Tarihin koridoru

Denizli, Aydın ve Muğla il sınırlarının kesiştiği noktada, Akçay üzerinde kimi zaman kıvrımlar yaparak, kimi zaman dar koridorlardan geçerek ilerliyor İnceğiz Kanyonu. Bereketiyle ün salmış, efsanelere ilham vermiş yörede Karya ve diğer uygarlıkların izle

Atlas - - İçİndekİler - YAZI: TEVFİK TAŞ / FOTOĞRAFLAR: TURGUT TARHAN

Akçay üzerinde kimi zaman kıvrımlar yaparak, kimi zaman dar koridorlardan geçerek ilerliyor İnceğiz Kanyonu.

Suyun rengi an be an değişiyor. Devasa bir vitray. Kimi zaman kızıl şahinlerin kanat gölgeleri, kimi zaman dağ keçisi sürülerinin oynaşan gölgeleri karışıyor suyun rengine. Burası, Denizli’nin Kale, Aydın’ın Bozdoğan ilçeleri, Muğla’nın merkez ilçesine bağlı Çamoluk yerleşiminin sınırlarında uzanan İnceğiz Kanyonu.

Bölge halkının adlandırmasıyla “Arapapıştı Kepezi” için adı geçen iller birbiriyle yarış içinde. Bu yarış kimi zaman öyle boyutlara erişiyor ki bölge halkının söylediklerine bakılırsa Denizlililerle Aydınlılar mahkemelik bile olmuşlar.

Coğrafyayı ve tarihini anlama çabası, modern sınırlarla ayrılmış kentlerin isteklerini anlama çabasının ta kendisi de olabiliyor. Bu mirası sahiplenme isteğinde bir il diğerinden daha haklı değil. Çünkü; burası Karya (Karia) bölgesidir. Dahası, Kale, Bozdoğan ve Çamoluk yerleşimlerinin tümü bu vadiyi yaratan Akçay (Harpasos) Çayı’yla bağıntılıdırlar. Akçay, buradaki en önemli iki nehrinden biri olan ve doğudan batıya doğru akan Büyük Menderes’e (Maiandros) can veren kaynakların en önemlilerinden.

Karya’nın sınırlarını çizen jeolojik alana baktığımızda, şimdi önü Kemer Barajı’yla kesilmiş Akçay’ın diğer su kardeşleriyle yarattığı dünyayı belki daha iyi görebiliriz: Karya Bölgesi, kuzeyde

Büyük Menderes (Maiandros), kuzeydoğuda Babadağ (Salbakos), doğuda Kızılhisar-Acıpayam Ovası, güneydoğuda Dalaman (İndos) Çayı, batıda ve güneyde ise Ege Denizi ile çevrilidir.

Herodotos tarihinin sayfalarından nakledersek: Vandalas (Morsynos), Akçay (Harpasos) ve Çine (Marsyas) çayları dağlık bir bölge görünümündeki Karya’nın iç kesiminde düzlük alanlar ve verimli topraklar oluşturmuştur. Dahası coğrafya yazınının babalarından saylan Herodotos bize bir başka ülkeden de söz ediyor: “Marsyas Çayı’nın oluşturduğu düzlük ‘İdrias Ülkesi’ olarak adlandırılmıştır.”

Adını, Denizli’nin Kale ilçesine bağlı İnceğiz yerleşiminden alan kanyonun şekillenmesi için, Akçay’ın, karstik kayaç tabakasını milyonlarca yıl oyması gerekmiştir. Şimdi, kaya duvarlarının yüksekliği yaklaşık 400 metre, altı kilometre gibi bir uzunluğa sahip, genişliği ise 12 metreye kadar daralıyor.

Jeologlar bu tür oluşumların, tektonik hareketlerle şekillendiğini ve özellikle karstik arazilerdeki çatlak sistemlerine sızan suların oluşturduğu karbonik asidin kireçtaşlarını çözerek, zamanla

böylesine görkemli kanyonlar yaratabildiğini söylüyor.

Şimdilerde “ömrü neredeyse bitti” yorumları yapılan Kemer Barajı, sadece kanyonun dip niteliklerin değiştirmedi, arkeolojik bakımdan yeterince araştırılmamış bu alanda kimi tarihi kesitleri de görünmez kıldı. Bir süre önce Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, basın mensuplarına Bozdoğan ilçesinde Kemer Barajı’nın sularının çekilmesiyle İÖ 5’inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen bir anıt mezar bulduğunu bildirdi:

“Kanyonu gezerken kayalıklarda ustalıkla şekillendirilmiş bir yapı fark ettim. Bu işin uzmanına danıştık. Çok değerli bilim insanları geldi. Onlar da çok şaşırdılar. Milattan önce 5’inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen bir kaya mezar. Bunu ben buldum. Çok şanslıydık. Baraj suları çekilmiş ve bu kaya mezar ortaya çıkmış. Tesadüf. Kaya mezarı için yetkili kurumların kaya mezarını koruma altına almaları gerekiyor. Tüm arkeologları buraya davet ediyoruz. Her türlü desteğe de hazırız.”

Burada bir kaya mezarının olduğu doğru. Ancak, diğer bilgilerin bilimsel olduğunu söyleyemiyoruz.

İnceğiz Kanyonu’nun duvarlarının yüksekliği yaklaşık 400 metre, uzunluğu ise 6 kilometreye varıyor.

Örneğin, Adnan Menderes Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suat Ateşlier, “mezarın 2500 yıl öncesine ait olabileceğini düşünüyorum” diyor. Ancak, “tahmin” kavramının doğası gereği yollar çatallanıyor.

Ateşliler, “İnceleme fırsatı bulduk. Mermer bir ana kaya kütlesi içine oyulmuş. Bu bölgede yöneticilik yapmış bir liderin ya da Perslere hizmet eden bir yöresel beyin mezarının olabileceğini düşündük. Tabii bu şimdilik ilk izlenimler. Bu yapının benzerleri var fakat genel itibarıyla bu mezarın birebir benzeri yok” dedikten sonra ekliyor: “Mesela alınlığının tam ortasında yer alan İyon başlığı ve sütun tasviri... Bu diğer anıt mezarlarda yok.”

Çerçioğlu, baraj alanına giren, ancak hakkında berrak bilgiler olmayan başka tarihsel yapılara da dikkat çekiyor: “Kayalıklarda gizli bir manastır da var.”

Tarihe ilişkin bu belirsizlikler sadece kanyonun derinliklerinde değil; Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Körteke ve Örencik köyleri arasında yükselen Kale Tepe üzerinde kurulu Körteke Kalesi de bugüne dek bilimsel yayınlarda pek yer bulabilmiş değil. Turizme yönelik kaynaklarda özetle şunlar yazılı: “İç Karya’nın Leleg tipi, tepe kentlerinden biridir. Bu kent muhtemelen Ksyatis kentidir. Kale duvarları üzerinde değişik dönemlere ait izlerin bulunuşundan ötürü farklı çağlarda kullanıldığı sanılmaktadır. Kayalık tepe üzerinde akropol yer almaktadır. Doğu ve batıda birer kule ile ortada bir sarnıç bulunmaktadır. Akropol İÖ 5’inci yüzyıla tarihlediğimiz, üç kuleli iç sur ile güneyden kuşatılmıştır.”

Bu öyle bir “tanım” ki pek çok araştırmacıyı yıllardır meşgul eden bir tarihin girdabına çekiyor bizi. Örneğin “Ksyatis kentidir” söylemi son derece buğulu, sisli. Ve asıl “Leleglerin tepe, tipi

İnceğiz’in etrafındaki yerleşimler özellikle incir ve zeytin gibi ürünlerle biliniyor.

yerleşimi” denmesi...

“Karya Bölgesi Arkeolojisi Üzerine Bir Değerlendirme” adlı çalışması bulunan Mete Aksan, Lelegler için yazılmış büyük külliyatla yüz yüze getiriyor bizi. Ne var ki yine de net bir karar veremiyoruz.

Homeros, Karya halkına değindikten sonra; Karya’da yaşayan ikinci bir halk sayılan Leleglere değiniyor: “Troas’ın (Biga Yarımadası) güneybatısındaki Satnioeis Çayı (Asos yakınlarında Tuzla Çayı) yakınında yaşadıklarını ve savaşçı olduklarını” yazıyor. Strabon “Altes adında bir kralları ve Pedasos isminde bir kentleri vardır” diyor. Kimi kaynaklar, “Troia Savaşı’ndan sonra güneye göç etmiş ve Halikarnassos çevresinde yaşamışlardır” diyor. Eskiçağda Ege gibi çalışmalarıyla tanıdığımız George E. Bean, “Theangelalı Philippos’a göre” diyor, “Lelegler, Karyalılar tarafından köle olarak kullanılmıştır”. Strabon, başka bir alana daha dikkat çekiyor: “Karyalılarla beraber sefere çıktıktan sonra Hellas’a dağılıp karışmışlar ve böylelikle tüm soy ortadan kaybolmuştur.” Plinius, Aydın’daki “antik Miletos kentini Leleglerin kurduğunu ve ilk adının Lelegeis” olduğunu yazıyor.

Yazın dünyasında zaman zaman modaya dönüşen “Luvilerle ilişkilidirler” gibi tezlerinse bilimsel hiçbir kanıtı, güvenirliği yok. Belki de en iyisi çok az sayıda da olsa titizliği elden bırakmayan araştırmacıların önerdiği sabırlı çalışmaya talip olmak: “Ancak bu veriler arkeolojik kanıtlarla da desteklenmeden kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.”

Bugün, Aydın ve Denizli’ye bağlı belediyeler, baraj gölünde tekne turları, fotoğraf yarışmaları gibi etkinliklerle burayı bir turizm alanına dönüştürmeye çalışıyor. Buna da “Arapapıştı Kanyonu Ekoturizm Projesi” deniyor. Ne var ki bu tür etkinlikler düzenli, istikrarlı olamıyor, çünkü su sadece ilkbaharda dağlarda eriyen karlar sonucu yükseliyor ve ancak bu zamanlarda göl, üzerinde teknelerin ilerlemesine olanak verecek konuma yükseliyor.

Oysa burada İç Karya’nın tarihinin bağıntıları, Bizans’ın, Perslerin üretim ilişkilerini, yol ağlarını, iç kesimlerle deniz arasındaki bağıntı biçimlerini gösterebilecek arkeolojik alanlar, “ağzı var dili yok” denecek denli suskun duruyor.

Yörenin en önemli geçim kaynağı tarım. Az miktarda da olsa tütün ekimi sürüyor, hayvancılık ve baraj gölü üzerindeki kafeslerde kış aylarında alabalık üretimi de gelir kaynakları arasında sayılıyor. Ama asıl, yamaçlara kuşatan zeytinlikler, incir, dut ve ceviz ağaçları bugün de göz kamaştırıyor. Evliya Çelebi tam da bundan ötürü söylemiş

o sözü: “Dağlarından yağ, ovalarında bal akar.”

Kanyona, pek çok insan “Arapapıştı” diyor. Söylenceleri yazıya geçirenlerin bir kısmı bu lakabı İS 7’nci yüzyıla dayandırıyor. “Bölgeyi işgale gelen Arap orduları, buradan da geçmek zorundadır. Ne var ki kanyonun, değme kaleyi kıskandıracak diklikte ve yükseklikte duvarlarını görünce apışıp kalırlar.” Bir de yerel söylencesi var: Eskiden bir köy ağasının bir kölesi varmış. Ağa, kölesinden dereden su getirmesini istemiş, ama bakmış ki bir saatlik yoldan hemen elinde suyla dönüvermiş. Bunun üzerine ertesi gün gizlice takip etmeye başlamış. Anlamış ki o, insan görünümlü, ama istediği şekle bürünebilen bir cinmiş ve devasa büyüklüğe ulaşıp ayaklarını vadinin birer yakasına basıp eğilerek aşağıdan su dolduruyor. Ancak cin, izlendiğini fark edince bir daha dönmemek üzere ortadan kaybolmuş. Bugün seyir tepesi olan yerde Arapapıştı diye anılan bir yatır var. Yağışsız yıllarda burada halen yağmur duası yapılıyor. Fakat bir şey daha var ki, yatırın bulunduğu tepe insanın kulaklarına cinler doldururcasına yaz kış uğulduyor

Kanyonun en çarpıcı kesimi yüzlerce metre yüksekliğindeki kaya duvarının devamındaki burun formasyonu ve etrafındaki kıvrımlar. Burada eski yapıların temelleri halen görülebiliyor.

İnceğiz (Arapapıştı olarak da adlandırılıyor) Kanyonu’ndaki kaya mezarı ancak gölün su seviyesi düştüğünde görülebiliyor. Bu arkeolojik eserin tarihine, kimlere ait olduğuna ilişkin ise bugün sadece tahminler yazılabiliyor (en üstte). Su seviyesi teknelerin yüzmesine olanak sağlayacak denli arttığı zamanlarda, İnceğiz Kanyonu’nda ücretli tekne turları düzenleniyor (üstte).

İnceğiz yakınlarında, kanyonun üst kesimindeki taraçalarda zeytinliklerin arasında parlak renkleriyle gelincikler göze çarpıyor (en üstte). Yörede tütün tarımı, son yıllarda giderek ağırlaşan koşullara rağmen sürdürülmeye çalışılıyor. Tütün fideleri ilkbaharda önce “ocak” denilen fidanlıklarda yetiştiriliyor, sonra sepetlerle ekileceği tarlalara taşınıyor (üstte).

İnceğiz’de bugün de rençberlik önemli geçim kaynaklarından biri. Yüksek noktalardan bakıldığında sürülmüş tarlaların geometrisi izlenebiliyor (üstte). Doğanköy yakınlarında, tütün fidelerinin ekilmesi için tasarlanmış ve traktörün arkasına eklenmiş parçanın üzerindeki kadınlar ekim yapıyor (altta).

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.