Güz güzeli

Atlas - - İçİndekİler - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: TURGUT TARHAN

Doğu Karadeniz’in ılıman ikliminden ötürü karışık ormanların en iyi örneklerini barındıran Karçal Dağları.

Sarıdan kızıla, mordan beyaza, yeşilden turuncuya… Doğu Karadeniz’in ılıman ikliminden ötürü karışık ormanların en iyi örneklerini barındıran Karçal Dağları, biyolojik çeşitlilik açısından Türkiye’nin en önemli bölgeleri arasında sayılıyor. Atlas’tan Turgut Tarhan, Artvin’in Borçka ve Şavşat ilçelerine yayılan silsilenin büyülü sonbaharına konuk oldu.

Gözlerinizi kapatıp alabildiğine renkli bir kumaş düşünün, aynı zamanda bir o kadar da buruşuk, kırışık olsun. Artvin’deki Karçal Dağları’nın sonbahardaki halini ifade etmek için daha iyi bir benzetme bulamıyorum. Ve bu dağların eteklerinde iki küçük köy hayal edin ki, birbirlerine gündelik sesleri duyabilecek kadar yakın konumlansın. Ama karşıda gördüğünüz o köye araçla gitmek, aradaki derin vadilerin yardığı topraklar ve uçurumların kenarında gezinen daracık yollar nedeniyle saatlerce sürsün. Hepsi, ama hepsi bu yörenin gerçekliğinden kesitler...

Coğrafya literatürü bize Karçal (yöredeki adı Karchal) kütlesinin Doğu Karadeniz Silsilesi’nin en doğuda kalan bölümü ve en yüksek noktasının 3 bin 428 metre ile Üç Kardeşler Tepesi olduğunu söylüyor. Gürcistan sınırına yakın, Artvin’in Borçka ve Şavşat ilçeleri sınırlarında kalan Karçal Dağları hakkında ne yazık ki oldukça sınırlı yazılı bilgi var. Buzul morfolojisine sahip dağda, aktif ve örtülü buzulların yanı sıra küçük sirk gölleri de bulunmakta. Karçal Dağı, buzul varlığı ve bol yağışlı iklimi sayesinde yüksek debileri olan çok sayıda su kaynağını barındırıyor ve bu dereler birleşerek Çoruh Nehri’ne güç veriyor.

Borçka Karagöl, 10 yıl sonra yine bir sonbahar sabahında coşkulu renkleriyle karşılıyor beni. Turuncusuyla kayın ağaçları, koyu kızılıyla ayıüzümleri, zümrüt yeşiliyle kızılağaçlar, Nil yeşili tonundaki gölün suları ve dağlardaki karların mavimsi beyazı eklenince üç boyutlu, baş döndürücü güzellikte bir tablo çevreliyor insanı.

Güneşli bir günde Borçka Otingo Vadisi üzerinden dağa yaklaşmak için Beyazsu Yaylası yakınlarına gitmeye karar verdim. On yıl içinde ilk bakışta değişen bir şey olmadığı izlenimi veriyordu. Ancak kısa süre sonra yanıldığımı anlayacaktım. Önceleri gürül gürül akan Otingo Deresi’nin suları şimdi durulmuş, küskün şekilde ilerliyordu. Dere yatağındaki kayalar ortaya çıkmıştı. Nedenini tahmin etmek zor değil. Benzeri yüzlercesinde görüldüğü gibi bu da bir hidroelektrik santralının sonucuydu. Ürettiği enerji, çevre üzerinde yarattığı çok yönlü baskı ve tahribata değiyor mu? Vadinin yukarısındaki heyelan nedeniyle yolun devamında saatlerce yürüdüm. İki bin metreden sonra yerde

epey kar var, rüzgârla savruluyor. Burası aynı zamanda Alpin kuşak sınırıydı. Sonbaharın renkleri yerini uçsuz bucaksız beyaza bırakmış durumda. Yaylaların ve zirvelerin görülebildiği bir köşeden sonra dönüşe geçtim.

Karçal Dağları yakın tarihlere kadar ulaşımın güçlükle sağlandığı, bugün bile Gorgit Yaylası gibi yalnızca yürüyerek gidilebilen yerleşimlerin bulunduğu, kar ve çığ nedeniyle aylarca geçit vermeyen, kısa mesafede deniz seviyesine yakın rakımdan 3 bin metrenin üzerine çıkan el değmemiş yamaçlarıyla önemli bir flora ve fauna bölgesi. Barındırdığı doğal yaşlı ormanlar, buradaki yüksek endemizm oranı ve yaban hayatı nedeniyle Macahel yöresinde üç farklı biyosfer alanı ilan edilmiş. Dağın batı ve doğu yamaçlarındaki bitki örtüsünün hayli farklı olduğunu söyleyebilirim. Batı yüzü, denize yakınlığı nedeniyle daha fazla yağışlı ve sisli. Bunun

sonucunda kayın, gürgen, ıhlamur gibi geniş yapraklı ağaçlarla birlikte yükseklere çıkıldıkça ladin ağırlıklı bir doku hâkim oluyor. Doğu yüzünde ise yine aynı grup görülmekle birlikte, özellikle Berta Çayı Vadisi’nde meşe ve bazı Akdeniz bitkileri, yükseklerde ise akçaağaç, titrekkavak, huş ve sarıçamın varlığı çeşitliliğe katkıda bulunuyor.

Günlerce dağın farklı bölümlerini gezdim. Kaleidoskop misali değişken bu coğrafyada yol alırken her köşede farklı bir şey görmenin çocuksu sevincini, ama sıklıkla da yörede artık doğa koruma ve enerji ihtiyacı ikileminde terazinin nasıl bozulduğuna şahit olmanın hüznünü yaşadım. Ilık fön rüzgârı nedeniyle yazı anımsatan bir günde dağın doğusundaki Alabalık Yaylası’na gidiyorum. Devrilmiş kütükler nedeniyle aracı durdurup yolun kalanını yürümek üzere hazırlık yaparken aşağıdan eski bir kamyon yanıma geldi. Köylüler el çabukluğuyla koca tomrukları kamyonun kasasına atıverdiler. Bana da yaylaya çıkacaksam onları takip etmemi söylediler. Bol çamurlu yol boyunca aynı işlem birkaç defa tekrarlandı.

Bir yere gelince şoför yaylaya kadar başka engel olmadığını söyleyip yönünü aşağı çevirdi. Bir süre sonra 2 bin 100 metredeki ıssız yaylayla baş başaydım. Akşamüzeri vadideki ılık havanın yerini üşüten bir rüzgâr almıştı, gri bulutlar karlı dağın zirvelerini kapatmaya başlarken bazı bölümlerden süzülen güneş sahne ışıkları gibi ormanın üzerinde geziniyordu.

Ertesi gün Maden ya da öteki adıyla Bazgiret Köyü’ndeydim. Burası Karçal Dağı’nın yamacında sıralı birbirinden güzel ahşap evlerin bulunduğu yüksek rakımlı bir yerleşim. Ana geçim kaynağı hayvancılık. Köy çevresinde biraz gezindim. Yukarıda, geçen hafta kar yağmış merada uzanan titrekkavak ve huş ağaçları fırtınaya direnip kalabilen tek tük sararmış yaprakları ile uzun geçecek kış aylarını bekliyor gibiydi.

Sonraki hedefim ise Karçal kütlesinin kuzeyindeki Papart Yaylası’ydı. Mısırlı Köyü’nü geçtikten sonra manzara her adımda daha güzelleşiyordu. Çay kenarındaki bir kiraz ağacının kırmızı yaprakları dökülüp beyaz köpüklü suya karışıyordu. İleride yükselen karanlık vadinin iki yakasında devasa ladinler tamamlıyordu manzarayı. İnsan eliyle tahrip edilmezse, ona saygı gösterilirse doğanın ne denli cömert olduğunu bir kez daha kavradım. Karla örtülü yaylada yol son buluyordu.

Dağın doğu ve güneydoğu yamaçlarının fazla yağış almayan aşağı rakımları tarihi eserler bakımından daha zengin. Karçal Deresi üzerindeki Alabalık Köyü yakınlarında Karçal, Pırnallı Köyü yakınlarında Porta Manastırı var. Hamamlı Köyü’ndeki Dolishane Kilisesi de yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşabilmiş yapılardan.

Meteoroloji, Ekim’in son günü sabaha karşı 1500 metrenin üzerinde kar yağışı beklendiğini bildiriyordu. Ben de sonbahar ve kış renklerinin bu ender karşılaşmasını görüntülemek üzere heyecanla beklemeye başladım. Vakit geldiğinde gece saatlerinde Karagöl’e dokuz günün ardından tekrar gittim. Yağmurun sesi, bütün sesleri bastırıyordu. Sonra ses azaldı. Yağmur kara dönüşüyordu. Gecede orman kısmen beyaza bürünüyordu. Sabahın ilk ışıklarında dışarı çıkıp ıslak kara adımımı attım. Etrafta kimseler yoktu. Bu büyülü atmosferde iki saat kadar yürüdüm. Artık veda zamanı gelmişti…

Karçal Dağları ağaç türleri bakımından zengin bir dokuya sahip. Alabalık Yaylası yakınlarında, titrekkavak ve ladin ağaçlarının karışık olduğu ormanlık alan, bunun en iyi örneklerinden.

Yağmur cenneti

Borçka ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıktaki Karagöl, bir heyelan sonucu Karçal Dağları’ndan doğan Klaskur Deresi’nin önünün tıkanmasıyla oluşmuş. Tabiat parkı statüsünde ve 1480 metre rakımdaki birbirinin devamı bir büyük, öteki küçük iki gölün çevresi Türkiye’nin en çok yağış alan yerlerinden.

Karlı zirve altında

Karçal Dağları’nın karlı zirvelerinin altında kurulmuş Macahel’in Efeler (Eprati) Mahallesi, geleneksel mimariyi sürdüren yerleşimlerden.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.