Veri hizmetlerinin genişleyen ufukları

“Bulut” bizim sadece içinde verileri saklayabileceğimiz sanal bir yer değil... Aynı zamanda endüstriyel süreçleri ve hizmetleri değiştirecek itici bir güç olma özelliğine de sahip.

Capital (Turkey) - Gelecek Trendler - - BAŞ SAYFA - Katrin Nikolaus

Pazar araştırmaları şirketi IDC’deki analistler, 2020 yılı itibarıyla yaklaşık 40 zettabyte (21 sıfırlı bir rakam) büyüklüğünde verinin yaratılacağını, kopyalanacağını veya tüketileceğini tahmin ediyor. Bu hacimde veriler şayet DVD’lere kaydedilecek olsaydı, bu diskler üst üste yığıldığında dünyayla ay arasındaki mesafenin yaklaşık 30 katı kadar bir yüksekliğe sahip olurdu. Bu gelişmenin altında yatan neden ise profesyonel ve özel sosyal ağlar aracılığıyla insanların ve otomasyon sistemleri ağları aracılığıyla da makinelerin birbirlerine dijital ortamlarda bağlanmaları.

Buna ilaveten insanlar ve makineler de birbirlerine ağ ortamlarında giderek daha fazla bağlanıyor. Örneğin servis teknisyenleri artık medikal tarayıcılarda veya gaz türbinlerinde titreşim gözleme sistemlerinden faydalanıyorlar.

Ortaya çıkan bu devasa veriler seli ise kendi verilerini kaydetmek ve işlemek için bilgi teknolojileri altyapılarını sürekli yenilemek ve büyütmek zorunda olan şirketler için büyük bir meydan okuma yaratıyor. Bu duruma bir alternatif de şirketlerin maliyetlerini kısmalarına ve veri işleme süreçlerinin kalitesini artırmalarına olanak sağlayan bulut bilişim çözümü.

Siemens Kurumsal Teknolojiler’de (CT) bir bulut projesi grubunu yöneten Dr. Birgit Schiemann, “Bulut bilişim aslında temel olarak BT’nin sanallaştırıması ve otomatikleştirilmesi demektir. Ayrıca çok kısa bir zaman dilimi içinde muazzam boyutlarda veri depolama ve işleme kapasitesi de sunabilmektedir” diyor. Onun proje grubu Siemens açısından çok önemli bir stratejik önceliğe sahip olduğundan şu anda çekirdek teknoloji girişimi olma statüsüne sahip.

Dr. Schiemann, BT’deki gelişmelerin nereye doğru gittiğini göstermek için ofis PC’lerinden faydalanıyor. Bu kurulumda her çalışanın önünde kendine ait bir hard diski, işletim sistemi, programları ve içinde saklanmış verileri olan bir kişisel bilgisayar var. Oysa gelecekte onların tek ihtiyaç duyacakları bir klavye ile bir ekran olacak. Bunun dışında her şey büyük bir tedarikçinin sunucu tarlasındaki dijital bir bulut üstüne kaydedilecek.

İşçilerin çoğu kendi işleriyle ilgili verilere sadece mobil bilişim aracılığıyla erişecek, yani tek ihtiyaç duyacakları bir tablet bilgisayar olacak. Aslında bulut bilişim, veri depolama ve işleme kapasitesinin dış kaynaklandırılmasından başka bir şey değil.

Açık ara farkla bu hizmetin en büyük tedarikçisi ise yılbaşı günlerinde çevrimiçindeki alışveriş çılgınlığıyla başa çıkabilmek için yıllar önce devasa sunucu kapasiteleri yaratmış olan Amazon’dur. Ancak bu kapasitenin büyük bir kısmına yılın geri kalan zamanlarında ihtiyaç duyulmadığı için bu veriyi diğer şirketlere kiralamaya başlamış ve böylece ilk bulut bilişim altyapısı doğmuştu. En önemlisi güvenlik. Bulut bilişim, şirketlerin gelecekte kendi BT altyapılarını kurmalarına gerek kalıp kalmayacağı sorusunu sorduran bir süreci de tetikledi. Şirketler artık hacmi giderek artan verileri kaydetmek ve hiç olmadığı kadar gerekli olan hesaplama gücü ihtiyacı için yeni yaklaşımlar benimsemek zorunda. Her ne kadar bulut bilişim sayesinde kullanıcıların sistemlerin kendilerine yatırım yapma zorunlulukları ortadan kalkmış olsa da özellikle büyük teknoloji şirketleri uzunca bir zamandır bu hizmete karşı güvenlik nedenleriyle şüpheyle bakıyordu.

Schiemann, “Bizim projemizde güvenlik halen en önemli meydan okumalardan biri” diyor. Onun ve ekibinin Siemens’in dört sektöründeki her bir uygulama ve çözüm için hangi tür bulutun uygun olduğuna karar vermesi gerekiyor. Örneğin bu şirkette verilerin kullanıcılarla kiralık sunucular arasında gidip gelirken şifrelenmesini sağlayan herkese açık bir bulut var.

Ancak bu bulutun sunucuları çok farklı müşterilerden gelen verileri de işliyor. Ancak büyük ölçüde yasal zorunluluklardan dolayı bu sıklıkla uygun bir çözüm değil. Özellikle de bu verilerin içinde kişisel bilgiler, şirket sırları veya bir ülkeden başka bir ülkeye gönderilen bilgiler olduğu zaman. Çoğu vakada bu gibi sorunlar tedarikçinin her bir müşteri için ayrı bir sunucu tahsis ettiği sanal özel bulutların yardımıyla çözülebilir.

Bulut servis tedarikçileri aynı zamanda yasal sebepler veya güvenlik endişeleri yüzünden izin verilmemesi halinde verilerin belirli bir ülkenin dışına çıkarılmamasını da garanti edebilir. Schiemann, “Uygulamalar bulut içinde kullanılmaya başlanmadan önce her bir iş biriminin geniş bir sorunlar yelpazesine çözüm bulması gerekir” diyor. Onun ekibi bu gibi süreçleri desteklemek için sadece stratejik tavsiyelerde bulunmakla kal-

Bulut bilişim değer zincirlerini değiştiriyor. Bu yüzden şirketlerin kendileri de değişecek.

mıyor, aynı zamanda bulut bilişim uygulamaları, bir terminalden buluta erişilebilmesi için kullanıcı kimliği doğrulama sistemleri ve önceden tanımlanmış kategoriler temelinde farklı depolama yerleri arasında verileri dağıtan sistemler için teknolojik rüştünü ispatlamış model mimarileri gibi yinelemeli uygulamalara yönelik yazılım modülleri de yaratıyor.

Ancak bu bulut çekirdek teknolojisi girişiminin temel amacı Siemens’in sektörlerinin kendi ürün ve hizmetlerinin bulut bilişimden nasıl kazançlı çıkacaklarını analiz etmelerine yardımcı olmak. “Bulut bilişim değer zincirlerini değiştiriyor” diyen Schiemann, bunun aynı zamanda “şirketlerin kendilerini de değiştireceği” öngörüsünde bulunuyor. Kullanıma göre faturalama. Bu bir yandan aslında ürün tasarımı teknolojisinin yeni bulut tabanlı zorunluluklarla uyuşacak şekilde tekrar yapılandırılması anlamına geliyor. Mesela Siemens’in PLM Teamcenter adındaki yazılımı standart sürümünün yanı sıra bulut tabanlı bir çözüm olarak da sunuluyor. Yazılım ürünlerinin lisansı genellikle belirli bir tarihle sınırlı olduğundan onun abonelik süresinin giderek daha uzaması ve- ya kullanım başına ücretlendirilmesi bekleniyor. Schiemann, “Bu durum, bu yazılımın yeniden tasarlanmak zorunda olduğu anlamına geliyor” diyor. Şirketlerde artık kendilerine ait depolama ve işleme altyapıları olmadığı zaman programların üzerinde yüklü oldukları cihazlarda çalıştırılmaları gerekecek. Dolayısıyla onlara aynı anda birkaç kullanıcının birden erişebildiği araçlar gözüyle bakılacak.

Diğer yandan da bulut bilişim olmaksızın hayal bile edilemeyecek yepyeni ürünlerin geliştirilmesi mümkün olacak. Siemens’in sektörlerindeki uzmanlar, şimdi hangi uygulamaların daha kolay erişilebilmeleri ve daha fazla işlevsellik sunabilmeleri için bulut ortamına geçilirmesi gerektiğine karar vermelerine yardımcı olacak stratejiler geliştiriyor.

Uygulama olasılıklarının ne kadar geniş bir yelpazede yer aldıkları ise enerji üretimi, nakli ve dağıtımı alanlarındaki yeni uygulamalar için her yıl 10 binlerce insana eğitim veren Siemens Enerji Akademisi’nde gösteriliyor. Eskiden kurs katılımcılarının evlerine gidip gelirken yanlarında birkaç kilo ağırlığındaki eğitim materyallerinden oluşan bir paketi taşıması gerekirdi. Bu durum bilhassa uçakla seyahat eden insanlar için oldukça rahatsız ediciydi. Ancak 2013 yılından bu yana enstrümantasyon, kontrol & elektrik birimiyle ilgili eğitim materyallerine bulut üzerinden erişilebiliyor.

Bunu başarabilmek için CT’den Timo Wolf mülkiyeti Siemens’e ait olan iPad’ler üzerinde çalışan bir uygulama geliştirmişti. Siemens Enerji Akademisi’nin kurucusu Detlef Rautmann, “Kurs sırasında katılımcılar buluta erişebilmelerine olanak sağlayan bu iPad’leri kullanıyor” diyor. Bu uygulama şu anda Siemens’in bütün eğitim içeriklerini yöneten Öğrenme Yönetim Sistemi’nin web sunucusunun içine entegre edilmiş durumda. Kullanıcılar kurslar esnasında bu iPad’lerin üzerine yorumlar veya çizimler yazıp sonra onları ilgili bulut üzerinde kaydedebiliyor. Kendi iş yerlerine geri döndüklerinde ise aynı zamanda kendi PC’lerine veya başka bir cihaza da indirebilecekleri kendi kişisel eğitim materyallerine kendilerine verilen şifreleri aracılığıyla bulut üzerinden erişebiliyorlar. Uygulamalardan fazlası. Siemens’teki uzmanlar artık bu gibi dijital uygulamaların, önümüzdeki beş yıl içinde özgün birer siber iş modeline dönüşeceğine ikna olmuş durumda. Kurumsal Teknolojiler’in New Jersey Princeton ofisinden Siemens’in bu dijital dönüşüm sürecinin şekillenmesine katkıda bulunan Raj Varadarajan, “Siemens sadece uygulama geliştirmekle kalmayacak” diyor.

Onunla birlikte burada temel hedef mobil bilişimin yani bir bulut ile desteklenebilen merkezi bir altyapıya erişmek için mobil cihazlar kullanımının gelecekte nasıl bir yol izleyeceğini de tespit etmeye çalışmak. Varadarajan’a göre yeni ürünler üzerinde sosyal ağların özelliklerinin devasa bir etkisi olacak. Örneğin dünyanın dört bir yanındaki hastalar bir hastalığın semptomlarını tartışırken bu bilgiler otomatik bir teşhis aracına aktarılabilecek.

Bu gibi uygulamalar için kuşkusuz hastanın ön onayının alınması şart. Örneğin burada kullanıcılar ilgili hasta bloglarına veya tıbbi içerikli web sitelerine girdikleri bilgiler aracılığıyla bir teşhis aracında toplanan verilere katkıda bulunabilir.

Biz şu anda bulut bilişimin ve mobil bilişimin teknik olasılıklarının bir sonucu olarak ortaya ne gibi yeni yazılımların çıkabileceğini sadece tahmin edebiliriz. Ancak şayet fikirler de şirket içi kullanılan özel uygulamalar kadar hızlı gelişirse yakın bir gelecekte son derece geniş yeni iş konseptleri ve modelleri yelpazesinin doğmasını bekleyebiliriz. BT şirket danışmanlığı şirketi Gartner’daki gibi analistler bulut bilişim uygulamaları pazarının bütün bir BT pazarından çok daha hızlı büyüdüğünü söylüyor. Bu gelişmenin altında ise bulut bilişim uygulamaları kullanan yeni BT senaryoları ile geleneksel BT hizmetlerinden buluttaki hizmetlere doğru geçiş süreci yatıyor ve Siemens bu gelişmenin tam da kalbinde yerini alıyor.

Tüm teknik veriler bulut üstüne kaydedildikten sonra servis teknisyenleri onlara çalıştıkları sahadan kolaylıkla erişebilecek.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.