SANAYİDE İKİNCİ ÇEYREK DE İYİ GEÇMEDİ

Capital (Turkey) - - KITAP -

Sanayi üretimi ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,1 artış gösterdi. Bu artış önceki çeyrektekinden (yüzde 1,7) biraz daha yüksek olsa da iyi bir performansa işaret etmiyor. Sanayi üretiminde iyi bir performanstan söz edebilmemiz için en azından yüzde 5’in üzerinde artışlar görmemiz gerekiyor. Ancak uzun zamandır bu oranları göremiyoruz. Geçen yılın üçüncü çeyreğindeki yüzde 3,1’lik düşüşten sonra sanayi üretimi toparlanıp tekrar yükselişe geçti ama üç çeyrek dönemdir ancak yüzde 2 dolayında artış gösterebiliyor.

Esasında sanayi üretimi nisan ayında yıllık bazda yüzde 6 artarak ikinci çeyreğe iyi bir başlangıç yapmış ve bu da bu dönemde iyi bir performans göstereceği umudunu yaratmıştı. Ancak nisan ayındaki yükselişin geçen yılın aynı ayında sanayi üretimdeki artışın çok düşük (yüzde 0,7) olmasının getirdiği “baz etkisi”nden kaynaklandığı gözden kaçmıştı. Bu baz etkisinin mayıs ayında tersine döneceğine ve haziran ayında ise “bayram etkisi”nin sanayinin performansını aşağı çekeceğine de bizden başka pek fazla kimse dikkat etmemişti. Oysa geçen yılın mayıs ayında sanayi üretimindeki artışın çok yüksek (yüzde 7,2) olmasının bu ayda olumsuz bir baz etkisine yol açacağı belliydi. Geçen yıl temmuz ayına denk gelen Ramazan Bayramı tatilinin bu yıl haziran ayına kaymasının da bu ayda sanayi üretimini olumsuz etkileyeceği neredeyse kesindi. Nitekim sanayi üretimindeki yıllık artış mayıs ayında yüzde 4,1’e inerken haziran ayında ise yüzde 3,6 gerileme yaşandı. Bu da ikinci çeyrekteki sanayi üretimi artışının yine düşük kalmasına yol açtı.

Sanayi üretiminin ikinci çeyrekte sadece yüzde 2,1 artış göstermesi, bu dönemdeki ekonomik büyümeyi sınırlandıracak bir gelişmeyi ifade ediyor. Ancak sanayi üretimi ilk çeyrekte bundan da düşük bir artış gösterdiği halde ekonominin genelinde yüzde 5 büyüme yaşanmıştı. Geçen aralık ayında kullanılmaya başlayan 2009 baz yıllı yeni milli gelir serisindeki ekonomik büyümeyle sanayi üretimindeki değişim arasındaki korelasyon, 1998 baz yıllı eski milli gelir serisindeki kadar güçlü değil. Bu nedenle sadece sanayi üretimindeki değişime bakarak ikinci çeyrekte ekonominin genelindeki büyümenin de düşük çıkacağı yönünde bir tahminde bulunmak doğru olmayabilir.

Bu arada sanayinin üçüncü çeyrek döneme de iyi bir başlangıç yapmasının neredeyse kesin olduğunu belirtelim. Çünkü geçen yıl hem Ramazan Bayramı tatili hem de 15 Temmuz’daki askeri darbe girişimi nedeniyle temmuz ayında sanayi üretimi yüzde 8,4 gibi derin bir düşüş göstermişti. Bunun getirdiği olumlu baz etkisi bu yıl temmuz ayında sanayi üretiminde çok yüksek bir artış görmemizi sağlayabilir. Bu durumun üçüncü çeyrek dönemin tamamında da sanayi üretiminde yüksek bir performans ortaya çıkmasına yol açması mümkün.

çok daha yukarılarda bir yıllık tüketici enflasyonuyla kapanması pekala mümkün olabilir. Bu da gelecek iki yılda da enflasyonun hedefe yaklaşmasının önüne geçebilir.

Önümüzdeki aylarda enflasyonu rotasından çıkarmaya aday faktörlerin başında yine döviz kurları yer alıyor. Döviz piyasası şubat ayından bu yana sakin seyrediyor ama bunun her an bozulması ihtimali var. Bunun hem yurt içinden hem de yurt dışından kaynaklanan nedenleri bulunuyor. Yurt içinde siyasetin bir türlü durulmaması döviz piyasalarını diken üstünde tutuyor. Yurt dışında ise ABD’nin merkez bankası olan Federal Reserve’in (FED) faiz artırımına ek olarak bilançosunu küçültmeye yönelik adımlar atmaya hazırlanması, döviz kurlarında yeni bir yükseliş ihtimalini canlı tutuyor.

BÜTÇEDEN DARBE GELİR Mİ?

Önümüzdeki aylarda enflasyonu rotasından çıkarmaya aday faktörlerden birini de hükümetin bütçe açığını azaltmak için vergi ayarlamaları yapması ihtimali oluşturuyor. Geçmiş yıllarda bu tür uygulamaları çok gördük. Bu yıl bütçede işlerin geçmiş yıllardakinden de kötü gitmesi bu ihtimali yükseltiyor. Ekonomiyi resesyonun kıyısından uzaklaştırmak ve nisan ayında yapılan anayasa referandumunda oylarını artırmak için hükümetin kesenin ağzını iyice açması, bu yıl bütçe açığının olağanüstü boyutlara ulaşmasına neden oldu. Geçen ay bu sayfalarda yıllık bütçe açığının haziran ayında Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdığını yazmıştık. Eğer bu açığı azaltmak için vergi ayarlamalarına gidilirse bunun mutlaka enflasyona olumsuz bir yansıması olacak.

Öte yandan gıda ve petrol fiyatlarının da enflasyon konusunda her zaman dikkat edilmesi gereken faktörler olduğunu belirtelim. Gerçi bu yıl tarımda işler geçen yılki kadar kötü değil ama Türkiye’de gıda fiyatlarının seyrini öngörmek pek mümkün olmadığından bu konuda söyleyebileceğimiz fazla bir şey yok. Petrol fiyatlarında ise düşüşten ziyade yükseliş ihtimali daha ağır basıyor gibi. Dünya petrol fiyatları halen varil başına 50 dolar civarında seyrediyor ve aşağıda gidebileceği çok fazla bir yer yok. Buna karşılık son dönemde küresel ekonomiden canlanma sinyallerinin gelmesi yükseliş ihtimaline kapı açıyor. Gerçekten

böyle bir şey olursa bunun da enflasyona olumsuz yansıyacağını söylemeye herhalde gerek yok.

SIKI PARA POLİTİKASI ŞART

Kısacası önümüzdeki dönemde aylık enflasyon oranlarının mevsim normallerinin üzerinde çıkması ihtimali, altında çıkması ihtimalinden biraz daha fazla gibi görünüyor. Bu da yıllık enflasyonun mevsim normallerine dayanarak çizdiğimiz rotadan daha yukarıdaki bir rotaya çıkması ihtimalinin daha aşağıdaki bir rotaya inmesi ihtimalinden biraz daha fazla olduğu anlamına geliyor. Gerçekten böyle bir şey olursa enflasyon iyice kontrolden çıkabilir.

Bunun önüne geçebilmek için öncelikle para politikasının sıkı tutulması gerekiyor. Para politikasının sıkı tutulması, döviz kurlarında yeni bir yükseliş yaşanmasının önüne geçebilir. Döviz kurlarında geçen yılın sonlarında başlayan yükselişte para politikasının gevşetilmesinin de etkisi vardı. 2016’nın başlarında yüzde 9 civarında olan Merkez Bankası’nın ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti, sonbahar aylarında yüzde 8’in altına kadar çekilmişti. Döviz kurlarındaki tırmanışın şubat ayında durmasında ise bu oranın yüzde 10’un üzerine kadar çıkarılması etkili oldu. Bu oran şu sıralarda yüzde 12 civarında seyrediyor. Ancak ekonominin canlanması için Merkez Bankası’ndan faiz indirimi talepleri yine ortalığı sarmış durumda. Neyse ki Merkez Bankası bu kez bu isteklere kulak tıkıyor gibi görünüyor. Bu taleplere rağmen haziran ve temmuz aylarındaki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantılarında temel para politikası faizlerinde değişiklik yapılmadı. Bir sonraki toplantı 14 Eylül’de yapılacak.

HÜKÜMET NE YAPMALI?

Enflasyonun iyice kontrolden çıkmasını engellemek için sıkı para politikası gerekli olsa da yeterli olmayabilir. Bunun için hükümete de önemli görevler düşüyor. Hükümetin her şeyden önce bütçeyi toparlamak için vergilere zam yapmak kolaycılığından vazgeçmesi gerekiyor. Bu özellikle kısa vadede büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dört kritik ayda böyle bir vergi ayarlaması yapılırsa enflasyonda işler iyice zorlaşabilir. Hükümetin orta vadede ise siyasi istikrarın yeniden sağlanması yönünde adımlar atması şart görünüyor. Çünkü mevcut siyasi istikrarsızlık ortamı Türkiye’nin dünyadaki risk algısını yüksek tutuyor. Bu da ülkemize sermaye girişlerini olumsuz etkileyip döviz piyasasının sürekli diken üstünde durmasına neden oluyor. Döviz kurlarının da enflasyon üzerindeki etkisi malum. Esasında siyasi istikrarın yeniden sağlanması sadece enflasyonun kontrolden çıkmasını engellemek için değil ekonominin hızlı büyümeye geri dönebilmesi için de şart görünüyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.