Antik sofralar

Yemek kültürüne ilişkin kitap, dergi, görsel ve işitsel yayınlar günümüzde şaşırtıcı ölçülere vardı. Roma döneminde de yemek ve yaşama kültürüne ilişkin pek çok kaynak vardı.

Atlas - - Içindekiler -

Antik dönemin yeme içme alışkanlıklarını merak ettiğiniz olur mu hiç? Ben bu konuda ne bulursam okurum. Şölenleri, bu şölenlerde neler yendiğini, o dönemin yeme-içme eleştirmenlerini, sokak satıcılarını...

Yazılanlara bakılırsa, ekmek o dönemde de başlıca yiyecekti. Yunanlılar arpa, Romalılar buğday ekmeğine rağbet ederlerdi. İtalya’da, başta Roma olmak üzere, birçok kentte ekmek bedava dağıtılıyordu.

Bu ay okuduğum kitaplardaki ilginç bilgileri paylaşacağım. Bakalım beslenme alışkanlıkları konusunda nereden nereye gelmişiz:

Romalılar günün ilk yarısında çok az yemek yerlerdi. Kahvaltı, çoğunun yemeye bile zahmet etmediği hafif bir öğündü. Koca bir öğle yemeğini ise ancak aç gözlüler isterdi. Akşam yemeğine hamamlarda hazırlanılırdı. Burada sırayla gevşeme, eksersiz dizisi, buhar banyosu ılık ve soğuk banyolar yapılırdı. Hamamlarda lokanta da bulunurdu.

Antik dönemden gelen bir el yazması kitapta hamam mönüsü şöyle sıralanıyordu: Balık sosu ile kırmızı pancar ve su kabağı, üstüne balık sosu ve sirke dökülmüş kıvırcık salata, paça ve siyah mumbar dolması, dişi domuz rahmi, sardalye, domuz kolu, jambon, geyik eti, yaban domuzu, tavuk, dilimlenmiş tavşan eti, kumru, sülün, inek memesi, yağlı kaz kızartması, turşu, ballı yoğurt, helva.

Zenginlerin şölenleri de ekmekle başlardı. İÖ 400 yıllarında yaşayan varlıklı Yunanlılar için günün tek ana öğünü, akşamın erken saatlerinde başlardı. Bir erkeğin akşam yemeği davetinde karısı ve çocukları asla görünmezlerdi. Konukların da eşleriyle gelmeleri beklenmezdi. Yani antik dönemin akşam yemeklerinde kadınlara yer yoktu.

Yemek taze meyve, kabuklu deniz hayvanları, kızarmış kuşlar, tuzlu mersin balığı, etli mezeler gibi başlangıç yemekleriyle başlardı. Daha sonra taze balıklar, kuzu veya oğlak yahnisi ve kebaplarla sona ererdi. Daha sonra yemek artıklarıyla dolu masalar kaldırılır, temiz masalarla birlikte tatlılar ve şarap servisi yapılırdı.

İmparatorluk Roma’sında evlerde yangın korkusundan pek yemek pişmezdi. Onun için sokak satıcıları oldukça iyi iş yaparlardı.

Antik Yunan ve Roma mutfağının baskın tatları, bal, sirke, mayalanmış balık sosu (garum), bol miktarda taze ve kuru ot ve baharattı. Antik dönem mutfağının sırrı, tatlılığı acılıkla, ekşilikle ve alışılmamış tatlarla dengelemekti.

Yemek başlangıcında servis edilen iştah açıcı tatlı içki “mulsum”u yapmak için şarap ile bal karıştırılırdı. Ünlü tarihçi Homeros, Odysseus’ta, tatlı şarabın özünü yirmi pay suyla karıştırmak gerektiğini vurguluyordu.

Zeytin, tüm antikçağda meze ve çeşni olarak tüketilmiştir. Klasik uygarlık onsuz düşünülemezdi. Romalı eski bir asker ve politikacı olan Cato, İÖ 200 tarihinde şöyle bir zeytin salatası tarifi veriyordu: “Yeşil veya siyah zeytinlerin çekirdeklerini çıkartın. Sonra da şöyle hazırlayın; zeytinleri doğrayıp, yağ, sirke, kişniş, kimyon, rezene, sedefotu, nane ekleyin. İyice karıştırıp kavanoza koyun. Yağ tüm zeytinleri kaplamalı. Salata ertesi gün yemeye hazırdır.”

Sözün özüne gelirsek, antikçağ, bugünden daha rafine, daha lezzetliymiş anlaşılan

Hatay Arkeoloji Müzesi’ndeki “Büfe Mozaiği” önümüze Roma yaşama zevkinin sahnelerini açıyor. Meyveler, içecekler, av hayvanları, soğumasın diye üstü kapatılmış yiyecekler… Üst, dikdörtgen kesit, bu ziyafetin bir başka boyutunu gösteriyor: Oyuna dalmış çocuklar, bir kafes, keklikler... Eser, İS 3’üncü yüzyıla tarihleniyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.