Istranca Ormanları’nda keşif

Dere yatakları, çavlanlar, ormanının sessizliği ve sesleri… Istranca Ormanları’nda her mevsim bütün bunlar değişerek sizi içine alıyor. Çatalca’nın Binkılıç Mahallesi’nin etrafında keşfedilecek birçok rota uzanıyor.

Atlas - - Içindekiler -

Binkılıç, İstanbul’un en büyük ilçelerinden Çatalca’nın Karadeniz’e yakın yerleşimlerinden. Yörede, bazıları Karadeniz’e kadar uzanan birçok yürüyüş rotası bulunuyor. Bunların büyük bir çoğunluğu da henüz yaygın olarak bilinmiyor. Biz de bu yürüyüş rotalarından birini keşfetmek için sabah erkenden yola çıktık. Kemerburgaz, Göktürk derken kendimizi Kıraç-Arnavutköy yolunda bulduk. Araçlı yolculuğumuz Binkılıç’ı 14 kilometre geçer geçmez bir derenin kenarında sona erdiğinde, kısa süre içinde vahşi bir doğanın içine dalacağımızı hiç düşünmemiştik.

Sonbaharın pastel renklerinin yavaş yavaş hâkim olmaya başladığı bir ormanın içinde, şarıl şarıl akan bir derenin kenarında yürüyoruz. Yürüdüğümüz orman yolu yapraklarla kaplı. Mantar toplayan birkaç kişiyle selamlaşıyoruz. Siyah bir mantarı toplayıp restoranlara satıyorlarmış. Henüz bulamamışlardı, ama inatla arıyorlardı. Yaklaşık 500 metre yürüdükten sonra kayaların içinde akan bir dere kesiyor önümüzü. Dere magmatik bir kaya olan granitin içinden geçiyor. Yani yaklaşık 1000 derecelik bir magma odasından geçiyoruz şu anda.

Bu yaşlı kayaları basamak olarak kullanıp derenin diğer yakasına geçiyoruz. Kısa bir süre sonra bir elma ağacının bulunduğu bir düzlük çıkıyor karşımıza. Burası çok güzel ve huzurlu bir kamp yeri. Birkaç metre aşağıdaki dere burayı daha da cazip hale getiriyor. Elma ağacının dibi çürümeye yüz tutmuş meyvelerle dolu. Ne yazık ki yöre halkı buralara kadar gelerek bu elmaları toplamıyor. Düzlükten kısa bir süre sonra dere ikiye

ayrılıyor. Soldan gelen dereden yürümeye olanak yok. Çok sık bitki örtüsüyle kaplı. Biz daha kolay olan orman yolunu takip ediyoruz. Yol tamamen taşla kaplı. “Off road” denen zor yol araçları bile güçlükle geçer. Doğadaki bozulmalar karşısında, “geçmesinler zaten” diyesi geliyor insanın.

Taş yolu geçince dere tekrar önümüzü kesiyor. Dereyi geçip, küçük bir yokuşu çıkınca yol tekrar ikiye ayrılıyor. Bu kez soldaki yolu takip ediyoruz. Kısa bir süre sonra soldan gelen dereye ulaşıyoruz tekrar. Bu mevsimde bile böylesine güzel akması Istranca (Yıldız) Dağları’nın su zenginliğinin göstergesi. Ormanın bu bölümü pastel Kırmızı meyveleri olan bir ağaç dikkatimizi çekiyor. Bu bir kocayemiş ağacı. Ağacın yanına gidiyoruz. Kocayemişler ideal kırmızı renklerini almış. Bu iyice olgunlaştıklarını işareti. Kahveden sonra kocayemiş ziyafeti çekerek karnımız da doyuruyoruz. Doğaseverim diyenlerin mutlaka doğada yenebilecek bitkileri de bilmeleri gerekiyor. Hiç umulmadık bir zamanda bu bitkilere ihtiyaç duyulabilir.

Yürümeye başladıktan sonra karşımıza geniş bir orman yolu çıkıyor. Sağa dönüyoruz. Yaklaşık yarım saat yürüyoruz. Daireyi tamamlamak için bir yerlerden sağa dönerek aşağı inmemiz gerek. Bu yol kısa sürede çıkıyor karşımıza. Sağa dinleniyoruz. Neredeyiz, nereye gideceğiz, geriye nasıl döneceğiz hiçbir fikrimiz yok. Bildiğimiz tek şey Tekirdağ Saray’ın Safaalan Mahallesi’yle Binkılıç arasında kalan bir ormanın içinde yürüdüğümüz.

Tekrar yola koyuluyoruz.

dönen dik bir yol ve yolun altındaki dereyi takip etmeye karar veriyoruz. Bu dere muhtemelen bizi geldiğimiz noktaya ulaştıracak. Aslında GPS de kullanabiliriz, ama bu şekilde ilerlemek daha eğlenceli oluyor. Yolumuzu kendimiz bulmalıyız, uydular değil.

Kısa bir süre sonra dereden yürümek daha cazip hale geliyor ve yolu terk ediyoruz. Dere oldukça güçlü akıyor. Bazı noktalarda küçük göletler ve çavlanlar oluşmuş. Birkaç noktada biraz zorlanıyoruz, ama bunu suya girmemek için yapıyoruz. Hava güzel ama orman soğuk. Bu nedenle ıslanmamak en iyisi... Dere bir noktada daralıyor ve üç-dört metrelik bir şelaleyle oldukça büyük bir gölete dönüşüyor. Göletin kenarında su içen bir tavşan bizi görünce aniden yok oluyor ortadan.

Kimi zaman derenin kenarındaki ince patikalarda, kimi zaman ise dere içinde yürüyerek inmeye devam ediyoruz. Aniden büyük bir gürültü ile sarsılıyoruz. Suyun ve kuşların neşeli şarkıları yok oluyor birden. Doğayı motor sesleri kaplıyor. Şaşırıyoruz. Bu sesler motosiklet sesleri… Derken sesler uzaklaşıp kayboluyor. Dere akıyor, ama tek bir kuş sesi bile yok artık. Yürümeye devama ediyoruz. Kısa bir süre sonra kuşlar tekrar şakımaya başlıyor.

Bana kalırsa yörede kendi rotanızı oluşturarak da muhteşem bir gün geçirebilirsiniz. Yapacağınız tek şey sabah erkenden kalkmak olmalı

Tekirdağ Saray’a bağlı Safaalan ile Binkılıç arasındaki rotalar üzerinde irili ufaklı birçok gölet bulunuyor. Yaz aylarında bu göletlerde yüzmek mümkün (karşı sayfada). Ormanın zemininde yer yer mantarlar göz kırpıyor (üstte).

Istranca Ormanları’nın içinde uzanan yollar, sonbaharda farklı bir güzelliğe bürünüyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.