GELİR DAĞILIMINDA BOZULMA VAR

Capital (Turkey) - - ETKİNLİK -

Türkiye ekonomisi, 2012 yılından beri yüzde 5’lik potansiyelinin çok altında büyüyor ve bu da topluma pek çok alanda fatura çıkarıyor. Bu faturayı en açık olarak işsizlikteki yükselişte görüyoruz. Söz konusu faturanın bir başka boyutu da geçen ay 2015 yılına ilişkin gelir dağılımı verilerinin açıklanmasıyla ortaya çıktı. Bu veriler gelir dağılımında uzun bir süreden sonra yeniden bozulma yaşandığını gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın 2015 yılı sonuçlarına göre, geçen yıl yüzde 20’lik fert grupları için hesaplanan Gini katsayısı 0,397 olarak çıktı. Oysa bu katsayı önceki yıl 0,391 düzeyindeydi. Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça iyileşmeye, 1’e yaklaştıkça ise bozulmaya işaret eden bir gelir dağılımı ölçüsü. Dolayısıyla 2015’te Gini katsayısının yükselmesi gelir dağılımında bozulmaya işaret ediyor.

Bir başka gelir dağılımı ölçüsü olan en yüksek gelirli grubun payının en düşük gelirli grubun payına oranı da 2015’te gelir dağılımında bozulma olduğunu gösteriyor. Bu oran 2014’te 7,4 kat idi. 2015 yılında ise 7,6 kata yükseldi.

TÜİK’in önceki yıllara ilişkin araştırmaları gelir dağılımında yavaş da olsa bir düzelmeye işaret ediyordu. 2008-2009 resesyonu sırasında bozulan gelir dağılımı daha sonra yavaş yavaş yeniden düzelmeye başlamıştı. Örneğin 2014’te Gini katsayısı 0,400’den 0,391’e düşmüş, en yüksek gelirli grubun gelirden aldığı payın en düşük gelirli grubun payına oranı da 7,7 kattan 7,4 kata inmişti. Ancak 2015 yılında işler tersine döndü.

Türkiye ekonomisinde son 4 yıldaki ortalama büyüme oranı yüzde 3,3’te kaldı. Bu yavaş büyüme işsizlik oranını yüzde 8,5 dolayından yüzde 10,5 dolayına çıkardı. İşini kaybedenlerin gelirleri azalırken kenarda böyle büyük bir “yedek işçi ordusu”nun bulunduğu bir ortamda doğal olarak işini koruyanların gelirleri de reel olarak artmıyor. Hal böyle olunca da kaçınılmaz olarak gelir dağılımı bozuluyor. geçen yıla göre 3,5 günlük iş günü kaybına yol açmasının da etkisi olduğunu belirtelim. Ancak bu etki üçüncü çeyrekteki performans kaybının sadece küçük bir kısmını açıklayabiliyor. Üçüncü çeyrekteki performans kaybı esas olarak yılın ilk yarısında başlayan iç talepteki zayıflamanın 15 Temmuz ve OHAL etkisiyle daha da vahim bir hal almasından kaynaklanmış gibi görünüyor.

DURUM DÜZELİR Mİ?

Ekonomideki son duruma ilişkin bu uzun analizden sonra gözümüzü geleceğe çevirebiliriz. Öncelikle 2017’de dış talebin ne durumda olacağına bakarsak IMF’nin öngörülerinin çok da önemli bir düzelmeye işaret etmediğini söyleyebiliriz. Gerçi IMF, bu yıl yüzde 2,3 olmasını beklediği dünya ticaret hacmindeki büyümenin 1,5 puanlık artışla 2017’de yüzde 3,8’e çıkacağını öngörüyor. Ancak dünya ekonomisindeki büyüme sadece 0,3 puanlık artışla yüzde 3,1’den yüzde 3,4’e çıkarken dünya ticaretinde böyle bir sıçrama yaşanması şüpheli. Ayrıca dünya ticareti için yüzde 3,8’lik büyüme de çok güçlü değil.

Bu durumda 2017’de Türkiye ekonomisindeki büyümenin yeniden hızlanabilmesi için umutları iç talebe bağlamak gerektiği ortaya çıkıyor. İç talepte yeniden bir toparlanma yaşanması için ise öncelikle siyasi sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor. Bunun için ise bir an önce OHAL sürecinden çıkılması ve son yıllarda iyice zayıflayan demokrasiyi yeniden güçlendirmek için adımlar atılması şart. Siyasi sorunlar böyle devam ettikçe iç talebi canlandırmak pek mümkün değil. Maalesef bu yönde bir çözüm işareti görmediğimiz için de 2017’den pek umutlu olamıyoruz. Türkiye son beş yılda olduğu gibi 2017’de yine yavaş büyümeye devam edeceğe benziyor.

DİĞER GÖSTERGELER

Ekonominin önem taşıyan diğer göstergeleri büyümeyle yakından ilişkilidir. Türkiye 2017’de de yavaş büyümeye devam edecekse işsizlik büyük ihtimalle yükselecektir. Bu nedenle ne OVP’deki yüzde 10,2’lik hükümetin hedefi ne de IMF’nin aynı seviyede olan tahmini pek gerçekçi görünmüyor. 2017’de işsizlik oranı yüzde 11’i bulabilir. Ekonomideki yavaş büyümenin enflasyonu ve cari açığı ise aşağı çekici etkileri olacak. Ancak petrol fiyatlarında beklenen artış yavaş büyümenin bu iki gösterge üzerindeki olumlu etkisini götürebilir. Enflasyon için ayrıca döviz kurlarında yükselişin getirdiği bir tehlike de var. Bu nedenle enflasyonda yüzde 5’lik hedefe ulaşmak yine pek mümkün olmayacağa benziyor. Öte yandan bu ortamda bütçedeki disiplinin daha ne kadar korunabileceğini de bilemiyoruz. Ekonomiyi kamu harcamalarıyla ayakta tutma çabası bütçeyi giderek daha fazla zorluyor. Ekonomideki büyümenin yavaşlaması vergi tahsilatını da yavaşlatıyor. Geleceğe güven tamir edilemezse özelleştirmelerden gelen destek de azalabilir. Bu gelişmeler bütçe açığının hedeflenenden daha fazla yükselmesine yol açabilir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.