındıklar fiyatın düşmesine neden olduğu için tonlarca fındığı saatlerce oturup, pirinç gibi tek tek seçiyoruz” diye anlatmıştı.

Aynı gün, Ordu’da fındığını beklediği fiyattan satamayan çiftçilerden biri, baltayı alıp ağaçlarını kesivermişti. Yaşadığım coğrafyadaki kiraz bahçeleri de birkaç yıl önce benzer bir olaya sahne oldu. Bazı çiftçiler, tüccar çok düşük fiyat verince kiraz ağaçlarını kesti. Gübreleme, budama, çapalama, sulama, toplama derken bütün yıl verilen emeğin karşılığı tüccarların iki dudağının arasındaydı. Koca kasalarda birkaç küçük kiraz bulan tüccar, bunu fırsat bilip, fiyatı düşürüyordu. O yıl tüccara 70 kuruştan sattığımız kirazın marketlerde 16 lira olduğunu öğrendiğimizde, kirazı doğrudan gıda topluluklarına satmaya ve pekmezini yapıp, kurutarak saklamaya karar verdik. Böylece gıda topluluklarının üyeleri de hem tanıdık çiftçiden satın almış, hem de daha hesaplı alışveriş etmiş oluyorlar.

Biz doğa dostu üretim yaptığımız için zirai ilaç, sentetik gübre ve tohum gibi maliyetleri hesaplamak zorunda kalmadığımız halde çoğu zaman diğer maliyetleri karşılamakta zorlanıyoruz. Ancak çoğu çiftçi mazot, tohum, işçi ve ilaç gibi maliyetlerin altında eziliyor. Üstelik yılda 10,5 milyon liralık mazot tüketen çiftçiler bunun yaklaşık 9 milyon lirasını ÖTV ve KDV olarak ödüyor. Buna karşın hayvancılık dahil çiftçiye verilen destekler yılda 12 milyon lirayı geçmiyor. Tüketicinin gıdaya ödediği bedelin dörtte üçü aracının cebine girerken, sadece dörtte biri küçük çiftçinin gelir hanesine geçiyor. Maliyetleri karşılayamayan çiftçiler soluğu bankada alıyor ve kredi ve borçla tarımı sürdürebiliyor.

Hal böyle olunca köylüler gıda üretmeyi bırakıyor; arazisini satıp, başka işlere yöneliyor, ya da göç ediyor. Yanı başımızdaki Çınardibi Köyü’nde de benzer bir durum yaşanıyor. Bir zamanlar topraktan kazanan köylülerin çoğu artık kilometrelerce ötedeki fabrikalarda işçi olarak çalışıyor. Organik yumurta üreticisi komşumuz İlhan Arsu, “25 yıl öncesine kadar her gün köyden meyve sebze haline iki kamyon salatalık giderdi, diye anlatıyor: “Şimdi ise evinin ihtiyacı için sebze yetiştirenler dışında bostan yapan yok.”

Türkiye’de tarımdan geçinen nüfus 1996’da dokuz milyon kişiydi. Bu sayı 2013’te altı milyon kişiye düşerken, ekilmeyen, ya da yapılaşmaya açılan tarım alanları nedeniyle son 27 yılda dört milyon hektarlık tarım alanı yok oldu. Sonuç; mercimek üretim alanları son 20 yılda yüzde 60 azaldı ve Türkiye mercimeği Kanada’dan satın alır hale geldi. Geçmişte buğday üretiminin tüketimi karşıladığı ülkemizde artık makarna üretimi için kaliteli buğday ithal ediliyor.

Tarımsal üretim ve gıda bağımsızlığının var olmadığı bir ülkede ne sürdürülebilirlikten, ne de bağımsızlıktan söz edilebilir. İlaç, suni gübre, tohum gibi dış girdilere bağlı kalmadan doğa dostu üretim yapan çiftçiler hem gıda bağımsızlığının güvencesi, hem de maliyetleri konvansiyonel tarımda olduğundan daha az. Ayrıca doğa dostu tarımda kimyasallardan edilen tasarruf da yerel işgücüne aktarılıyor; sadece insan yararına değil, toprak, su ve tohumlar da korunuyor.

Hastalıklara ve iklim değişikliklerine daha dayanıklı yerel tohum kullanımını özendirdiğimiz, ilaç ve kimyasal gübreler yerine toprağı besleyen ve zenginleştiren, dolayısıyla o topraktan beslenen bitkiyi de güçlü kılan yöntemleri desteklediğimiz, çiftçinin emeğinin karşılığını alabileceği, alıcının üreticiyi tanıyıp destekleyeceği ”gıda türetim toplulukları” oluşturduğumuz, tarım alanlarında yapılaşmayı önleyen politikaları desteklediğimiz ölçüde bağımlılıktan kurtulup kendine yeterli bir sistem oluşturabiliriz.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.