EKONOMİ 2015’TE YÜZDE 4 BÜYÜDÜ

Capital (Turkey) - - KONJONKTÜR -

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2015’in son çeyreğine ve yılın tamamına ait milli gelir verilerini geçen ay açıkladı. Bu veriler incelendiğinde şunları söylemek mümkün görünüyor:

2015’in son çeyreğinde reel gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,7 büyüdü. 2015’in tamamındaki büyüme ise yüzde 4 çıktı. Bu oranlar iki ay önce yazdığımız tahminlerle örtüşüyor. İki ay önce burada 2015’in son çeyreğindeki büyümenin “takvim etkisi” nedeniyle biraz hızlanıp yüzde 5’i aşmış olabileceğini, 2015’in tamamındaki büyümenin ise yüzde 4 dolayında çıkacağını tahmin ettiğimizi yazmıştık.

Uzun zamandır yavaş seyreden büyümenin geçen yılın son çeyreğinde yüzde 5’i aşmasında iş günü sayısındaki farklılıkların önemli rolü var. 2014’te ekim ayına denk gelen Kurban Bayramı tatilinin 2015’te eylül ayına kayması, ekim ayındaki iş günü sayısını önceki yıla göre artırırken eylül ayındaki iş günü sayısını azaltmıştı. Bu da ekonomideki büyümeyi çok etkileyen sanayi üretimi ve dış ticaret göstergelerinde eylül ayında yıllık bazda büyük bir düşüşe yol açarken ekim ayında büyük bir artış getirmişti. Üçüncü çeyreğin son ayı olan eylül ile dördüncü çeyreğin ilk ayı olan ekimdeki bu gelişmeler, sanayi üretimi ve dış ticaret göstergelerinin üçüncü ve dördüncü çeyrek verilerine de yansıdı. Böylece iş günü farklılıkları bu iki çeyrek dönemdeki büyümeyi de etkiledi. Üçüncü çeyrekteki büyüme olması gerekenin altında kalırken dördüncü çeyrekteki büyüme ise olması gerekenin üzerine çıktı.

Nitekim TÜİK’in takvim etkisinden arındırılmış verileri de bunu yansıtıyor. Takvim etkisinden arındırılmış veriler, üçüncü çeyrekteki büyümeyi yüzde 5,3, dördüncü çeyrekteki büyümeyi ise yüzde 4,1 olarak gösteriyor. Burada üçüncü çeyrekteki takvim etkisinden arındırılmış büyümenin yüzde 5’i aşmasının nedeninin ise büyük ölçüde tarımsal üretim kaynaklı olduğunu belirtelim. 2014 yılındaki kuraklıktan sonra 2015’te tarımsal üretimde önemli bir artış yaşandı. Bu artış da birçok üründe hasat mevsimine denk gelen üçüncü çeyrekte büyümeye daha çok katkıda bulundu.

2015’teki yüzde 4’lük büyümeye en büyük katkıyı 3 puan ile hanehalkı tüketimi yaptı. 2014’te yüzde 1,4 olan hanehalkı tüketimindeki artış 2015’te yüzde 4,5’e çıktı. Ancak bu gelişme tüketicinin geleceğe güveninin artmasından değil geçici faktörlerden kaynaklandı gibi görünüyor. Özellikle yılın ilk yarısında, faizler yükselmeden ve de döviz kurlarındaki artış fiyatlara tam yansımadan birkaç yıldır ertelenen tüketim kararlarının devreye alınması, hanehalkı tüketiminin arkasındaki itici güç oldu.

Buna benzer bir eğilim yılın ikinci çeyreğinde özel sektör yatırımlarında da önemli bir artışa yol açtı. Bu artışın daha sonra devamı gelmedi ama bu sayede özel yatırımlar 2015’te büyümeye 0,5 puanlık katkı yaptı.

Kamu harcamaları 2015’teki büyümeye 1 puanlık katkıda bulundu. Bunun 0,7 puanı kamu tüketiminden, 0,3 puanı da kamu yatırımlarından geldi.

Dış ticaretin büyümeye katkısı negatif oldu. İhracattaki düşüş büyümeden 0,2 puan, ithalattaki hafif artış da 0,1 puan götürdü.

Yılın üçüncü çeyreğinde önemli katkıda bulunsa da 2015’in tamamında stok değişmeleri de büyümeden 0,3 puan çaldı.

Temel sektörler içinde 2015’te büyümeye en büyük katkı 1,3 puanla finanstan geldi. Sanayinin katkısı 0,9 puan, tarımın katkısı 0,7 puan, ulaştırmanın katkısı 0,4 puan, ticaretin katkısı 0,3 puan ve inşaatın katkısı ise 0,1 puan oldu.

para politikasında sadeleşme stratejisinin adımları olduğunu söylüyor. Merkez Bankası, fiyat istikrarı yanında finansal istikrara da ulaşmak amacıyla 2011’den bu yana para politikasında birçok aracı birden kullanıyor. Bunlardan en önemlilerini ise gecelik borç verme faizi ile bir hafta vadeli repo borç verme faizi oluşturuyor. Piyasanın Merkez Bankası’ndan aldığı fonların ortalama maliyeti, fonlamada bu iki kanaldan hangisinin ağırlık taşıdığına bağlı olarak değişiyor. Merkez Bankası, piyasaya gecelik ve haftalık vadede verdiği fonların kompozisyonunu değiştirerek fonlama maliyetini de değiştiriyor. Böylece fonlama maliyeti fiili para politikası faizi oluyor.

GEVŞEME KUŞKUSU

Para politikasında sadeleşme, işte bu uygulamanın yavaş yavaş terk edilmesi ve piyasanın yeniden

tek faizle fonlanmaya başlaması anlamına geliyor. Merkez Bankası para politikasında sadeleşmenin sıkılaştırma ya da gevşeme anlamına gelmediğini söylediği için de bu işlem tamamlandığında tek para politikası faizinin, ortalama fonlama maliyetinin uzun zamandır seyrettiği yüzde 8,5-9 arasında oluşması bekleniyor.

Ancak sadeleşme adımının faiz koridorunun üst sınırının aşağı çekilmesiyle başlaması, Merkez Bankası’nın gerçek amacının ne olduğu konusunda kuşkuya yol açmış durumda. Üst sınır aşağı çekilirken alt sınır ise yükseltilseydi, böyle bir kuşku ortaya çıkmayabilirdi. Ancak böyle yapılmadı. Bu kuşkunun doğru olup olmadığı birkaç ay içinde anlaşılacak. İndirimler böyle devam ederse ortalama fonlama maliyeti ile faiz koridorunun üst sınırı arasındaki marj yakında kapanacak. Para politikasında gerçekten sadeleşme amaçlanıyorsa, ondan sonra faiz koridorunun alt sınırının ve de bu sınıra çok yakın olan bir hafta vadeli repo borç verme faizinin yükseltilmesi gerekecek. Eğer böyle yapılmazsa ortalama fonlama maliyeti aşağıya inecek yani para politikasında gevşeme yaşanmış olacak.

FAİZLE OYUNUN TEHLİKELERİ

Merkez Bankası’nın son faiz indirimleri gerçekten para politikasında sadeleşme anlamına geliyorsa, bizce bu doğru yönde atılmış bir adım olacak. Bu adımlar, bir parasal gevşemeye dönüştüğü takdirde ise bunun çok olumsuz neticeleri olabilir. Faizleri enflasyon oranının da altına çekmek ekonomide bir krizin kapısını çalabilir. Yakın tarihimizde bunun örnekleri var.

Bu örneklerden en çok hatırlananı 1994 krizidir. Tabii o zaman şartlar şimdikinden çok farklıydı ve piyasadaki faizler Merkez Bankası’ndan ziyade Hazine’nin eylemleriyle belirleniyordu. Çünkü piyasadaki fazla para Hazine’nin borçlanma ihaleleriyle emiliyordu. Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in faizleri indirmek için Kasım 1993’ten başlayarak Hazine ihalelerini iptal ettirmeye başlaması, piyasaları karıştırmıştı. Finans kuruluşlarının kasalarındaki fazla parayı dövize yöneltmesi, 1994’ün başlarında ekonomiye krize sokmuştu. Sonuçta kurların önünü kesmek için faizler göğe çıkarılmak zorunda kalmış, ekonomide derin bir küçülme yaşanmış ve yüzbinlerce kişi de işinden olmuştu.

Bu olaydan 5-6 yıl önce yaşanan ama şimdi herhalde o kadar iyi hatırlanmayan çarpıcı bir örnek daha var. O zaman da şartlar bugünkünden farklıydı, ama istekler yine aynıydı. Piyasa faizlerini düşürmek isteyen hükümet, enflasyondaki artış eğilimine rağmen 1988 yılının ağustos ayında bir yıl vadeli mevduat faizinin üst sınırını yüzde 65’ten yüzde 64’e düşürmüştü. Eylül başında da vadesiz mevduat faizi yüzde 25’ten yüzde 10’a indirildi. Bu anlamsız indirimler, piyasadaki parayı dövize yöneltmiş, dolar kuru iki aylık sürede yüzde 40’a yakın artış göstermişti. Kurları frenlemek için 12 Ekim’de faizler serbest bırakıldı. Bir yıl vadeli mevduatın faizi aşamalı olarak yüzde 85’e kadar çıktı. Böylece kur fırtınası dindi ama yüksek faizler ekonominin durgunluğa girmesine yol açtı.

Dört yıldır zaten yavaş büyüyen Türkiye ekonomisinin böyle yeni bir maceraya girişecek takati yok. Umuyoruz ki geçmişten dersler alınmıştır ve bu yönde bir gelişme olmaz.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.