Karanlıktan sıyrılan

İnsanlığın “ütopya” dediği özlemler, yeryüzündeki en sert ve en kanlı koşullarda, Birinci Dünya Savaşı’nın göbeğinde sahneye çıktı. 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi, salt cereyan ettiği coğrafyayı değil, dünyanın büyük bölümünü de derinden etkile

Atlas - - Gezgİnce -

Başlangıçta birçok biçimde adlandırıldı: Rus Devrimi, Bolşevik Devrimi, Ekim Ayaklanması, ya da Rusya'da o yıllarda da önemli ölçüde geçerli olan eski takvime göre 25 Ekim 1917'de yaşandığı (miladi takvime göre 7 kasım) için “25 Ayaklanması” dendi. Ve nihayet, bu hareketi gerçekleştirenler tarih sayfalarına “Büyük Sosyalist Ekim Devrim” olarak yazdırdılar... 20. yüzyılı derinden etkileyen bu en büyük siyasal altüst oluş, bir süre sonra dünya siyaset literatürüne Ekim Devrimi olarak yerleşti.

Stefan Zweig, bu sürecin başlangıcını anlattığı makalesine, “Kurşun Mühürlü Tren” adını verdi. Makale, 1917'de gizlice Rus topraklarına giren Vladimir İliç Ulyanov'u, yani devrimin lideri Lenin'i anlatıyor. İsviçre'nin Zürih kentinde politik sürgündeki bu tıknaz adam, bir ayakkabı tamircisinin kiracısıdır. Sabahtan akşama bütün zamanını kent kütüphanesinde ve doymaz bir iştahla kitap okuyarak geçirir. Fakat bir sabah kütüphaneye gelmez. Zira, aldığı bir haber, Rusya'da devrim olduğunu bildirmişti.

Hakikaten de 23 Şubat'ta (eski takvime göre 8 Mart) Petrograd işçileri, kadınların çoğunlukta olduğu iktidarı ve mevcut düzeni protesto eden bir gösteri, büyük dalganın en belirgin adımı olmuştu. Çar, orduyu ve Kazak askerleri gösterileri bastırmakla görevlendirir. Ancak savaştan yorgun düşmüş askerler, subayların, “halka ateş” emrine karşı çıkmakla kalmaz, silahlarını subaylara doğrultur. İsyanın büyümesi üzerine Çar II. Nikolay, kardeşi Mihail lehine tahttan feragat etti. Gel gelelim Prens Mihail isyanın boyutlarından kokarak tahtı reddetti. Böylece Rusya'da 350 yıllık çarlık yönetimi ve 300 yıllık Ro- manov Hanedanı tarihe karıştı.

Ne var ki Zürih'teki adam birkaç gün sonra, gerçekleşen bu devrimin sadece Rus çarını iktidardan indirdiği, ancak, Prens Georgi Yevgeneviç Lvov yönetiminde gelen yeni yönetimin halkın özlemlerine yanıt vermediğini anladı. İnsani ve adil bir çalışma düzenini getirecek yasaları çıkarmak, savaş cephelerine milyonlarca insanın acil barış özlemlerine yanıt vermek bir yana, tam tersine; yeni bir diktatörlük olmuştur.

Lenin tam bu aşamada karar veriyor ve “dün erkendi, yarın geç olacak” diyordu; çünkü bu karmaşanın, yıllardır uğruna hapis yattığı, sürgünlere gittiği devrim için büyük bir olanak olduğunu derinden sezmiş ve ne pahasına olursa olsun Rusya'ya gitmeye karar vermiştir.

Rusya'yla savaşta olan Almanya'ya karşı ABD'nin de bir cephe açması, Alman Devleti'ni korkutmaktadır. Lenin, Alman hükümetine, Rusya'yı savaştan çekebileceğini, ancak kendisinin ve arkadaşlarının Alman topraklarından geçirilmesini dikte eden bir anlaşma sunar ve kabul ettirir. Bu yolculuk, Lenin'in “Alman Ajanı” olarak suçlanmasından, “Rusya'yı savaş cephesinde küçük düşüren adam” damgası yemesine varana dek pek çok risk taşımaktadır. Ancak karar verilmiş ve yola çıkılmıştır.

Tren St. Petersburg'daki Finlandiya İstasyonu'na vardığında, o zaman dek Rus siyasal hareketi içinde küçük bir parti olarak tanımlanan Bolşeviklerin topladığı binlerce işçi karşılar Lenin'i. İlk kitlesel konuşma burada yapılır. Zweig'in deyimiyle “mermi böyle patladı.” Milyonlarca işçinin grevleriyle sarsılan topraklarda “barış, ekmek ve adalet” sloganı atılıyor; Lenin, daha sonra Nisan Tezleri adıyla ya- yımlanacak kitabına konu ettiği asıl meseleyi burada toplananlara söylüyordu: “Bütün iktidar sovyetlere!” Yani, işçi, öğrenci ve asker birliklerinden, kentlere, köylere, bölgelere ve büyük toprak çiftliklerindeki köylülere kadar halkın kendi içinden çıkan yönetim birimleri, asıl iktidarın sahibi olmalıydı. Eski adıyla Petersburg, 1917'deki adıyla St. Petrogard, yeni ayaklanmanın ve siyasal kamplaşmaların merkezi oldu.

Çarlık yanlılarıyla, büyük sermayeyi temsil edenlerle, onlara karşı olanlar arasındaki ve her kesimin kendi içindeki çatışmaların aleviyle ortalığı yakıp kavuran iç savaşın içinde hükümet bir kez daha el değiştirdi. Ortalığı eski çarlık ve toprak sahiplerini de kayırarak toparlayacağına inanan Kerenski hükümete geldi. Bolşeviklerin kadroları tutuklanmaya başlandı ve Lenin, hakkında verilen idam kararından ötürü sığındığı Finlandiya'dan yeniden ve gizlice Petrogard'a girdi. Ve acil olarak, savaşa karşı yayımlanan bildiriyi, daha sade ve çarpıcı biçimde yeniden dolaşıma soktu: “Savaş, politikanın şiddet aracıyla yürütülmesidir. Bundan çıkarı olanlar, barışı pahalıya satmak isteyecektir. Biz, dünya halkları için kayıtsız, koşulsuz, pazarlıksız bir barış istiyoruz.”

24 Ekim (6 Kasım) 1917'de Bolşevikler Petrograd'da, Kerenski'nin öne çıktığı hükümete karşı harekete geçti. Cezaevlerindeki Bolşevik tutuklular serbest bırakıldı. 25 Ekim (7 Kasım)'de 10 bin kadar Kızıl Muhafız güçlü tüm hükümet binalarını ve stratejik mevkileri ele geçirdi. Smolny Enstitüsü binasını üs haline getiren Lenin ve kadroları her şeyi buradan yönetiyordu. O gün Kışlık Saray düştü.

Tüm bankalar kamulaştırıldı; tüm fabrikaların denetimi sovyetlere geçti; tüm banka hesapları hazineye aktarıldı; kili-

selerin mal varlıkları (banka hesapları da dahil) devletin oldu; günlük çalışma süresi sekiz saate indirildi; çarlık hükümetinin bütün dış borçları reddedildi; ülkenin tüm doğal kaynakları kamulaştırıldı; idam cezası kaldırıldı; kilisenin devlet üzerindeki otoritesine son verildi; din ve inanç özgürlüğü getirildi, ama dini propaganda için devlet bütçesinden yapılacak harcamalar yasaklandı; kadınlara seçme-seçilme hakkı verildi; medeni kanun kabul edilerek, nikâh ve boşanma hakkı yasallaştı; soyluluk unvanları kaldırıldı; çalışanlara, çocuklara ve çalışamayacak durumda olan yaşlı ve hastalara sosyal güvence sağlandı; eğitim ücretsiz ve mecburi hale getirildi; laik bir eğitim sistemi getirilerek kilise-eğitim ilişkisi yasaklandı; çocuk işçi çalıştırılması yasaklandı.

Bütün bunlar olurken, Lenin, bir suikastçı tarafından vuruldu. Omuriliği zedelendi ve geçirdiği felç nedeniyle aktif siya- setten çekildi.

Ne var ki sovyetlerle vücut bulan toplumsal haklar, Avrupa başta olmak üzere dünyada büyük bir etki gücüyle yayıldı. Avrupa'da Hitler, Mussolini, Franco hareketlerinin büyük çoğunluğu çalışan kesimden ve işsizler ordusundan olan kitleleri bünyesinde toplamasıyla bu dönemin kapanacağını da düşünen sermaye kesimleri yanıldı. Milliyetçilik iksiriyle büyüyen bu kanal, toplumsal hakların yayılmasını da uzun yıllar erteledi, durdurdu veya yok saydı. Ancak, Hitler'in işgalciliğinin Kızıl Ordu'nun direnişiyle yenilmesi, başta Balkanlar olmak üzere büyük bir hatta antifaşist cephenin yaratılmasını sağladı. Kendi topraklarında yeni işçi dalgalarından, sosyal devrimlerden çekinen pek çok ülke, sosyal sigortaların bütün çalışanlar için zorunlu ve kesintisiz kabulünü, sağlık hizmetlerinin bunun bir parçası olmasını; eğitimin bütün aşamalarının zorunlu, pa- rasız ve hak sayılmasını bu büyük dalgadan sonra kabul etti. Ulaşım ve barınma hakkı kimi zorluklarla ve kesintilerle de olsa bunlara eklendi. Avrupa'nın; İngiltere'nin ve diğer pek çok sanayi ülkesinin gündemine “sosyal devlet” kavramı yerleşti. Kanada, ABD gibi ülkeler başta olmak üzere ırkçılıkla yaralı ülkeler, büyük ölçüde geri adım attı.

Sovyetler Birliği ve güdümündeki ülkeler, yola çıktıkları amaçlardan uzaklaştı, “yıktığını” söyledikleri “sömürü ilişkilerini” devraldı ve 1990'lara gelirken büyük çatışmalar eşliğinde yıkıldı.

Ekim Devrimi'nin 100. yılı Londra, Paris gibi büyük merkezlerde açılan olağanüstü sanat sergileriyle anılıyor. Ne var ki, çalışan milyonlarca insan, bu siyasal hareketin başlangıcında yeryüzüne getirdiği kazanımları, yine başta “sosyal devlet” kavramıyla anılan ülkeler olmak üzere, hızla kaybediyor.

ve ziyarete açılmış. Mozolenin Yas Salonu’nda cam bir fanusun içinde Lenin’in tahnit edilmiş naaşı sonsuz uykusunu sürdürüyor.

Naaşın başında fazla oyalanmadan ağır ağır yürüyüp geçiyorsunuz. Mozoleye girdiğiniz andan itibaren konuşmak, gülüşmek gibi şeyler yapmayın; zaten görevli askerler uyarıyor. Söylemeye gerek yok, fotoğraf çekmek de yasak.

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra, tıpkı heykelleri gibi Lenin’in mozolesinin de kaldırılmasını, naaşının defnedilmesini isteyenler olmuş, kampanyalar düzenlemişler… Bir zaman tartışıldıktan sonra, noktayı Putin koymuş: Mozole kaldırılmayacak. Tabii ilerde ne olur bilinmez.

Moskova’da Lenin’le ilgili ziyaret yerlerine biraz ara verelim. Hazır kentin içindeyken, Novodeviçi Mezarlığı’na kısa bir ziyaret yapalım. Evet, şair Nazım Hikmet orada yatıyor. Yaşlı, büyük bir ağacın gölgesinde, Abidin Dino’nun siyah bir granite oyduğu mezar taşının altında… Tıpkı şiirinde dediği gibi:

“Yürüyor adım adım / Yürüyor ağır ağır / Yürüyor.” Mezar, sadece Türklerin değil, başka uluslardan insanların da ziyaret yerlerinden biri. O sebeple olsa gerek, üzerinde her dem taze çiçekler var. Biz oradayken İranlı bir aile büyük yazarı ziyaret ediyordu. Kısaca sohbet ettik, coşkuyla “Nazım’ı tabii ki tanıyoruz” dediler. Nazım’ın karısı Vera’nın külleri de hemen yanı başında gömülü.

Novodeviçi Mezarlığı, onun kadar büyük ve kozmopolit olmasa da Paris’teki Pele Lachaise Mezarlığı’nı hatırlatıyor. Rusya’nın yakın tarihinin birçok önemli ismi bu mezarlıkta. Nikolay Gogol, Anton Çehov, Vladimir Mayakovski, Mikhail Bulgakov, Sergey Prokofyev bunlardan bazıları… Sovyetler Birliği Komünist Parti genel sekreterleri (siz devlet başkanı olarak okuyun) içinde sadece Kruşçev Kremlin’e gömülmemiş; o da Novodeviçi’de…

LENIN’IN IZLERI

Moskova’da Lenin’den geriye ne kaldı, diye soranlara önerilecek en etkileyici ziyaret yeri, şehir merkezinin yaklaşık 50 kilometre dışındaki Gorki Leninskiye kasabası… Yani Lenin’in hayatının son bölümünü geçirdiği yer.

Lenin’e 14 Mart 1918’de bir suikast düzenlenir. Bir fabrika ziyaretinin ardından Sosyalist Devrimci Parti üyesi Fanya Kaplan isimli kadının silahlı saldırısına uğrar. Üç kurşun Lenin’e isabet eder. Bunlardan biri omuriliğine çok yakın bir yerdedir ve o dönemin tıbbi imkânlarıyla kurşunun çıkarılması mümkün olmaz. İşte o kurşun, ilk olarak 1922 Mayıs’ında Lenin’in sağ tarafında kısmi felce neden olur. Aynı yılın Aralık ayında yaşadığı ikinci felç Lenin’i aktif siyaset hayatından uzaklaştırır ve sözünü ettiğim Gorki Leninskiye’de bir kır evine çekilir. 21 Aralık 1924’teki ölümüne kadar burada yaşar.

“Kır evi” dediysem de aslında birkaç evden oluşan bu malikâne, şimdi bir müze. Malikâne, çar yanlısı zengin bir aileye ait. Devrimden sonra Rusya’yı terk etmişler. Evde sadece yaşlı bir kadın kalmış. Bolşevikler de onu, eve Lenin’in ihtiyacı olduğunu söyleyerek “ikna etmişler”. Evin eşyalarına dokunulmamış. Hatta Çariçe II. Katherina’nın bir tablosu bile hâlâ duvarda. Lenin’in yanındakiler tabloyu kaldırmak istediklerinde Lenin izin vermemiş; “hiçbir şeye dokunmayın, burası bizim evimiz değil” demiş.

Hasılı, yatağı, yemek masası, çalışma masası, banyosu, kütüphanesi, bastonu, paltosu, çizmeleri… Her şey yerli yerinde. Arada bir kız kardeşinin gelip Lenin için çaldığı piyano, üzerinde partisyonlarla birlikte duruyor. Lenin’in okuduğu son kitaplar, son notları, Moskova’yla haberleştiği

Vladimir İlyiç Ulyanov, politik dünyada bilinen adıyla Lenin, sosyalist devrimin olanaklarını gördüğü Rusya’ya gizli yollardan girdi ve Finlandiya Tren İstasyonu’nda binlerce işçi tarafından, “Barış, Adalet ve Ekmek” sloganlarıyla karşılandı.

Lenin, 1918 yılında düzenlenen bir suikastta omuriliğinden yaralandı ve bir süre sonra felç geçirince, bir zamanlar zengin bir Rus ailesine ait olan bir malikâneye taşındı ve 1924’te burada öldü. Moskova’dan epey uzaktaki bu konak şimdi Lenin Müzesi. Ünlü liderin yatağı, yemek masası, kütüphanesi, son okuduğu kitaplar, mektuplar hep aynı yerinde duruyor (en üstte). St. Petersburg’un merkezi İsaac Meydanı’nı dev İsaac Katedrali süslüyor. Katedral görkemli altın yaldızlar, renkli mermerler, dönemin en usta ressamlarının fırçasından çıkmış süslemeler, heykeltıraşların yaptığı kabartmalar ve heykelleriyle bir mimarlık şaheseri (üstte).

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.