“yere ait” detaylar

Betonart - - Detay - Söyleşi | Ersen Gürsel

Ersen Gürsel I Yaşam çevremizde gördüğümüz ve elimizle temas ettiğimiz tüm ayrıntıların bütünleşmesiyle oluşur. Mimarlık öğretisi içinde ayrıntılar, işlevsel özellikleriyle anlatılırdı. Proje bürolarında ayrıntı çizimlerinin deneyimli mimarlar tarafından yapılmasının nedeni anlaşılır olmuştu.

Söyleşinin akışı içinde mesleğimin ilk yıllarında ayrıntılar özelinde bazı projelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

Eski yerleşim bölgelerinin sokaklarında gezmeyi severim. Doğal çevre ile uyumlu geleneksel yapı tekniği ile inşa edilmiş binaların tek elden çıkmış gibi birbirlerine benzedikleri görülür. Oysa dikkatle incelediğinde binaların ayrıntılarında farklılıkları belirir.

Bazı mimarlar yapılarında ayrıntıları tasarımın bileşeni olarak kullanırlar. Bu tanıma örnek mimar Utarit İzgi’dir. Adına düzenlenen serginin hazırlanmasında görevliydim. Çıplak beton, çelik, cam ve ahşap malzemeleri bütünleştirerek yaptığı tasarımları inceleme fırsatım olmuştu. Utarit Hoca tam bir ayrıntı ustasıydı.

Yapı ustaları çevrenin koşullarını üretimlerine yansıtırlar. Onlar için ayrıntılar yapı üretiminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Tasarımlarının özeliği ile etkilendiğimiz bir ayrıntı, hafızamızda yer eder. Farklı bir üretim alanında yeniden yorumlanır. Sonunda kişiye özgün tasarım dilinin ayrıntılarla bütünleştiğini görebiliriz.

Neslihan Şık | Bu noktada bir soru geliyor aklıma; bir keresinde uygulama ve tasarımın kesiştiği, birlikte ilerlediği bir zaman olduğunu söylemiştiniz. Örneğin Ege’de bir proje yaparken, o bölgeyi, yerel teknikleri vb. önceden mi öğrenmeye çalışıyorsunuz yoksa uygulama sırasında oralı ustalarla çalışıp onlardan da öğreniyor musunuz? Ya da her zaman yerel teknik ve detaylara hakim ustalar bulabiliyor musunuz?

EG | Bodrum Çiftlik Köyü’nde 1989 tarihinde projesini yaptığım “Yula Evi” sorunuzun yanıtına iyi örnek olabilir. Köyün kahvesinde çaylarımızı içerken projenin sahibi Özer Kabaş, beni köyün taş ustası Mehmet Kandiş’le tanıştırdı. Hayal ettiği tek mekânlı iki katlı taş evin projesini ustaya gösterdim. Mehmet usta projeye baktı, binayı yığma kayrak taşıyla yapacağını söylediğinde yadırgamıştım. Bodrum’da kayrak taşı kuru duvar tekniği ile bahçe duvarlarında ve yaygın olarak döşeme kaplaması olarak kullanılıyordu. Kayrak taşı ile yapı yapma tekniğinin bölgede çok eskiden beri kullanıldığını söylediğinde, ustamızın bir bildiği vardır diyerek önerisini kabul etmiştim. İki katlı Yula Evi, kayrak taşları üst üste oturtularak gizli harçlı yığma tekniği ile kısa sürede

inşa edildi. Ben de kayrak taşını, yapının temel yapı malzemesi olarak kullanma tekniğini, ustamızdan öğrendim. Yalanı dolanı olmayan Mehmet Kandiş ustayı ve çevresel değerlerin yaşam alanındaki önemini arkadaşlarıyla paylaşmaktan keyif alan arkadaşım Ressam Özer’i her zaman sevgiyle anarım.

Kayrak taşını ikinci kez aynı bölgede “Mutlu Evi” projesinde kullandım. Taş ustası İmran, kayrak taşı önerimi başta yadırgadı çünkü kayrak taşıyla döşeme kaplaması yapmış, fakat yapının temel yapı malzemesi olarak kullanmamıştı. Haklıydı. Ona Antik çağda bu bölgede yaşayan Leleg halkının aynı taşı kullanarak inşaatlarını yapmış olduğunu söylediğimde düşüncemi kabul etti. Yula evi inşaatında Mehmet Usta’dan öğrendiğim tekniği İmran ile paylaştım. Taş ustaları bölgelerin özelliklerine göre taşı nerede kullanacaklarını bilirler.

İnşaat öncesi birlikte onlara projeyi anlatır yapı malzemelerinin seçiminde düşüncelerini alırım. Projelerimde kullandığım yapı malzemelerinin seçiminde çevreyle uyumlu olması konusundaki hassasiyetimi ustalar da bilirler.

Doğal koşullar altında emek gücü ile inşa edilen taş duvar işçiliği çok külfetlidir. Olası sorunların çözümlerini inşaat sırasında paylaşırız. İmran Akmil, Manavgatlı Süleyman Sarı ustalar ile birlikte çok iyi işler yaptık. Kayrak taşlarını duvar yüzeyinin dışına taşırmak güneş ışığı harketleri ile oluşan gölgelerin, duvarları güneş ışığı ile buluşturması, yılların deneyimi ile elde edilen sonuçlardır. Yapıların çevreyle uyumlu ve kaliteli olmasında ustaların katkıları çok fazladır. Bana göre, taş duvar örgüleri, ustaların imzalarıdır.

NŞ | 2015 Sonbaharında, Mimarlar Odası Genel Merkezi’nin Sinan Ödüllü Mimarlar Programı kapsamında, 2014 yılı “Mimar Sinan Büyük Ödülü” sahibi olarak meslek yaşamınızdan kesitler sunan “Yere Ait: Ersen Gürsel Mimarlığı” Sergisi açıldı. Bu sergide yapılarınıza ait fotoğraflarınıza mutlaka detay fotoğraflar da eşlik ediyordu. Hatta bazı yapılar sadece detaya odaklanan fotoğraflarla temsil ediliyordu. Çekimlerde fotoğrafçının dikkatini detaylara yönlendiriyor musunuz?

EG | Fotoğrafların çekiminde “mimar nerede durmalı” sorusunu ben de çok kez yaşadım... Queen Ada’nın çekimleri Cemal Emden’indir mesela. Oradan fotoğraflarından birinde, yapısal ayrıntıların birlikteliğinden oluşan dengeyi ve coşkuyu görmüştüm. Farkettim ki ben, üretim sürecinin doğal akışı içinde Cemal’in durduğu yerde hiç durmamıştım.

Mimarlık eğitiminin birinci yılında fotoğraf makinesi sahibi olmuştum. Çektiğim filmleri Adil Hoca yıkar, siyah beyaz basardı. Yaptığı uyarılar eğitim gibiydi. Makineyi yanımdan ayırmazdım. Hafıza kaydı ve yapıların ayrıntılarının okunmasında fotoğraf makinesini araç olarak kullanır, kadraja önem verirdim.

Fotoğrafçılığı meslek edinmiş kişilerle çalıştığımda farklı sonuçlarla karşılaştım. Kamera içinden çevreye bakmaya alışık olduğumdan fotoğrafı sanata dönüştüren fotoğrafçıların çekim sürecinde yaşadıkları “ne için, kimin için” gibi soruları anlayışla karşılarım. Çekim

öncesi, çekimi yapan fotoğraf sanatçısıyla bir araya gelirim, projenin hikâyesini anlatırım. Yapılar üzerinden mimarların düşüncelerini okumaları izleyicilere aktarmaları ustalık işidir.

Fotoğraf sanatçılarının çalışma ortamında düşünceleriyle başbaşa kalmaları için, soru sorulmadığı sürece yanıbaşlarında durmam.

Mimarın ayrıntılara verdiği önem, mekânların kurgulanmasında ayrıntıların işlevi, iç mekânda yapısal öğelerin çevre peyzajı ile ilişkilendirilmesi gibi çok şeyi fotoğrafla tespit etmek, izleyiciye aktarmanın sırları fotoğraf sanatçısına aittir. Mimari projelerin tasarım kriterleri ile fotoğraf sanatçılarının kriterleri benzerdir. Fotoğraflarıyla doğal, fiziksel, sosyal çevreyi anlatma yeteneğine sahip sanatçı kimlikleriyle çalışma ortamına müdahale edilmesinden hoşlanmazlar.

Cem Sorguç | Başka bir ölçeğe geçersek, meslek hayatınız boyunca kentsel planlama konusunda da araştırma ve uygulamalar yaptınız. Kentsel planlama ölçeğinde detay nedir? Bir malzeme birleşiminden yapıya oradan da kentsel planlamaya gidildiğinde detayın niteliği ya da tanımı değişir mi?

EG | Konak ve Çevresi Kentsel Tasarım Projesi EPA Proje Grubu için önemli bir deneyim alanı oldu. Proje ile uygulama çalışmalarının birlikte yürütüldüğü çalışma ortamının her aşamasında proje grubu olarak yer almıştık.

“İnsan tasarımın öznesidir” tanımını, Konak Projesi deneyimi sürecinde yaşamıştım. İnsanların beklentilerini, davranışlarını, yaşam çevresi ile kurduğu ilişkileri gözlemlemek kolay olmuştu.

Kentsel mobilyalar, aydınlatma elemanları, yönlendirme, atık toplama kutuları ya da döşeme kaplamaları ihtiyaçları karşılarken, insanların davranışları, meydanda yapılanları izlemeleri, soru sormalarının ilginç ve değerlendirilmesi gereken gözlemler olduğunu arkadaşlarla konuşmuştuk.

Yeşil alanların düzenlenmesini peyzaj projeleri üzerinden yapıyorduk. Kayaları yeşil alan

üzerine yerleştirirken, genç bir kadının “Ersen Bey, kayaların yer seçimini bilerek mi yapıyorsunuz” sorusu ile karşılaştım. Hiç beklemediğim bu soruya “evet” dediğimi hatırlıyorum. O dönemde Feng-Shui’nin mekânların tasarımı üzerine kitabını okumuş, “doğal koşulların içselleştirilmesi, yalın ve doğal çevreyi yormadan çevreyle uyum sağlanabilir” düşüncesi benimsemiş olduğumdan yanıtım da net olmuştu.

Yeşil zemini küçük dokunuşlarla hareketlendirmek yeşil alanı yormadan peyzaj derinliğinin okunmasında kayaları kullanmak, yeşil alanın denizle ilişkisini, gökyüzünün mavi rengini, gölgeliklerin beyazı ile buluşturmak, özellikle imbatın sesini eskiden olduğu gibi meydan üzerinden duymak... Açık alan peyzaj projelerini film senaryosu gibi düşünmek gerekiyordu. Konak Projesi’nin hikâyesini paylaştığım sevgili dostum Haluk Erar’ı sevgiyle anıyorum.

CS | Size en çok sorulan soru, “bilerek mi yaptınız” sorusu galiba...

EG | Projelerimin çoğunda uygulama sürecinde de yer aldığım için bu türlü soruları yadırgamıyorum. Proje ile uygulama iki ayrı süreçtir. Mimarın uygulama alanında yer alması, proje aşamasında farkedemediği veya önemsemediği, tasarımın dışında bıraktığı ayrıntıların uygulama sahasında farkına varmasını sağlar. Bu süreçte yapılacak düzeltmeler yapıların kalitesini etkiler. Uygulama alanındaki gözlemleri önemserim. Peyzaj alanını tüketmeyen, yormayan ayrıntıların yaşam çevresini olumlu etkilediğini deneyimlerimle gördüm. Bu nedenle sağlıklı yaşam çevresinin tasarlanmasında fiziksel planlamanın boyutlarının yeterli olmadığını söylemem gerekiyor.

NŞ | Uygulama ve tasarım bir noktadan sonra birlikte ilerliyor dediniz ya, maketle çalışıyor musunuz? Detay maketleri yapıyor musunuz?

EG | Mimarlık eğitiminde maketle düşünmenin tasarım sürecine katkısını öğrenciliğimin ilk iki yılında Nazmi Yenal hocamızın küçük odasında öğrendim. Yoğun ders programı içinde maketle çalışmak, öğrenciler için çok

neşeli bir öğrenim süreciydi. Hocamızın “ben mi söyledim sen mi yaptın” cümlesi beni motive ederdi.

Aktur projelerinin yapım sürecinde, atölyedeki maket masası, etrafında dolaşığımız, tasarım sorunlarının tartışıldığı zemin olmuştu. Konut tiplerinde hatalarımızı minimize etmek için, uygulama projelerinde 1/50 ölçeğini kullanmıştık. Bu ölçek aynı zamanda işlevsel olan ayrıntıların cephe tasarımları üzerine etkilerini okumamıza yardımcı olmuştu. Yaşamın sahnesi olan açık alanların düzenlenmesinde maketle çalışırken tiyatro sahneleri aklıma gelirdi.

Öğrencilere tasarımlarını modelle geliştirmelerini önerdiğimde, bugünlerde, bilgisayardan aldıkları resimleri getiriyorlar. Öğrenciler artık bilgisayar modelleri ve maketle çalışmanın aynı olduğunu düşünüyorlar. Maket tasarım sürecinin geliştirilmesi açısından faydalı bir aracı olarak kullanılabilir. Oysa bilgisayar tekniği ile benzer bir süreci yaşamaları ancak teknoloji ürününe çok hakim olduklarında mümkündür. Maket ile modeli birbirilerini tamamlayan iki ayrı tasarım tekniği olarak ayrı düşünmek gerekir.

NŞ | O dönemde birlikte çalıştığımız arkadaşlarla aynı dili konuşurduk, birbirimizi anlardık dediniz. Şimdi nasıl durum? Siz DGSA 1962 mezunusunuz ve üniversitede ders de verdiniz. Karşılaştırırsanız, sizin öğrencilik döneminizle bugünkü mimarlık eğitimi arasında, malzemeyi tanımaya, detay çözmeye yönelik nasıl farklar görüyorsunuz? Sanki günümüzde her malzeme hazır detaylarıyla geliyor ve uygulanıyor gibi, siz ne dersiniz?

EG | Bu sorunun yanıtını 1981 de YÖK ile başlayan, yükseköğretim kurumlarının yapısında ve eğitim programlarında aramalıyız. Aynı yıllarda küresel ekonomik politikaları ülkemizde de etkisini gösterdi. Tasarım teknolojisi ürünleri ile yapı teknolojisindeki gelişmeler, inşaat sektöründeki üretimi hızlandırdı. Teknoloji kendi ayrıntılarını ürettiğinden genç mimarlar ayrıntıları düşünme zahmetine girmiyorlar. Genç mimarların “Nasıl olsa yaparlar” şeklinde bir yaklaşım geliştirmeleri, sorumluluk alanının dışına çıkmaları için yeterliydi. Yapı teknolojisi üretimi içinde ayrıntılar bütünün parçasıydı.

Teknoloji ürünlerinin mimari bürolarda araç olarak kullanılması, projelerin üretim sürecini ve mühendislik büroları ile iletişimi etkin duruma getirdi. Proje üretimindeki işlevi nedeniyle yaygınlaştı. Yeni programlar, mimari tasarımların alanına girdiğinde işlevi değişti, çizimlerde kullanılan araç olmaktan çıkıp tasarımların aracı olmaya başladı. Tasarım dünyasındaki gelişimleri izleyen genç mimarlar, kendilerine ait olmayan tasarım ürünlerini ülkelerine taşımakta hiç sakınca görmüyorlar.

Mimarlık eğitiminde temel yapı dersleri, disiplin standardı edinimi için, mimarlık mesleği için çok önemli bir süreçtir. Yılların birikimi ve deneyimlerle oluşmuş temel eğitim programı YÖK ile sıradanlaştı, eğitimin kalitesi düştü.

Geçmişte mimarlık eğitimi tamamlayan öğrencilere verilen diploma mimarlığın görev ve sorumluluğunu tanımlayan yetki belgesi mimari kimlik değerindeydi. Dört yıllık sıradan bir eğitim sonrasında öğrencilere verilen bitirme belgesi ise mimarlık eğitimi sürecinin ara belgesi niteliğine dönüştü.

Mimarlık mesleğinde görev ve sorumlulukların bilinci, eğitim sürecinde başlar. Kendilerine ait olmayan tasarımları modern mimarlık gibi sunarak çarpık yapılı çevrenin oluşumunda yer alan mimarlara, “İnsan bunun neresinde?” diye sormamız gerekir.

Genç mimarlara, Fransız sinema yönetmeni Jacques Tati’nin modern mimarlık eleştirisi üzerine yaptığı filmleri izlemelerini tavsiye ederim.

6

5

4

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.