Nükleer “Rönesans” gecikiyor mu?

Capital (Turkey) - - PAZARLAMA - MEHMET ÖĞÜTÇÜ

rtık kaynak kıtlığı döneminden kaynak bolluğu çağına giriyoruz. Petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıt talebi düşerken yenilenebilir, enerji verimliliği ve düşük karbon teknolojilerine yatırımlar sıçrama kaydediyor. Böyle bir ortamda “Nükleer enerjinin geleceği ne olacak” sorusuna ikna edici bir yanıt verilmesi, Türkiye gibi devasa üç nükleer enerji santrali projesine girişmekte olan bir ülke için çok önemli.

Fukushima’dan sonra Batı Avrupa’da “Nükleer artık öldü, artık bu sektöre Rönesans bir daha geri gelmez” deniyordu. İtalya Çernobil’den sonra faaliyetteki 4 nükleer santralinden 2’sini kapattı. Elektriğinin hala yüzde 10’u Fransa’dan satın aldığı nükleerden oluşuyor. Hükümetin niyeti bu oranı yüzde 25’e çıkartmaktı ama Haziran 2011’deki bir referandumla bu planlar reddedildi, 50 milyar Euro zarar da sineye çekildi. Almanya, tüm reaktörlerini devre dışı bırakma politikasından taviz verme niyetinde gözükmüyor. 2000’de nükleerin elektrik üretimindeki payı yüzde 30’du. 2014’te yüzde 16’ya kadar düştü. 2022’ye dek hepsini faaliyet dışı bırakacak. Nükleer enerjinin örnek ülkesi Fransa bile atom enerjisine bağımlılığını ciddi şekilde azaltma peşinde. Önümüzdeki 10 yılda 58 nükleer reaktörün 22’si 40 yıllık ömrünü dolduruyor. Nükleer şampiyonları şimdi gezegenimizin doğusunda. 1966’dan bu yana nükleer reaktörler işleten Japonya, Başbakan Sinzo Abe’nin yönetiminde, 2011 Fukushima kazası sonrasındaki nükleeri durdurma kararını gözden geçirdi. 50’den fazla nükleer reaktör elektriğin yaklaşık yüzde 30’unu sağlıyor. Bu oran, 2017’ye kadar yüzde 40’a çıkacak.

World Nuclear Association’a göre inşası devam etmekte olan 70 nükleer reaktör var. Dahası, 500 tane de inşası planlanan nükleer santral var ki şu anda yeryüzünde faaliyette olan toplam reaktörlerden daha fazla.

Malum kaygılarla küresel elektrik üretiminde nükleerin payı son 20 yılda yüzde 17’den yüzde 11’e geriledi ama birçok ülke kanıtlanmış, düşük karbon teknoloji olarak nükleeri hala çözümün parçası olarak görüyor. En çok da Çinliler. Sadece Çin’de 27 reaktör inşa ediliyor ve 200 kadar daha yeni proje inşa planları var. Nedeni çok basit: 2050’ye kadar Çin’in enerji talebi üç kat artacak. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı Ortadoğu ülkeleri de güçlü otoriter rejimlerin desteğinde nükleer reaktörler planlıyor. Macaristan, Romanya ve Ukrayna nükleer kapasiteyi artırmaya çalışıyor. Mısır ve İran da nükleer enerji kulübüne katılma yolunda.

Nükleer rönesansı gerçekleştirmekte finansman en önemli engel gibi duruyor. Fransa’da ülkenin son 15 yıldaki ilk nükleer santrali olan Flamanville şimdiden üç yıl gecikti ve bütçesinin hayli üzerinde. Aynı şekilde Finlandiya’nın yeni reaktörü de gecikmeli ilerliyor ve beklenenden milyarlarca dolar daha fazlaya mal oluyor.

Nükleer santral inşa edildikten sonra işletmesi nispeten ucuz. Dünyada bol miktarda uranyum var. Birim maliyeti bakımından fosil yakıtlardan daha ucuz. Ancak inşa maliyetini hesaba katarsak nükleer en ucuz enerji kaynağı olarak tanımlanamaz. Karbon için bir fiyat koyulsa dahi Avrupa’da kömür ve doğalgazdan pahalı.

Riskler ve maliyet göz önünde bulundurulursa yenilenebilir enerji maliyetlerinin süratle azaldığı bir çağda nükleerin rüzgar ve güneş enerjisiyle de rekabet etmesi zor görünüyor. Türkiye ise uluslararası piyasadaki en önemli nükleer oyunculardan biri olma yolunda ilerliyor. Şayet eldeki ikisi kararlaştırılmış, üçüncüsünün hazırlığı yapılan projeler gerçekleşirse…

“2023’e dek Türkiye’nin enerji arzında nükleerin payı yüzde 5 olacak” diyoruz. Dilerim başarırız; zira 1960’lardan beri peşinde koştuğumuz ama bir türlü gerçekleştiremediğimiz bir hedef bu.

Mevcut enerji denkleminde diğer yükselen ve enerji açığı olan ülkelerdekine benzer nedenlerle nükleere yer vermek kaçınılmaz. Üstelik nükleer santraller, koşulların dayatması nedeniyle kabuk değiştiriyor. Artısı eksisiyle nükleer enerji üretimi yeryüzünde gayet önemli bir işlev üstlendi.

Geliştirme kararı aldığımız bu projelerin finansmanı, atık yönetimi ve işletim emniyeti konusunda kamuoyuna güven verilmesi gerekiyor. Tamamen dışa bağımlı bu sektörde, tıpkı savunma sektöründeki gibi yerel katkının ve teknoloji transferinin sağlama bağlanması da önemli. Kamuoyunu kazanmadan, onların kaygılarını gidermeden başarılı olunması mümkün değil.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.