Alpler’in kalbi

Atlas - - İçİndekİler - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ERSİN DEMİREL

İsviçre Alpleri’nin Berner Oberland bölgesindeki destansı yolculuk, insana dört mevsim farklı hazlar sunuyor.

Ürpertici Kuzey Duvarı’ndan yalnız ve karlı zirvelere, insanın başını döndüren vadilerden ışık saçan şelalelere, buzul mavisi göllerden dudak uçuklatıcı manzaralara... İsviçre Alpleri’nin Berner Oberland bölgesindeki destansı yolculuk, insana dört mevsim farklı hazlar sunuyor.

A vrupa’nın en yüksekteki tren istasyonuna (3 bin 454 metre) tırmanan Jungfrau dişli treni, yolculuğun sonuna doğru yedi buçuk kilometrelik bir tünele giriyor. Karanlığı yararak raylar üzerinde ilerlerken, 20. yüzyılın en büyük teknolojik başarılarından biri olduğunu düşünüyorum söz konusu demiryolunun. Olanakların kısıtlı, malzemelerin yetersiz olduğu 1912 yılı koşullarında, 3 bin kişinin 15 yıl boyunca insanüstü gayret ve azimle çalışması sonucu inşa edilmiş bu dev eser. İnsanoğlunun sınırsız fiziksel ve akıl gücünün görkemli göstergelerinden biri olan tünelin en önemli özelliği ise yolcuların hava alması ve buzulları izleyebilmesi için kayalara oyulmuş manzara pencerelerine sahip olmasıdır. Eiger Dağı’nın bağrına açılan tünel, spiral bir yol izleyerek tırmanırken 2 bin 865 metredeki Eismeer (Buz Denizi) İstasyonu’nda duruyor acı bir frenle. Tüm yolcularla birlikte inip gün ışığını takip ederek, Eiger Buzulu’nu önümüze seren kaya pencere önüne geliyorum. Altımızda bembeyaz devasa gövdesiyle buzul, keskin güneş ışınlarını yansıtarak Grindelwald Vadisi’ne akıyor.

Bir sonraki durak ise ünlü Kuzey Duvarı (North Face) filminin çekildiği Eigerwand (Eiger Duvarı) istasyonu. Pencereden bakarken 1936 yılındaki dramatik dağ tırmanışını anlatan

filmin son sahnesi geliyor aklıma. Buzlu bir kaya üzerinden Luise Fellner, ip üzerinde havada salınan ve donmak üzere olan sevgilisi Tony Kurz’a sesleniyor acı içerisinde. Dağcılar arasında “Ölüm Duvarı” ismiyle anılan rotayı tercih ederek 3 bin 970 metrelik Eiger Zirvesi’ne ilk tırmanan olmak isteyen dört dağcının trajik hikâyesi göz pınarlarımı nemlendiriyor. Bu olaydan sonra Bern Kantonu tarafından bir süre tırmanışın yasaklandığı Alpler’in son kalesi, aynı rotadan ancak 1938 yılında fethedilebiliyor. Vagonumuza geri dönerken filmin başrol karakterlerinden dağcı Andi Hinterstoisser’in repliği çınlıyor kulaklarımda: “En iyi olsan bile şansın daima yanında olması gerekir!”

İsviçre denilince gözlerimizde canlanan ilk imge, yılın herhangi bir zamanında görülemeye değer tablo misali manzaralardır. Ülkeye adım attığınızdan itibaren hayal bile edemeyeceği-

Berner Oberland heybetli dorukları, buzul kütleleri, gölleriyle Alpler’in kalbi.

niz panoramik görüntülerin içinden geçersiniz. Ama hiçbiri, ülkenin ortasına konumlanan Berner Oberland ile kıyaslanamaz. Yekpare buzul kütleleri ve heybetli doruklarıyla İsviçre Alpleri’nin kalbidir bu emsalsiz doğal dokusu bozulmamış coğrafya.

DOĞANIN DESTANI

İsviçre Konfederasyonu’nu oluşturan 26 kantondan biri olan Bern, kuzeybatıda Fransa sınırından güneyde Alpler’in zirvelerine kadar uzanır. Turizm otoriteleri; doğal güzellikler, yerleşim merkezleri ve arazi yapısının farklılığını temel alarak kantonu “kuzey bölgesi ve kent merkezi” ile “güneydeki Alpler ve tatil merkezleri” olarak iki kısma ayırır. Sayısız karlı zirve ve 600’den fazla gölü barındıran Berner Oberland, kayak ve dağ yürüyüşlerinin henüz yaygın olmadığı 19. yüzyılda bile İngiliz ve Fransız seçkinlerinin lüks otellerde dinlenmek, ya da Alp Sıradağları’nı seyretmek için rağbet ettikleri bir yerdi. Başkentin güneyine yayılan bu popüler ve çekici bölge, İsviçre’nin niçin dünyanın en iyi doğa sporları merkezlerinden biri olduğunun somut bir göstergesi aynı zamanda. A are Nehri’yle birbirine bağlanan Thun ve Brienz göllerinin etrafına konuşlanan Berner Oberland coğrafyası, 500 metre rakımdaki vadi tabanlarından 4 bin 300 metrelik sivri kayalık zirvelere uzanıyor. Bu yükseklik skalasının değişkenliği, Güney Alpler’den farklı olarak yöredeki iklimin nemli ve serin olmasına yol açıyor. İklimsel farklılıklar yazın cıvıl cıvıl, kışın ise yer yer buzlu bir hareketsizliğe büründürüyor Berner Oberland’ı. Alçak kesimlerde bahar ve yaz mevsimi, yüksek kesimlerde ise kış mevsiminin tüm özendirici ayrıntıları sergileniyor gün içerisinde.

İsviçre’nin başkenti Bern şehir merkezinin güneydoğusundaki Gurten Tepesi’nden, mavi gökyüzüne beyaz kıvrımlarla süzülen Alp Dağları’nın çok yönlü manzarasını seyrediyorum kahvemi yudumlarken. Dünya standartlarında etkinlikler ve muhteşem deneyimler için pek çok fırsat sunan emsalsiz Berner Oberland, her yaş ve ekonomik kategorideki gezgine seçkin alternatiflerle hitap ediyor. Dört mevsim kar ve buzulla kaplı muhteşem Alp Dağları, akarsuların oyduğu V şeklinde vadiler, buzullardan kalan dev kaya blokları, çiçeklerin coşturduğu Alpin çayırlar, her mevsim tuvale dönüşen ormanlar, kayalık yamaçlar, yumuşak eğimli yemyeşil dağ sırtları, buzulların yarattığı soluk mavi göller, yeşile kesmiş yükseklerden büyük bir homurtuyla atlayan şelaleler, doğaya uyumlu ahşap evler, büyüleyici minik dağ köyleri, tam donanımlı tatil merkezleri… Gurten Tepesi’ndeki kafeden ayrılırken manzarayı anlamlandıran dorukları selamlıyorum saygıyla.

Bern’den yola çıkıp Berner Oberland’ın güzelliklerini keşfetmeye hazırlanıyorum. İlk durağım buzul çağında oluşmuş aynı isimli gölün batı kıyısına konumlanan Thun şehri. Ana caddesindeki iki katlı evler, şato ve romanesk

kulesiyle eski kent, ortaçağ karakterini hâlâ korumakta. Bağ ve bahçeleriyle ünlü yakınlardaki Spiez kasabasından 2 bin 632 metrelik doğal bir piramit olan Niesen’e fünikilerle çıkılabiliyor. Pek çok ünlünün mesken tutuğu Gstaad Kayak Merkezi ise Thun yerleşiminin güneyinde yer alıyor. Bense çevresinde yaklaşık 550 kilometrelik yürüyüş ağı bulunan Kander Vadisi’ne çeviriyorum rotamı. 44 kilometrelik vadi içinde yükselirken yolun sağ tarafındaki tabelanın çağrısına uyup, Blausee’ye (Mavi Göl) sapıyorum öncelikle. Avuç içi kadar bir su birikintisinin, çevre düzenlemesiyle nasıl bir turizm merkezi oluşturulduğunun dersini veriyor dağlar arasındaki zümrüt göl. İyi asfaltlanmış virajlı yol; Doldenhorn (3 bin 643), Fründelhorn (3 bin 369), Blüemlisalp (3 bin 663) ve Oeschinenhorn (3 bin 486) dağlarının sarmaladığı Kandersteg köyüne getiriyor beni. Yemyeşil vadi içindeki bu şirin yerleşim, 2 bin 314 metre yükseklikteki Gemmipass Geçidi’yle Valis Kantonu’na bağlanıyor. Bindiğim teleferik, hiçbir yere benzemeyen bir bölgeye taşıyor beni. Gökyüzüyle bütünleşen dağların zirvelerinden buzullar sarkarken

İklimsel farklılıklar nedeniyle Berner Oberland yazın cıvıl cıvıl, kışın ise yer yer buzlu bir hareketsizliğe bürünüyor.

kayalık yamaçlardan köpük köpük şelaleler salınıyor. Şelalelerin bir kısmı ise dağların avuçladığı berrak bir göle akıyor nazlı nazlı. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Oeschinensee, güzelliğinin farkında; göl kurumla ışıldıyor maviden yeşile dönen rengiyle. Göl kıyısındaki patikada yürüyüş yaparken, göz okşayan bu ağırbaşlı güzellik karşısında eriyorum keyiften.

Almanca ismi Thunersee olan Thun Gölü’nün güneyi otoyol, kuzeyi ise pitoresk manzaralar içeren dar köy yoluyla aşılıyor. Üç yıl önce pastel sonbahar renklerinde geçtiğim panoramik güzergâhı, bu kez yeşile kesmiş haliyle görüyorum. Göldeki hafif dalga sesleri, ormanın kokusu, doğanın renkleri eşliğinde sürüyor yolculuk. Berner Oberland bölgesinin merkezi sayılan Interlaken yerleşimine girerken, havada spin atan rengârenk yamaç paraşütleri karşılıyor beni. İşte İsviçre’ye gelme nedenlerinden biri daha! Günübirlik doğa yürüyüşü, uzun soluklu dağ yürüyüşü, bisiklet, kanyoning, rafting, kaya tırmanışı, bungee jumping, buz tırmanışı, yamaç paraşütü, gökyüzü dalışı, cip safari başta olmak üzere her türlü macera sporlarına açılan büyülü

bir kapı Interlaken. Adından da anlaşılabileceği gibi Thun ve Brienz gölleri arasına kurulan Interlaken, şapkasında kar örtüsü hiç kalkmayan Jungfrau Zirvesi’nin harika manzarasına hâkim bir konumda yer alıyor. Otel, restoran ve dükkânlarla dolu Höheweg Bulvarı’nda kısa bir tur atarken, ruhuna dokunuyorum beldenin. Ana cadde üzerinde yürürken rastladığım farklı milletlerden insanlar, kentin uluslararası bir turizm merkezi olduğunu kanıtlıyor bana.

Höheweg Bulvarı boyunca hizmet veren tesislerin hemen hepsi, dağcılık serüveninin kâbesi sayılan Eiger, Mönch ve Jungfrau dağlarıyla göz temasında. Eğer bu dağları yakından görmek istiyorsanız, Jungfrau trenine binmeniz gerekiyor. Grindelwald veya Lauterbrunnen istasyonlarından geçen iki farklı seçeneğe sahip yolculuk, Kleine Scheidegg İstasyonu’nda dişli tren aktarmasıyla Avrupa’nın en yüksek istasyonuna tırmanır. İnsan aklının sınırlarını zorlayan Jungfraujoch istasyon binasının terasından dağlara dokunabilir ya da buz üzerinde yürüyüş yapabilirsiniz. Yılda yaklaşık 2 milyon kişinin ziyaret ettiği terastan, 25 kilometre ile Alpler’in en uzun buzulu olan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Aletschgletscher Buzulu’nu seyrediyorum. Kilometrelerce aşağıda Glacier Express’in uğradığı Brig yerleşimi (Zermatt-St. Moritz arasında Alpler’den geçen ve UNESCO listesine adını yazdıran tren yolculuğu) görüş alanıma giriyor. Buz sarayındaki heykelleri gördükten sonra Kleine Scheidegg istasyonuna dönüyorum öğlene doğru. Haritamdaki yürüyüş rotaları arasında en manzaralı olan Lauberhorn parkurunu seçip, patikanın rehberliğinde 2 bin 412 metredeki zirveye yöneliyorum. Doruk noktasına eriştiğimde, şaşkınlıktan nereye bakacağımı bilemiyorum bir an. Güneyde korkuyla karışık hayranlık uyandıran üç kız kardeşler (Eiger,

İsviçre’de en dağlık bölgelerde bile her yere tren veya teleferik sistemiyle ulaşmak mümkün.

Mönch, Jungfrau), kuzeyde Wengen ve Interlaken yerleşimleri, batı istikametinde tepelerinden şelalelerin aktığı Lauterbrunnen Vadisi ve doğuda ise tüm ayrıntısıyla Grindelwald Vadisi. Tehditkâr görünen Kuzey Duvarı’na bakıp “kim buraya tırmanmak ister ki” diye söyleniyorum ama hemen ardından “zirveden nasıl bir manzara görünür acaba?” sorusu usumu zorluyor. Bu nefis tren yolculuğunun dönüşünde “Şelaleler Vadisi” olarak anılan Lauterbrunnen’de iniyorum. Sınırlarında Wengen, Mürren, Gimmelwald, Stechelberg ve Isenfluh gibi turistik köyler bulunan yerleşim, hayranlık uyandıran bir arazi yapısına sahip. Yemyeşil ormanlar ve Alpin çayırlarla kuşatılmış derin vadiye, karlı tepelerden akan Greyffenbach, Staubbach, Spissbach, Buchenbach, Mürrenbach, Schmadribach, Trümmelbach ve Hasenbach başta olmak üzere tam 72 şelale renk katıyor. Güzelliğinden esinlenerek Goethe ve Lord Byron’un önünde şiirler yazdığı Staubbach Şelalesi, 297 metreden dökülüyor senfonik bir ezgi gibi. Asansörle ulaşılabilen Trümmelbach Şelalesi ise aydınlatılmış bir mağara içinde kayalardan fışkırıyor tüm gücüyle. Lauterbrunnen’den Stechberg’e uzanan üç kilometrelik yürüyüş yolunu adımlayıp bu doğa harikalarını seyrediyorum.

İsviçre’nin genelinde olduğu gibi burada da her yere mükemmel tren veya teleferik sistemiyle ulaşmak mümkün. Kasabanın batı tarafındaki doğal bir taraçaya kurulan Mürren, Gimmelwald, Winteregg kış aylarının ilgi odağı. Bu üç köyün üstünde yer alan ve tepesinde döner bir restoran bulunan Schilthorn, 1969

yılında çekilen “Kraliçenin Hizmetinde” adlı James Bond filmiyle biliniyor. Oldukça pahalı bir yolculuk sonucu ulaşılabilen 2 bin 970 metrelik doruk noktasından Mont Blanc, Jura, Vosges ve Bern Alpleri manzarası seyredilebiliyor.

BUZUL GÖLLERİNİN PEŞİNDE

Berner Oberland’daki son günümde, İsviçre’de yaşayan arkadaşım Oya Ortakmaç’ın cipiyle Brienz Gölü tarafına geçiyoruz. Daha vahşi bir doğaya sahip olan masmavi Brienz Gölü, Aare Nehri’yle Thun Gölü’ne bağlanıyor. Gölün güney ve kuzey tarafında dizi dizi yükselen tepeler, karlar, ya da çiçeklerle kaplanır mevsimlere bağlı olarak. Berner Oberland coğrafyasının ikinci en büyük gölü olan Brienz kıyılarında daha mütevazı yerleşim alanları görülüyor. Bu sakin göle ismini veren köy, ahşap oyma ve heykelciliğinin merkezi olarak ün salmış. Sarkık çatıları ve incelikle işlenmiş dış cepheleriyle evler, ahşap ve taş işçiliğinin sanatını yansıtıyorlar. Gölün nefes kesici güzellikler arasında 400 metre yükseklikten takım şelaleleri olarak dökülen Giessbach Şelalesi yer alıyor. Iseltwald yerleşiminin güneyine konumlanan şelale yakınında, 1874 yılından beri hizmet veren butik bir otel yükseliyor.

Brienz Gölü’nün doğusundaki Meiringen Kasabası’na kırıyorum direksiyonu, Aare Kanyonu’nu görebilmek için. Susten ve Grimsel geçitlerinin eteklerindeki Aare Boğazı, milyonlarca yılda oluşmuş. Yaklaşık 2 kilometrelik etkileyici kanyonu, ahşap platformlar yardımıyla yürüyerek geçiyoruz. Reichenbach Şelalesi ve 170 metre ile Avrupa’nın en uzun asma köprüsü olan Susten’e zaman yetmiyor. Hedefimiz Alpler’den doğan Aare Nehri’nin kaynağına ulaşmak. Hasli Vadisi içinde döne kıvrıla yükselen asfaltı takip ederek, tepesinde kalıcı buzullar kaplı zirvelere ve uçuk mavi buzul göllere doğru yol alıyoruz. Minik tatil beldeleri arasından yükseldikçe hava dönüyor. Bir virajın ardından sürpriz bir şekilde buzul gölü Raeterichsbodensee çıkıyor karşımıza. Ardından önünde bir otel bulunan devasa boyutlardaki Grimsel Buzul Gölü’ndeyiz.

Hühnerstock (3 bin 307) ve Schreckhorn (4 bin 78) dağlarının güney yamacındaki göl, buz mavisini kanıtlayan bir tonda parıldıyor. Grimselpass Geçidi’ndeki Oberwald Gölü kıyısına vardığımızda ise sonsuz bir hazla Oya’nın hazırladığı sandviçleri yiyoruz. Dağların yoldaşı kara bulutlar gökyüzünde geçit yaparken, Valis Kantonu ve ülkenin önemli geçitlerinden biri olan Oberalppass’ı seyrediyoruz yayıldığımız çimenlikten. Grimselpass Geçidi’ndeki günübirlik tesisler motor grupları, karavan sevdalıları ve trekking tutkunlarıyla dolu. Hemen her yerde hareket var. Yaşlılardan gençlere, tur gruplarından bebeklerini sırtına alan ebeveynlere kadar geniş bir kitle; dağların sakladığı küçük buzul gölleri yürüyüş aktivitelerine katılıyor farklı rotalardan. Aare Nehri’nin kaynağı olan buzul gölü Oberaarsee’ye gitmeye karar veriyoruz. İnsanın tüylerini diken eden bir tarafı derin uçurum ve dar asfalt yoldan ulaştığımız göl, Fiescherhorner (4 bin 274) ve Finsteraarhorn (4 bin 274) zirvelerinin altındaki beyazlığı kararmış dev buzuldan alıyor sularını. Karşımdaki dağların arka tarafındaki kuzey yamaçların, üç kız kardeş zirveleri ve Grindelwald Vadisi’ne yarenlik yaptığını fark ediyorum haritayı incelerken.

İsviçre’nin en gözde bölgelerinden biri olan Berner Oberland, yüce doğal değerleriyle kocaman bir film stüdyosunu andırıyor. Tren, teleferik, bisiklet, iyi organize edilmiş yürüyüş yolları veya kiralayacağınız küçük bir araçla keşfedebileceğiniz bu coğrafyayı, eğer yeryüzündeki özel yerleri görmeyi hedefliyorsanız listenizin başına mutlaka yazmalısınız

İsviçre denilince akla ilk gelen özelliklerden biri, insanda önünden dakikalarca ayrılamayacağı duygusu yaratan manzaralar. Sonbaharla birlikte Brienz Gölü de bu tür bir tablo oluşturuyor.

Lauterbrunnen çevresi tam 72 şelaleye ev sahipliği yapıyor. Goethe ve Lord Byron’un önünde şiirler yazdığı Staubbach, 297 metreden dökülüyor.

Bern şehrinin güneyine yayılan Berner Oberland bölgesi, tüm Alpler’in doğa sporları açısından en cazip köşelerinden (altta). Eiger, Mönch ve Jungfrau dağlarının gölgelendirdiği Kleine Scheidegg, 2 bin metrede önemli bir geçit (sağda).

Eiger Buzulu yürüyüş rotası üzerindeki Kleine Scheidegg’in kuzeyinden Grindelwald Vadisi’nin etkileyici manzarası ve göller seyredilebiliyor.

Sınırlarında Gimmelwald, Senden, Murren, Sctechelberg gibi köyler barındıran Lauterbrunnen, yemyeşil çayırlarla kaplı benzersiz bir yöre (karşı sayfada). İsviçre genelinde olduğu gibi Berner Oberland’da da iyi organize edilmiş, işaretleme ve tabelalarla desteklenmiş yürüyüş rotaları bulunuyor (altta).

İsviçre’nin hangi kırsal bölgesine giderseniz gidin, besili cüsseleri ve engin çayırlıklarda yankılanan çıngıraklarıyla ülkenin simgelerinden biri olan ineklerle karşılaşırsınız.

Yaklaşık 295 kilometrelik yolculuğun sonunda Ren Nehri’ne kavuşan Aare Nehri, Meiringen yerleşimi yakınlarında Aare Kanyonu’ndan geçiyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.