Rusya krizinin kurlara etkisi

Capital (Turkey) - - PARA YATIRIM - MEHMET GERZ Ata Portföy Yönetimi Genel Müdürü mgerz@ataportfoy.com.tr

ralıkta yaşanan Rusya kaynaklı çalkantı, döviz kurlarını aniden yükseltince 1998’i hatırladık. Türkiye ekonomisi pek çok açıdan düzeldiği halde devalüasyon korkusu toplumsal hafızamızda devam ediyor. Çünkü Türkiye, ekonomisi dış açık veren ve bu yüzden özel sektörünün döviz borcu artan bir ülke. Ancak düşen enerji fiyatları Rusya ve Türkiye’yi zıt etkilediği için Rusya krizinin Türkiye’ye sıçrama ihtimalini düşük görüyoruz.

Bir kere bizde döviz kuru, son 2 yıldır yükseldiği için bundan sonraki yükselişlerin sınırlı kalması kuvvetle muhtemel. Ayrıca azalan cari açık trendi (2014’te 45 milyar dolar; 2015’te 35-40 milyar dolar) kur riskini kademeli olarak azaltıyor. Rus Rublesi yüzde 50’ye yakın değer kaybettiği için Türkiye’ye gelen Rus turisti azalacak ama petrol ve doğalgaz ithalatındaki düşüş, bunu misliyle telafi etmeye yeter. FED’in ilk faiz artışı bizde de döviz kurlarını dalgalandırır ama sonrasında tekrar dengeye oturur. Döviz borcu olanlar dışında 2015’te spekülatif amaçla döviz alımı önermediğimiz gibi FED, Rusya gibi dış nedenlerle yaşanacak ani yükselişler, fazla dövizi bozdurma fırsatı olur.

2015’E NASIL GİRİYORUZ?

2015, Türkiye’nin enflasyon mücadelesinde önemli bir yıl olacak. 2015’in ilk yarısında yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 5-7 aralığına düşeceği kabul görmeye başladı ama orda kalacağı konusunda ciddi şüpheler var. Bize göre TCMB yeterince deneyim kazandı ve bu kez enflasyonu yüzde 5 civarında tutmayı başarabilir. Ancak bunun en önemli koşulu, hükümetin ve Türk halkının yüzde 2-4 arası vasat bir büyümeye 1-2 yıla daha razı olmasıdır.

2013’e kadar aşırı büyüyen inşaat sektörü, Mayıs 2013’ten bu yana vasat bir oranda büyüyor. Aslında bu durum, gayrimenkulde bir balon oluşmasının önüne geçerek gelecekte olası bir krizi önlemiş oldu. Ancak inşaatın yavaşlaması, işsizliğe olumsuz yansıyor. İstihdam rakamlarına detaylı bakınca uzun vadede daha önemli bir sorunu görüyoruz. Türkiye ekonomisi, inşaat ve servis sektörü dışında, kalifiye iş gücüne istihdam yaratmakta zorlanıyor. Bunu üniversite mezunlarının iş bulma oranında görmek mümkün. Bu konuya çare olarak açıklanan yapısal reformlar, iyi niyetli ama stratejik odak ve öncelikten yoksun gözüküyor. Bu sorunu köklü bir eğitim ve hukuk reformu olmadan çözemeyiz. 2015’te kurulacak yeni hükümetin en önemli reform alanları bunlar olmalıdır. Türkiye Sermaye Piyasaları 2015’e önemli bir gelişmeyle başlayacak. 9 Ocak’tan itibaren bütün banka ve aracı kurumlar, birbirinin yatırım fonlarını ortak bir platform üzerinde satmaya başlıyor. SPK’nın gözetiminde Takasbank bünyesinde işleme başlayacak olan TEFAS ile fon dağıtımındaki tekelleşmeler azalacak. Bu sayede portföy yönetimi alanında performansı iyi, yatırımcı çıkarını düşünen, şeffaf şirketler ve fonlar ön plana çıkacak.

Türkiye’de yatırım fonu sektörü yıllardır yerinde sayıyordu. Hatta likit fonları çıkarınca anlamlı bir sektörden bile söz edemeyiz. Bir örnek vermek gerekirse Polonya’da yatırım fonu büyüklüğü 28 milyar dolarken bizde 15 milyar dolar. TEFAS’ın başlatacağı serbest rekabet döneminin bireysel emeklilik sistemine de örnek olmasını diliyoruz. 2014 sonu itibarıyla 5 milyon katılımcı ve 34 milyar TL fon büyüklüğüne ulaşan emeklilik şirketleri, portföy yönetimi alanında sadece kendi grup şirketleriyle değil değişik portföy yönetimi şirketleriyle çalışarak katılımcılarına seçim şansı vermelidir. Türk sermaye piyasaları, yatırımcı çıkarını merkeze yerleştiren (fudiciary duty) bu tür uygulamalar yaygınlık kazandıkça gelişecek ve reel sektöre uzun vadeli finansman sağlama işlevini daha sağlıklı yerine getirebilecektir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.