ALFA ROMEO 4C

Resmin sağ ve sol tarafı arasında, farklı çağlar gibi hissedilen 55 yıl var. Alfa’nın eski ve yeni 4 silindirli roketlerini karşı karşıya getirdik.

Auto Show - - BAŞ SAYFA -

Alfa’nın küçük canavarları

Daha farklı olamazlardı herhalde. Biri yuvarlak ve organik, diğeri ise köşeli ve modern. Bu ikili arasındaki akrabalığı fark edebilmek neredeyse imkansız. Ancak bu normal, çünkü aralarında, aile içi birçok krizin de yer aldığı 55 yıl var.

1950’lerin sonlarında ve 60’ların tamamında Alfa Romeo, asla sıkıcı olmayan modeller üreten çok gözde bir markaydı. Aslına bakılırsa Alfa’nın köklü bir DNA'sı olan sıkıcılıktan uzak durmak, korunması gereken bir stratejiydi. Ancak ardından 70’ler ve Fiat’ın devreye girdiği 80’ler geldi. Her şeye rağmen birçok insan Alfa’ya fanatiklik derecesinde seviyordu ve bunlardan biri de markayı VW Grubu albümünde görmek isteyen Ferdinand Piech’ti.

Peki ya bu başarıyı sağlayan şey neydi? Şef tasarımcı Orazio Satta Puliga’nın yarattığı deha ürünü çift eksantrikli alüminyum motor ve Bertone, Pininfarina ve Zagato gibi karoser ustalarının yarattıkları heykelsi güzellikteki otomobiller. Alfa Romeo kullanmak deyimi kulakta hoş bir his bırakıyordu. Ayrıca otomobillerin hepsi iyi gidiyor ve ucuz olmasa da uygun fiyatlarla satılıyordu.

Kısa adı SS olan Giulietta Sprint Speciale 1959’da Alfa programına dahil oldu. Nefes kesen “kola şişesi” gövdesiyle bu otomobil, ortalıkta bir Primadonna

gibi dolanıyordu. İtalyanlar tarafından bu otomobil, bir saygı ifadesi olarak “il squalo” ayın köpekbalığı olarak anılıyordu. Tasarımında Bertone ve genç Franco Scaglione’nin imzası bulunan SS, ilk olarak 1300 cc 100 HP’lik Veloce motorla donatılmıştı ve 200 km/s hız yapabiliyordu. Bu hız, bu hacim klasmanında bir otomobil için kesinlikle inanılmazdı. Hava sürtünme katsayısı ise 0.28 cW ile tam bir rekordu. Aracın aerodinami testlerini Scaglione Auto-Strada’da yün iplikler kullanarak yapmıştı. Çünkü o günlerde insanlar rüzgar tünellerinin hayalini bile kurmamıştı.

İlk olarak Giulietta SS, Porsche 356’ya rakip olacak minimalist bir yarışçı olarak düşünülmüştü. Ancak daha sonra bu otomobil, yarış DNA’sına sahip şık bir uzun yol coupesi rolüne büründü. Başka bir deyişle: Sıradan halkın bütçesine uygun bir Ferrari! Daha sonra SS’e, daha büyük ve güçlü olan 1600 cc 112 HP’lik motor uygulandı ve yeni motor bu coupe ile hem daha uyumlu, hem de daha pahalıydı. Ancak Giulietta SS’in fiyatları günümüzde de oldukça yüksek: Şu an klasik otomobil piyasasında 80 bin Euro gibi rakamlara alıcı buluyor ve bu rakam, torunu 4C’nin fiyatından çok daha fazla.

Geçmişte SS neyse, Alfa Romeo 4C de bugün aynı anlamda: Mutlak cadde spor otomobili. Bu otomobil, Fiat Başkanı Marchionne tarafından krizden kurtulmanın ilk umut ışığı olarak da görülüyor. Model adındaki 4C çok basit bir anlam içeriyor: 4 cylinder, yani 4 silindir. Birçok marka isimdeki bu basitliği banallik olarak görüp kullanmazdı, özellikle de bu kadar radikal bir spor otomobilde.

Artık Alfa tarihini yazmaya devam etme görevi verilen 4C’ye binme zamanı: Arkadan itiş, ortada konumlandırılmış motor, hafif üretim... 1.8 lt’lik 4 silindirli motor alt devirlerde sakin seslerle kendi kendine mırıldanıyor. Ancak gaz pedalına basıp turboyu devreye soktuğunuzda bu makine, bir canavara dönüşüyor: Çığlık-

lar, homurtular, kükremeler, ıslık sesleri... Tüm bunlar insanda ilginç yan etkiler yapıyor: Sersemleyen bir beyin, daralan göğüs kafesi ve kan dolaşım sisteminizde önceden hiç yaşamadığınız şeyler. Neticede ibre 100 km/s’ye vardığında geçen süre sadece 4.5 sn!

4C kesinlikle utangaç bir kuzu değil, özellikle de 6 ileri oranlı çift debriyajlı şanzıman ile elektronik motor ve sürüş kontrollerini bir düğme ile kademe kademe sertleştirdiğinizde. Bu kademeler A (Allweather: en yumuşak) ile histerik yarış modu arasında değişiyor. Race adlı yarış modunda ESP dinlenmeye çekiliyor, vites geçişleri iyice hızlanıyor ve Launch Control ile etkili kalkışlar yapılabiliyor.

Başkanlarının bile markayı anlamadıkları son yılların ardından Alfa modelleri yağ bağlamış, karakterlerini kaybetmişti. 4C için uygulanan diyet ise neredeyse ölüm orucu gibi: Karbon şasi, alüminyum ve direksiyon servo desteği gibi vazgeçilebilen her şeyin araçtan uzaklaştırılması... Tüm bunlar 900 kg’lık ağırlık ve alışkanlık gerektiren bir direksiyon direktliği olarak geri dönmüş. Madalyonun diğer yönü ise, aracın zemin dalgalanmalarını takip etmesi ve servo eksikliğinin sürücüyü yorması. Bu nedenle 4C’yi çizgisinde tutabilmek için mutlak konsantrasyon ve iki güçlü kol gerekiyor. Aşırı güçlü motoru, çok hızlı vites geçişleri, gokartları aratmayan direksiyonu ve çok güçlü frenleri sayesinde 4C, sürücüsüne kendisini vücudunun bir parçasıymış gibi hissettiriyor. Spor otomobil işte böyle olmalı!

4C’nin karşısında 1959 model SS, tam bir “ana kuzusu” gibi kalıyor: 1300 cc’lik motor etkileyici seslerle çalışsa da, aracı kısıtlı bir ivmeyle hızlandırabiliyor. Bu küçük 4 silindirli makine devirlenmeyi seviyor: Varlığını hissetmek için 5000 d/d’yi bulmak gerekiyor ve devir ibresini rahatlıkla 7000 d/d seviyesine çıkarabiliyor. Bu sırada 5 ileri oranlı manuel şanzıman mükemmel bir kullanım karakteri sunuyor. Gerçekten de eski bir çağdan gibi kalmış gibi hissettiren tek şey kampana frenler: Ne kadar dikkatli basarsanız basın, fren etkisi uzun bir yük trenininkinden daha iyi değil. Direktlik, tahmin edilmezlik ve hassaslık ise ondan uzak özellikler. İnce tabanlı lastikler aerodinamik açıdan faydalı ama faydaları bu kadarla sınırlı. Ancak adil olmak gerekiyor: 1959 yılında SS, inanılmaz derecede ilerici bir otomobildi. Yani kendi zamanları için iki otomobil de, hem ilericilik hem de insanlarda yarattıkları benzersiz hisler yönünden eşit seviyelerde.

Dede ile torun arasındaki görsel benzerlikler yok denecek kadar az ama Giulietta SS de günümüzün 4C’si gibi bir asfalt roketiydi. 1959 model Giulietta Sprint Speciale’yı acil durumlarda garajınızda tamir edebilirdiniz. Ortadan motorlu 4C’de ise böyle bir imkan yok.

Görüş rahatlığı berbat olabilir ama bunun hiç mi hiç önemi yok! Çünkü yüksek performans ve sinirli direksiyon sistemi nedeniyle gözünüz her zaman yolda olmalı. Göstergeler sanal, yani bir ekrana yansıtılan görüntülerden ibaret. İsminde silindir sayısını barındıran aracın motoru küçük bir kapağın altında gizli.

Jigle neydi, hatırlayan var mı? 1300 cc’lik motor 100 HP ile 1959 yılının en ilerici makinesiydi ve çalıştırma öncesinde zengin karışıma ihtiyaç duyuyordu. Ayrıca yumuşak bir şekilde ısıtmak gerekiyordu. Direksiyon büyüktü ve ele iyi oturmuyordu. Sürüş pozisyonu ise garipti. Şık Giulietta SS bir viraj ustası değil, aerodinamik avantajı sayesinde otoyollarda hız yapan bir otomobildi. 200 km/s maksimum hız! Hem de 1300 cc ile! Motor çok güzel, değil mi?

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.