CARİ AÇIK BEKLENENDEN DE FAZLA DÜŞTÜ

Capital (Turkey) - - PROJEKSİYON -

erkez Bankası’nın verilerine göre, cari işlemler dengesi 2015 yılında 32,2 milyar dolar açık verdi. 2015’te cari açık önceki yıla göre 11,4 milyar dolar gerileme gösterdi. 2014 yılında cari açık 43,6 milyar dolar düzeyindeydi.

Henüz 2015 yılı milli gelir verileri belli değil ama tahminlerimize göre geçen yılki cari açığın gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranı yüzde 4,5 dolayında çıkacak. Bu oranda da önceki yıla göre önemli bir düşüş var. 2014 yılında cari açığın GSYİH’ye oranı 1 puan daha yüksek ve yüzde 5,5 seviyesindeydi.

Yıllık cari açık 2015’in ilk yarısını 42 milyar dolar civarında nispeten yatay bir seyirde geçirdi. Yılın ikinci yarısında ise hızla düşüşe geçti ve tahminlerin de ötesinde bir seviyeye indi. 2015 yılı başlarken cari açıkta pek fazla düşüş olmayacağı ve yılın 41 milyar dolar civarında bir cari açıkla kapanacağı beklentisi vardı. Yılın ikinci yarısında düşüşün başladığı görüldükten sonra bile 2015 yılı sonuna ilişkin tahminler en fazla 36 milyar dolar civarına kadar indi. Oysa gerçekleşme bu son beklentilerden de 4 milyar dolar daha düşük oldu.

Cari açıkta geçen yıl yaşanan düşüşte iki faktörün etkisi var. Bunlardan birincisini ekonomideki yavaş büyüme oluşturuyor. Ekonomideki yavaş büyüme üretimde kullanılan hammadde ve ara malı ithalatını azaltıyor ve dolayısıyla cari açığı da düşürüyor. Cari açıkta geçen yıl yaşanan gerilemenin ikinci nedeni ise başta ham petrol olmak üzere emtia fiyatlarında yaşanan düşüş. 2014’ün ortalarında 110 doların üzerinde olan petrolün varil fiyatı 2015’in sonlarında 40 doların altına kadar indi. Petrol fiyatlarındaki düşüş enerji ithalatı faturasını azalttığı için cari açığa olumlu yansıyor.

Esasında ekonomideki yavaş büyüme sadece geçen yıl değil dört yıldan beri cari açığı düşürüyor. Her ne kadar yandaki tabloda 2013’te cari açıkta artış olduğunu görüyorsanız da bu artış “altın etkisi”nden kaynaklanıyor. Ekonomideki büyümeyle pek alakası olmayan altın dış ticareti hariç tutulursa, cari açıkta 2013 yılında da bir miktar düşüş yaşanmıştı. 2010 ve 2011 yıllarındaki iç talebe dayalı hızlı büyüme cari açığı 74,4 milyar dolara ve GSYİH’nin yüzde 9,6’sına yükselterek, bu alanda rekor kırılmasına yol açmıştı. Son dört yıldaki yavaş büyümeyle cari açık bu rekor seviyesinin yarısının da altına indi. Zaten ekonomideki bu yavaş büyüme de cari açığın kontrol altına alınabilmesi için yurtiçi talebi kısıtlayıcı önlemler alınmasıyla başlamıştı. Ancak yurtiçindeki olumsuz siyasi gelişmeler ve dış talepteki zayıflama da işin içine girince ekonomideki yavaş büyüme kalıcı hale geldi. Hükümet şimdi de büyümeyi hızlandırmak istiyor ama bir türlü bunu başaramıyor. Sonunda da demokrasi dışı bazı güçler durumdan vazife çıkarıp kilidi açmaya soyunuyor. Oysa siyasetçiler karşılıklı tavizler vererek kendi aralarında uzlaşmayı başarabilseler tıkanıklık çözülebilecek. Böylesi ise hem kendileri hem de memleket için daha hayırlı sonuçlar verebilecek.

Gördüğümüz kadarıyla şu sıralarda yeni anayasada başkanlık sistemine geçiş ısrarı yüzünden siyasette yine bir kilitlenme yaşanıyor. Bu kilitlenme zaten yurtdışı kaynaklı birçok sorunla da uğraşmakta olan ekonominin önünün açılmasını engelliyor. Bize kalırsa bunun hiç kimseye faydası yok. Bizce en iyisi hükümetin bu ısrardan vazgeçip siyasette uzlaşmayı sağlaması ve AKP’nin ilk iktidar döneminde yaptığı gibi tekrar ekonomik sorunlara yoğunlaşması. Kürt sorununa ilişkin çözüm sürecinde ve dış pazarlarda ekonominin önünü tıkayan Suriye ve Rusya ile ilişkilerde de biraz düzelme sağlanabilirse yeniden hızlı büyümenin önü açılabilir. Bu durum memleketin hayrına olacağı gibi hükümet de bir sonraki genel seçime eli daha güçlü olarak girebilir. İsterse bu seçime başkanlık sistemini odağına alan bir kampanyayla gidebilir ve seçmenden yeterli oyu alırsa da istediği değişikliği hayata geçirebilir.

GİDİŞAT İYİ DEĞİL

Eğer siyasette bir uzlaşma sağlanamazsa ekonomide kötüye gidişi durdurmak pek kolay olmayacağa benziyor. Çünkü zaten küresel ekonomideki gelişmeler de iyi değil ve önümüzdeki dönemde dış finansman olanakları giderek azalacak gibi görünüyor. Bu ortamda Türkiye’nin diğer ülkelerden olumlu ayrışabilmesi için öncelikle siyasette istikrarı sağlaması gerekiyor. Aksi takdirde dış finansman kapılarının iyice kapanması ve ekonominin çarklarının daha da yavaşlaması söz konusu olabilir.

Son dört yıldaki yavaş büyüme işsizlik oranını yüzde 8,4’ten yüzde 10,3’e taşırken, işsiz sayısının da 3 milyonun üzerine çıkmasına neden oldu. Ekonomideki yavaş büyüme eğilimi böyle devam ederse, 2019’da yapılacak bir sonraki genel seçime kadar işsizlik oranı yüzde 15’e yaklaşabilir. Türkiye’de işsizlik oranı daha önce hiç bu kadar yüksek seviyelere çıkmadı. Küresel resesyonun etkisiyle 2009 yılında kırılan rekor yüzde 13,1’di. İşsizliğin bu kadar yüksek bir seviyeye çıktığı bir ortamda yapılacak bir genel seçimde siyasi tablo tamamen değişebilir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.