Serin sulardan sıcak sofralara

Su ürünlerinin bozulma süreçleri kırmızı ve beyaz et gruplarına göre daha hızlı gerçekleşir. Azotlu yapısının yanı sıra içinde bulunan fosfor da bu bozulmayı hızlandırır. Bayat balık tüketiminden ya da uygun saklama ve depolama koşullarının sağlanamamasın

Dunya Gida - - Yeni Proje - Sadık Çelik Keyveni Kurumsal Hazır Yemek Yönetim Kurulu Başkanı

Ülkemizde su ürünleri üretimi her geçen yıl artıș göstermektedir. 1970’li yıllarda 180 bin ton olan bu üretim 2015 yılındaki TÜİK verilerine göre 672 bin tonlara ulașmıștır. Bu üretimin yüzde 85’i (Bunun büyük bir bölümü hamsi, istavrit, sardalya, palamut, lüfer vb. olușmaktadır.) avcılık, yüzde 15’i yetiștiricilik yoluyla yapılmaktadır.

Bu üretim miktarları Türkiye ekonomisi açısından da büyük önem teșkil etmektedir. Su ürünleri ihracatımız her zaman için tarımsal ürün ihracatının en önemli paydașlarından biridir. Șöyle ki son 7 yıllık dönemi incelediğimiz zaman, 2010 yılında 55bin ton su ürünü ihraç ederken günümüzde bu rakamlar neredeyse üçe katlanarak 145 bin tonlara ulașmıștır. Bu da ülke ekonomisine önemli bir döviz getirisi demektir. Ama ben yine de üretim miktarımızın bazı önlemler alınarak ve yatırımlar yapılarak çok daha fazla yukarılara çıkarılabileceğini düșünüyorum. Çünkü Türkiye’de üretim daha çok avcılığa dayanıyor ve üç tarafı denizlerle kaplı büyük potansiyeli olan bir ülkede yaygın olarak sadece kıyı avcılığı yapılıyor. Üretim miktarlarımızı ve ihracatımızı arttırmamız için açık deniz balıkçılığına yönelmemiz șart diye düșünüyorum. İtalya, Fransa, İspanya, Rusya gibi Avrupa ülkelerine baktığımız zaman açık denizlerde avlanmayı teșvik etmek için gemi inșalarına, yakıt teminlerine ve tayfa ücretlerine ciddi șekilde teșvikler ve-

rildiğini görüyoruz. Böylece bu ülkeler filolarını olușturup aylar boyunca avlanıp ürün ișleyip bu ürünleri dondurma imkanı bulabiliyor. Ülkemizde de bu eksikliği ana politikalarımızdan biri olarak kabul edip hükümetimiz tarafından benzer yardım ve teșvikler sağlanabilirse üretim ve ihracat alanlarında çok daha ciddi rakamlara ulașabileceğimizi düșünüyorum.

Besin değerleri yönünden baktığımızda su ürünleri, vatandașımızın hayvansal protein ihtiyacını karșılamada çok önemli bir gıda kaynağıdır. Bu kaynağı kullanabilmek halkımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü dengeli bir beslenme için vücudumuzun protein ihtiyacının üçte birinin hayvansal kaynaklı protein olması gerekmektedir. Ama ne yazık ki ülkemizde bu oranın oldukça düșük olduğu görülmektedir. Yılda kiși bașına tüketim miktarı 2000’li yılların bașında 8 kg iken günümüzde bu rakam her türlü imkanların artmasına, üretim miktarlarının daha da yükselmesine rağmen 5 kg’lara kadar düșmüștür. Bu alanda dünya ortalaması ise 16 kg’dır. Bu konuyla ilgili olarak da ülkemizde yapılan balık festivallerinin sayısını arttırarak, yaratıcı sloganlar eșliğinde ya da kamu spotlarıyla su ürünlerinin faydalarını halkın tüm yaș kitlelerine aktararak iç tüketimi arttıracak önlemler almamız gerektiğinin șart olduğunu düșünüyorum.

Bu kadar besin değeri yüksek, ekonomik açıdan önemli olan su ürünleri üretiminin az da olsa (%15) yetiștiricilik yoluyla balık çiftliklerinde yapıldığını belirtmiștim, bunun da açıkçası Türkiye’nin kanayan bir yarası olduğunu düșünüyorum. Balık çiftliklerimiz Ege’de, Akdeniz’de, en güzel koylarımızda kıyıya çok yakın yerlere kurulmaktadır. Bu çiftliklerden gelen yağ sonucunda olușan kirlilik ve yem atıklarının, balık ölülerinin kokuları da yine denizlerimiz ve içerideki binlerce çeșit su ürünlerimiz için en büyük tehdittir. Bu durum turizme de büyük darbe vurmaktadır. Yapay olarak üretimimizi arttıralım derken doğal üretimimize, doğal kaynaklarımıza zarar vermenin de çok yanlıș olduğunu düșünüyorum. Bunun için de balık çiftliklerinde yurt dıșı modellerin örnek alınması lazım. Aynı zamanda da kıyıya uzaklık mesafesi getirilmelidir. Bu çiftlikler denizlerimize, doğaya zarar vermeyecek yerlerde kurulup üretimleri mutlaka Çevre Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gibi kurulușlar tarafından denetim altına alınması gerekmektedir. Bunun yanında tüketici de bilinçlenip üzerine düșen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Balık ve diğer deniz ürünlerinin yapılarından dolayı bozulma süreçleri de diğer kırmızı ve beyaz et gruplarına göre daha hızlı gerçekleșir. Azotlu yapısının yanı sıra içinde bulunan fosfor da bu bozulmayı hızlandırır. Bayat balık tüketiminden ya da uygun saklama ve depolama koșullarının sağlanamamasından dolayı sık sık zehirlenmeler görülmektedir. Faydaları saymakla bitmeyen ve bir o kadar da vücudumuz için gerekli olan su ürünlerinden maksimum seviyede yararlanabilmek için en önemli görev yine biz insanlara düșmektedir. Su ürünlerinin avlanılıp sıcak sofralarımıza ulașmasına kadar geçen süreçte sağlığımız için soğuk zincir hiçbir șekilde bozulmadan hijyen kurallarına mutlaka uyulmalıdır. Ayrıca yine bizler çevremizi, doğamızı, denizlerimizi mutlaka korumalı ve temiz tutmalıyız. Çünkü denizlerimizin kirlenmesiyle beraber hem sağlığımız tehdit altına girmektedir hem de bu kirlilikten dolayı olușan balık göçleriyle beraber ürünlerin fiyatı yükselerek ekonomimiz olumsuz etkilenmektedir. Unutulmamalıdır ki biz doğaya ne sunarsak doğa da sofralarımıza onu sunacaktır.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.