Likya’nın Akdeniz kapısı

Önemli deniz rotalarının düğüm noktasındaki Patara, Likya’nın Akdeniz’e açılan kapısıydı. Bugün Antalya’daki antik kentin kalıntılarını dolaşan bir gezgini gösterişli bir geçmişin izleriyle muhteşem bir doğa karşılıyor.

Atlas - - İçİndekİler - YAZI: HAVVA İŞKAN*-MUSTAFA KOÇAK** / FOTOĞRAFLAR: HÜSEYİN ALSANCAK

Patara’yı ona giden tek kara yolunu izleyerek ziyaret edecek günümüz gezginini karşılayan ilk manzara, büklümlü tepelerin arasından göz kırpan beyaz kumsala ve masmavi Akdeniz’e uzanan sazlıklar ve bunların çevrelediği iki yuvarlak gölcük olacaktır. Eğer gezginimiz buraya 600 yıl kadar önce gelebilseydi, sazlıklar yerine neredeyse biraz önce içinden geçtiği köye kadar sokulmuş bir koyla karşılaşacaktı. Doğudan batıya ve kuzeyden güneye uzanan deniz rotalarının önemli bir düğüm noktasında konumlu Patara’yı, onu ve arkasındaki Ksanthos Vadisi’ni dünyayla bağlayarak can veren, işte tam da bu koy, daha doğrusu onun içinde yer alan limanlardı. Bir kilometreyi aşan uzunluğuyla Anadolu’nun güneybatı kıyılarındaki en korunaklılardan olan bu koy ve limanları Patara için o denli önemliydi ki, Ksanthos (Eşen) Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla dolup deniz ulaşımına kapandıklarında, bu kadim antik kentin yaşamı da sözcüğün tam anlamıyla sona erdi.

Gezginimiz, sazlıklı manzaranın kenarında kıvrılan yoldan kente doğru ilerledikçe, ilk mimari kalıntılarıyla da karşılaşmaya başlayacaktır: Modern yolun hemen altında, yamaçtan liman koyuna doğru bakan anıtsal mezar yapılarıdır bunlar. Patara’nın varlıklı vatandaşları tarafından -çoğu İS 2 ve 3’üncü yüzyıllarda - kent surunun dışında yapılmışlardır. “Görünür olma”, o dönemin mezar kültürünün en önemli unsurlarından biridir. O nedenle bu mezar yapıları limana girip çıkan uluslararası bir topluluk tarafından algılanabilmek için yarışırcasına, sur dışında kalan koyun her iki kıyısını doldurmuşlardır bu dönemde. Yolun doğu kenarında ise, yamaçta küçük, dikdörtgen açıklıklarla fark edilen tekil odacıklar formunda “oygu mezarları” görecektir gezginimiz. Bugün de, kendi zamanlarında olduğu gibi, hiçbir mimarı süse sahip olmayan bu yalın mezarlar, çok sayıda kişinin defnedildiği, varsıl aile mezarlarıydı. Ancak bunlar, öncekilerden daha eski bir döneme aittiler. Böylece denilebilir ki zamanımızın gezgini, iki farklı zaman dilimi ve iki

farklı “mezar kültürü” arasında yol alarak yaklaşacaktır antik kente.

Patara’nın binlerce yıl kullanılarak antik ana yol boyunca kuzeye doğru uzayan mezarlıkları, güneyde kent kapısına kadar devam eder. Kapının hemen önünde yerel kireç taşından oyulmuş, birkaç basamaklı podyumlar üzerinde yükselen ve kimilerinin ön yüzünde sahiplerinin adlarını öğrendiğimiz yazıtları bulunan bu lahitler ve diğer pek çok mezar, Likya’nın ilk toprakaltı nekropol kazısına tanıklık ederler. Patara’da, Antik Anadolu’nun en belirgin özelliklerinden biri olan, mezarların kent içinde yapılması olgusu da karşımıza çıkar.

Patara’nın simgesi haline gelmiş üç kemer geçenekli kent kapısı, çok işlevlidir. Doğucasarı Tepesi’nden gelip batıdaki Tepecik yükseltisine uzanan surun içine yerleştirilmiştir. Kente bakan yüzündeki yazıttan Patara halkı tarafından yaptırıldığını bildiğimiz bu kapı aynı zamanda bir onurlandırma anıtıdır. Kapının en üstünde ise İmparator Traianus ve eşi Plotina’nın heykelleri yer almıştır. Son olarak kapı bir “su iletim” yapısıdır. Kurşun ya da pişmiş topraktan borularla en üste çıkarılan su buradan, ortadaki geçeneğin üzerindeki “pencereden” bir su perdesi yapacak şekilde dökülmekte ve bedenden geçen künkler yardımıyla batı dar yüzdeki bir çörtene ve bitişik havuza akıtılmaktaydı.

Kapıdan kente girdikten sonra sağda ve solda, bugün kalıntılarına rastladığımız önleri revaklı

dükkânlar sıralanmaktaydı. Biraz ilerde ise, kapının aksından hafice doğuya kaymış bir şekilde sekizgen bir havuz yer almaktaydı. Bu havuzun kenarlarını oluşturan bloklar, kent dışındaki bir kilisede (Mezar Kilisesi) yapı malzemesi olarak kullanılmıştır.

Gezginimiz sekizgen havuzu arkada bırakıp yolunda devam ettiğinde, modern yolun batısın- da bir yapı görecektir. Burası, Patara’nın bilinen beş hamamından biridir. Yakınlığından dolayı kendisine “liman hamamı” adı verilmiştir. Batıdaki geleneksel planlı sıralı hamam, doğuda bir zamanlar duvarları ve zemini çeşitli mermerlerle kaplı ve heykellerin süslediği bir mekânla birleşir. Yapılan son araştırmalara göre hamam İS 1’inci yüzyılın ortalarında inşa edilmiş, doğudaki bazilika thermarum ise İS 3’üncü yüzyılda eklenmiştir. Batıdaki kavşağın hemen üzerindeki sekiz-on adet ağaçtan oluşan yüzlerce yıllık hurmalık Patara’nın en özel doğal zenginliğidir.

Sahile giden modern yoldan devam eden gezginimiz biraz ilerde kenarda bir bazilikayla karşılaşır. 40 x 60 metre ölçülen büyüklüğü ile adeta bir katedral olan Hıristiyanlık Likya’sının transept planlı bu büyük kilisesi İS 5’inci yüzyılın ikinci yarısında yapılmış, 6’ncı yüzyıl içinde doğusuna trikonkos planlı bir şapel ve pastaforion mekânları ile güneyine şimdilik piskopos konutu olarak adlandırdığımız bölümler eklenmiştir. İçinde 118 adet mezarın açıldığı bazilika 13’üncü yüzyıla kadar kullanılmıştır.

Nihayet Patara’nın üçüncü tepesi Kurşunlu’nun eteğindeki alana, kentin politik merkezine varırız. Agora olarak işlev görmüş, batıda ve doğuda portiklerle çevrelenmiş bu meydanın güneybatı köşesinde, dikdörtgen bir master plana uygun bir şekilde inşa edilmiş iki önemli yapı bulunur: Tiyatro ve meclis binası.

Patara Tiyatrosu, bir diazoma ile ikiye ayrılmış caveasının toplam 38 adet oturma sırası ile yaklaşık 6 bin kişiye burada yapılan etkinlikleri izleme fırsatı vermekteydi. İki katlı bir sahne binası olan tiyatronun önemli bir özelliği, caveanın en üstünde ve aksında bir tapınağın yer almasıdır. Sahne binasının, tapınağın kentin her yerinden görülebilmesini temin etmek için caveadan bile daha kısa tutulması, yapının önemini ortaya koymaktadır. Tiyatronun ilk yapım evresi, en geç İÖ 1’inci yüzyıla tarihlenir. İmparator Tiberius döneminde onarımdan geçmiş, kentin önde gelen yurttaşlarından Eudemos ve Titianus ile kızı Vilia Procula, imparatorlar Hadrian ve Antoninus Pius dönemlerinde tiyatroya, başta sahne binasının tamamı olmak üzere, kapsamlı eklemeler ve onarımlar yapmışlardır.

Statüsü İÖ 168-167 yılında isim bulan Likya Birliği’ne başkentlik eden Patara’daki, bu birliğin de toplantılarının yapıldığı meclis binası, tiyatronun karşısında onunla aynı zamanda ve bütünleşik bir plan içinde inşa edilmiştir. Yaklaşık 43x33 metrelik ölçüleriyle Anadolu’nun büyük meclis binalarından biri olan bu yapı, ülkemizdeki en kapsamlı restorasyon çalışmalarından birine sahne olmuş ve TBMM tarafından ayağa kaldırılmıştır. Likya Birliği’nin yönetim biçimi, Fransız aydın Montesquieu tarafından 1748 yılında basılan Yasaların Ruhu Üzerine adlı kitabında “en mükemmel yönetim biçimi” olarak tanımlanmıştır.

Agoranın kuzeydoğu köşesinde gezginimizi, İmparator Nero tarafından yaptırılan Anadolu’nun en erken Roma hamamlarından biri bekler. 2017 yılında bu büyük hamamda ve çevresindeki geç antik dönem surlarında başlatılan kapsamlı kazı çalışmaları, birkaç yıl sonra Patara’ya bir “müze-hamam” kazandırma yolunda hızla ilerlemektedir. Nero hamamı, hemen kuzeyinde yer alan daha geç dönemden “merkez hamamı”, önündeki “eksedra” yapısı ve batısında uzanan liman caddesi, birlikte kentin tam merkezinde konumlanır. Anadolu’nun bilinen en genişleri arasında sayılan cadde boyunca, sütunlu revakların ardında dükkânlar ve diğer mekânlar yan yana sıralanır. Caddenin batısının yaslandığı yamaçta konumlu ve yine çatı yüksekliğine kadar

korunmuş durumdaki “küçük hamam”da ise, henüz kazı çalışması yapılmamıştır.

Yüzlerce yıl boyunca bu caddenin taşlarının üzerinden geçen insanların ayak seslerini takip edenler, bir tapınağın oya gibi işlenmiş kapısı önünde bulurlar kendilerini. Patara’nın ortaçağ suruna eklenen tapınağın hangi tanrıya adanmış olduğu sorusu, henüz yanıtını bulamamıştır. Önünde, Patara’nın en küçük hamam yapısı durur. Kazılarda ele geçen seramiklerden ve planından bu küçük hamamın Beylikler dönemine ait olduğu düşünülmektedir. Tapınağı da içine alan çift kademeli surun içinde ortaçağ Patara’sının kalıntıları görülür. Görkemli bir 11- 12’nci yüzyıl kilisesi ve şapeller, Pataralı St. Nikolaos’un ruhunu yansıtır ve Hıristiyanlık dönemine ışık tutarlar.

Patara Limanı’nın batı yakası tarihin hiçbir döneminde iskân amaçlı kullanılmamıştır. Ancak bu tarafta yapılan birbirinden eşsiz dört yapı, her gezginin görmesi gerektiği türdendir. Bunların başında ise kuşkusuz Deniz Feneri gelir. Günümüzde kumul hareketi nedeniyle kıyıdan 500 metre içeride kalan fener, yaklaşık 20 metre kenarlı kare bir podyum üzerine oturmaktadır. Kurgulanan yüksekliği yaklaşık 26 metreye ulaşan fenerin limana bakan doğu yüzüne altın kaplı bronz harflerle yerleştirilen yazıtta, İmparator Neron’un bu feneri “denizcilerin selameti için” İS 64-65 yılında yaptırdığı okunmaktadır.

Günümüzün Patara gezginini liman koyunun batısında ayrıca bir depo binası (horrea) bekler. Yan yana sıralı ve eşit boyutlardaki sekiz mekândan oluşan 75 x 25 metre ölçülerindeki horrea, cephesindeki yazıt nedeniyle İmparator Hadrian ile bağlantılıdır. Henüz kazısı gerçekleşmemiş yapının tam olarak ne depoladığı bilinmemektedir. Patara horreası’nın hemen kuzeyinde Anadolu’nun belki de en büyük anıt (tapınak) mezarı yer alır. Konumuyla limana giren ve çıkan her gemiyi selamlar gibidir. Hayli yüksek bir podyum üzerinde yükselir ve tipolojisiyle bir Roma tapınağını andırır. Batı yakasının diğer önemli yapısı ise, bu anıt mezarın kuzey bitişiğinde başlayan stadiondur. İki bin yıl önce stadionun batı kolunda oturup koşuları izleyen Pataralıların ve misafirlerinin gördüğü manzara muhteşem olmalıydı: Önlerinde gerçekleşen oyunlar, arkasında yelkenli gemilerin hareket halinde olduğu mavi sularıyla bir liman ve onun da arkasında Doğucasarı’nın yamaçlarına doğru yükselen bir kent.

Stadionun yıkıntıları arasında duran ve önünde şimdi sazlıkların sardığı bir bataklığa dönüşmüş koyu izleyen gezgin, buradan diğer kıyıdaki bir yükseltiyi fark edecektir: Tepecik. Burada, kente giriş yaptığımız kapının da önünde durduğu bu küçük tepede, belki de en başta anlatılması gereken önemde kalıntılar, arkeologların eliyle yeniden tarihle buluşmuştur. Liman koyuna hâkim konumuyla Tepecik, şimdiye kadar bilindiği kadarıyla, Patara’nın en eski yerleşim izlerinin ortaya çıktığı bölgedir. Günümüzden şimdilik 6 bin yıl öncesine kadar inen buluntularıyla Tepecik, ilk Pataralıların da oturduğu yerdir.

Hem St. Nikolaos’un hem de Apollon’un kenti olan, olasılıkla St. Methodius’un kilisesini barındıran Patara, başka bir dünyaya aitmiş gibi duran muhteşem doğası ve muhteşem kalıntılarıyla, bilim insanları tarafından bugün ile buluşturuluyor ve geleceğe kazandırılıyor.

Türkiye’nin zengin arkeolojik varlığının gün yüzüne çıkarılması ve korunması amacıyla uzun soluklu projelere katkı sunan Türkiye İş Bankası, Patara antik kentinde yapılan kazı çalışmalarına desteğini sürdürüyor. Türkiye İş Bankası kültürel zenginliklerin ortaya çıkarılması, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla Patara antik kenti kazılarına 2016’da destek vermeye başladı

Kuruşunlutepe’den (Tiyatro Tepesi) kuzeye doğru antik kente ve limana bakış, bugün bile Patara’nın ve onu çevreleyen doğanın ihtişamını gözler önüne seriyor.

Patara kent kapısı ve hemen yakınında Likya dönemine ait bir lahit mezar.

Liman caddesi ve dükkânlar, antikçağda kentin en hareketli köşelerindendi.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.