Kahn’dan önce, kahn’dan sonra mimarlığı düşünmek

Betonart - - Louis Kahn - Atilla Yücel

Yirminci yüzyılda mimarlığın gündemini uzun yıllar sürecek bir etkiyle belirleyen iki büyük isim oldu: Le Corbusier ve Louis Kahn. İkisinin de mimarlığı ve söylemi etkili ve şiirsel. Şiirsellik onların yapılarında, mekânlarında, çizimlerinde ve metinlerinde duyurur varlığını; söylemleri mimarlık düşüncelerinin şiirsel tonlar taşıyan ifadesidir; sözsüz metinler, manifestolar olan el çizimleri bunlara eşlik eder.

Doğum ve ölüm tarihleri açısından Kahn, İsviçreli ustanın bir on yıl kadar ardından gelir; ancak biri yirminci yüzyılın ilk yarısının öncü atılımlarına başat damgayı vururken diğerinin etkisi yüzyılın ikinci yarısında gücünü duyurdu. Bunda, Kahn’ın etkin tasarım yaşamına hayli geç başlamasının payı var.

Tarihsel kentlerle, arkeolojik kalıntılarla tanışma birçok başka mimar gibi bu iki önemli tasarımcının da duyarlılığını besledi. Yunanistan, İtalya, Avrupa manastırları her ikisinin de deneyimlediği, etkilerini yıllar, kroki defterleri ve tasarımlar boyunca taşıdıkları kaynaklardı. Bunun yanında Le Corbusier doğu yolculuğu boyunca Avrupa’nın doğusu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kentleri ve yapıları ile tanışır, onların bellek izleri üstünde düşünürken Kahn’ın kalemi, fırçası ve duyarlılığı kadim Mısır’ın anıtlarını, Romanesk dönem yapılarının ve İskoç şatolarının kunt gövdelerini ve kalın duvarları içine oyulmuş loş mekanlarını da aldı kapsamına.

Le Corbusier’nin söylemi, kent ütopyaları, mimarlık ilkeleri (ünlü beş esas) ve biçimler dünyası, modern mimarlık hareketinin en geniş etkili mesajı oldu. Kentler, konut toplulukları ve sayısız yapı dünyanın farklı köşelerinde bu ilkeler ve örnekleri izledi. Bir modernist avangard olarak yapılan öneriler kural haline geldi. Ama onun ince, beyaz, sıvalı ya da brüt beton çeperleri arasında süzülen akışkan mekânların, ışığın yıkadığı saf yüzeylerin aydınlık mimarisi hiçbir izleyicisinin yapıtında onun şiirine erişemedi. Güneş altında ışıkla yıkanan saf biçimler, serbest plan ilkesine göre biçimlenmiş hafif, aydınlık ve geçirgen bir mimari; tasarımı ve düşünceyi yönlendiren rasyonel bir düşünce, dünyevi, “Apolloncu” bir estetik.

Kahn’ınki ise başta İsviçreli ustanınki olmak üzere tüm dönemlerin mimarlık kuramlarını içselleştirmiş ve tümünden farklılaşan, antik izlerin, arketiplerin, zamansızlık boyutu kazanmış klasik öğretilerin izini süren bir arayış. Önerdiği biçimlerin som kütlelerinin yalınlığına, ince eklemlenmelerine, belleğindeki antik varlıkların masif ağırlığına rağmen ilginin içe, boşluğa, sessizliğe, ışığa: MEKÂN’a odaklandığı bir mimarlık anlayışı. Tinsel, mistik, arkaik, zaman ötesi. Söylemi de eskizleri de Dakka’daki parlamento binasının beton-tuğla yüzeylerinin sardığı, bu yüzeylerde yansıyarak süzülen ışık ile yıkanan mekânı da bu anlayışı kutsuyor.

Kahn’ın da Avrupalı öncülü gibi diğerleri içinde öne çıkan baş yapıtları var: Richards Laboratuvarları, Salk Laboratuvarları, birkaç olağanüstü ev, Hindistan yapıları ve tabii Dakka’daki kapitol. Gerçekleşmemiş kimi projeler de her iki ustanın külliyatında seçkin bir yer tutuyor ve mimarlık düşüncesini etkilemek açısından uygulananlar kadar ağırlıklı. Le Corbusier’nin kent ütopyaları: Paris için Voisin Planı ve özellikle Cezayir için Obus Projesi; mimari projeler içinde Venedik Hastanesi bir dönemin mimari değişimlerini simgelemesi açısından başta geliyor. Bu ileri dönem projesinin Kahn’ın kimi ilkeleri ile buluştuğu da iddia edilebilir. Kahn’ın gerçekleşmemiş olan kentsel önerileri içinde Philadelphia için yaptığı kentsel tasarım ve buradaki strüktürel kule, onun mimarlık kariyeri öncesinde kent ile ilgili çalışmalarını mimarlık verimine bağlayan önemli halka; heykelsi olduğu kadar mühendislik önerisi ile de öncü bir tasarım olan kulenin hem kent mekânı hem mimari düşünce açısından ayrı önemi var. Bu proje dönemin metabolist eğilimleri için de bir haberci. Ve tabii Mikveh ve özellikle Hurva sinagogları. Bu sonuncusu, Dakka dışında onun mimarlık felsefesinin en belirginleştiği tasarım. Venedik için önerdiği Palazzo dei Congressi projesi de iki ustayı bu olağanüstü kentte inşa edememe konusundaki ortak kaderde buluşturuyor. Bu kaderi kendilerinden önce Frank Lloyd Wright ve kendilerinden sonra Steven Holl da paylaşmıştı.

Le Corbusier modernizmin öncü dönemine damgasını vurmuştu. Kahn benzer bir etkiyi modernizm sonrası için yaptı. Adı Team Ten, Brütalizm, Metabolizm, Rejyonalizm/Bağlamsallık, Postmodernizm gibi akımların içinde doğrudan anılmasa, onların manifestolarında imzası bulunmasa da tüm bu eğilimler Kahn mimarisi ile ilişki içinde gelişti. Çoğulculuğa açık söylemi ve çok anlamlılık içeren tasarımları bunda önemli etken. Öğrencileri, eski yardımcıları, Kahn ile tanışıklığı bulunan birçok önemli isim mimarilerinde ve söylemlerinde Kahn etkilerini duyurdu; açık veya örtük olarak. Robert Venturi, Moshe Safdie, Mario Botta, Nader Ardalan, Charles Correa, Balkrishna Doshi bunlar arasında. Bu etkiler bugünün önemli tasarımcılarına, Steven Holl ve Peter Zumthor’a kadar uzanmakta. Louis Kahn söylemi ve mimarisi, Rönesans ustaları ve Aydınlanma dönemi rasyonalistlerinden sonra yirminci yüzyılda Le Corbusier ile birlikte mimarlık kuramcılarının da en çok başvurdukları kaynaklar arasında.

Bu etki gücü Kahn söylemine ve Kahn mimarisine çağdaş mimarlık kültürü ve mimarlık düşüncesi açısından tartışılmaz bir güncel geçerlilik veriyor. Bu, dünya mimarlık üretiminde olduğu kadar mimarlık söyleminde de etkisini sürdürüyor. Maddesel olanın ötesini, varoluşsal sorgulamaları da gündemine alan çağdaş mekân düşüncesi bunlar arasında. Maddesel, “arkitektonik” varlık olarak Kahn mimarisi de onun maddesel olanı aşan söylemi de referans ve söylem değerini koruyor.

“…..aslolan sadece boşluktur. Odanın gerçekliği çatı ve duvarlarla kuşatılmış olan mekânın boşluğunda aranmalı; çatı ve duvarlarda değil”. Okakura Kakuzo, Çayname (1906)

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.