“Yerel buğday çeşitleri sigorta işlevi görüyor”

Yerel buğday çeşitleri; yüzyıllar boyunca doğal seçilimle varlığını devam ettirmiş, geniş adaptasyon yeteneğine, üstün tane özelliklerine sahip nitelikli ve çok önemli genetik kaynaklar. Ve doğal koşullarda üretilen yerel buğday çeşitleri sağlık açısından

Dunya Gida - - İçindekiler - Özlem As

Rus bilim insanı N. I. Vavilov, dünya çapında tarımı yapılan ürünlerin hem yabani akrabaları hem de eski yerel çeșitleri bakımından çok zengin sekiz merkez belirlemiș. Türkiye, bu merkezlerden ikisinin içinde yer alıyor.

Bugün Türkiye dünyada çok önemli bir gen merkezi olarak kabul ediliyor; 23 yabani buğday türüne ve ayrıca 400’den fazla kültüre alınmıș buğday çeșidine ev sahipliği yapıyor. Bu yabani buğday çeșitleri Türkiye’de yamaçlarda kayalık alanlarda yetișiyor; çevre koșullarına hastalık ve zararlılara karșı oldukça dayanaklı. Yüzyıllar boyunca doğal seçilimle varlığını devam ettirmiș, geniș adaptasyon yeteneğine, üstün tane özelliklerine sahip nitelikli ve çok önemli genetik kaynaklar aynı zamanda.

Ve doğal koșullarda üretilen söz konusu buğday çeșitleri sağlık açısından oldukça yararlı. Bu yüzdendir son dönemde siyez bulgurunun popülerliği.

Ama bir kusurları var. Bugün verimde ve gelirde diğer modern çeșitlerle rekabet edemiyorlar ve ekim alanları hızla azalıyor.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı ( WWF) Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem, yerel buğday çeșitlerinin bulundukları yerin coğrafi ve iklimsel koșullarına en iyi șekilde uyum sağlamıș olduğundan, yaygın bir șekilde tarımı yapılan modern buğday çeșitlerinin, hastalık, kuraklık gibi etkenlerle telef olma riski karșısında, verimleri daha düșük olsa bile, bir sigorta ișlevi gördüğüne dikkat çekti.

WWF, “Türkiye’nin Buğday Atlası” kitapçığıyla birlikte düzenleyeceği etkinliklerle Türkiye’nin buğday çeșitliliğine dikkat çekmek ve korunmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Dr. Sedat Kalem ile Anadolu’nun buğday mirasını konuștuk.

Buğday çeșitliliğimizi korumak ve kullanmak neden önemli?

Dünya nüfusunun hızla artmasına karșılık doğal ve ekilebilir alanların azalmasıyla birlikte iklim değișikliği; tarımsal üretimi, dolayısıyla gıda güvencesini tehdit ediyor. Bugün dünyada en fazla üretimi yapılan ve tüketilen tarımsal ürün olan buğday, aynı zamanda birçok gıda ürününün temel girdisi. Bu nedenle buğday çeșitliliğinin korunması yedi milyarı așan dünya nüfusunun geleceği açısından yașamsal öneme sahip. Günümüzde tarımı yapılan buğdayın hemen hemen tamamı ıslah edilmiș çeșitlerden olușuyor. Bununla birlikte yerel buğday çeșitleri, ya da doğada kendiliğinden yetișen yabani akrabaları, bulundukları yerin coğrafi ve iklimsel koșullarına en iyi șeklide uyum sağlamıș olduğundan, yaygın bir șekilde tarımı yapılan modern buğday çeșitlerinin, hastalık, kuraklık gibi etkenlerle telef olma riski karșısında, verimleri daha düșük olsa bile, bir sigorta ișlev görür. Yeni çeșitlerin geliștirilmesi için gerekli genetik materyali sağlayan yerel buğdaylar, olumsuz çevre koșullarına ve değișikliklerine karșı bir koruma kalkanı olușturur. Bu nedenle, gıda güvenliği ve tarımsal biyolojik çeșitliliğin korunması, Birleșmiș Milletler tarafından belirlenen 2030 yılı sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin de en önemli konuları arasındadır. Bu nedenle, artan dünya nüfusunun ihtiyaç duyacağı miktar ve çeșitlilikte buğday üretimini sağlayabilmek için, sahip olduğumuz yerel buğday çeșitlerinin ve doğada kendiliğinden yetișen buğday ve diğer tahılların yabani akrabalarının yani bitkisel genetik kaynakların titizlikle korunmasını ve gelecek kușaklara aktarılmasını güvence altına almamız gerekiyor.

Araștırmanız Türkiye’nin olağanüstü zengin bir buğday biyoçeșitliliğine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Neden potansiyeli kullanamıyoruz? Buğday zenginliğini değerlendirmiyoruz?

Buğdayın dünyada ilk kez kültüre alındığı Anadolu, adeta bir buğday cenneti. Yılda 20 milyon ton üretimle Türkiye dünyanın en büyük üreticileri arasında. Bugünkü verilere göre ülkemizde 205 tescilli ekmeklik buğday çeșidi, 67 makarnalık çeșidi var. Bununla birlikte, 23 yabani buğday türüne ve 400’den fazla kültüre alınmıș buğday çeșidine ev sahipliği yapan Türkiye, yalnız buğday üretimi açısından değil bitki genetik kaynakları açısından da dünyada önemli bir yere sahip. Ülkemizde ayrıca, 8 arpa, 8 çavdar ve 8 yulaf yabani akrabası doğal olarak yetișiyor. Yerel buğday çeșitlerimiz bugüne kadar, dünyadaki buğday üretiminin gelișmesinde de önemli rol oynadı. Örneğin, 1960’larda küresel buğday üretiminin iki katına çıkmasını sağlayan “Yeșil Devrim”e önemli katkıda bulunan Norin 10 çeșidi, Türkiye genetik mirasının dünyaya armağanıdır. Ancak yüksek verimli modern çeșitlerin yaygınlașmasıyla, yerel buğday çeșitlerinin ekim alanları, büyük bir hızla azalıyor ve kayboluyor. Örneğin siyez buğdayının üretimi yalnızca Kastamonu’daki marjinal (dağlık) alanlarda çok az sayıda çiftçi tarafından yapılan 3 bin 500 tonla sınırlı. Eski buğday çeșitlerimizin kullanımının azalması ve artık

daha az yetiștirilmesi, arazi kullanımında yapılan hatalar, doğal habitatların tahrip edilmesi gibi nedenlerle buğdayın yabani akrabaları ve doğal yașam alanları büyük bir hızla azalıyor. Oysa genetik çeșitliliğin korunması hem günümüzün sigortası hem de gelecek nesillerin güvencesi. Bu nedenle, Anadolu’nun yerel buğday çeșitliliğini korumak, geliștirmek ve yașatmak için elimizdeki potansiyeli harekete geçirmemiz gerekiyor. Daha somut bir ifadeyle, bu konuyla ilgili araștırma geliștirme çalıșmalarını teșvik etmemiz ve üretime yönelik yerel girișimleri desteklememiz gerekiyor.

Son dönem gıda firmaları siyez bulguru gibi ürünlere daha çok ilgi göstermeye bașladılar. Çeșitliliği kullanma konusunda bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu genetik mirasın yok olmadan gelecek kușaklara aktarılabilmesi için birkaç yol var. Birincisi, doğada kendiliğinden yetișen ve bir gün bașvurabileceğimiz buğday yabani akrabalarını, gen bankası, laboratuvar, botanik bahçesi gibi özel yerlerde veya doğal yașam alanlarıyla birlikte koruma altına almak ve iklim değișikliği tehlikesine karșı kurağa, sıcağa, soğuğa dayanıklı buğday çeșitlerini geliștirmek. Bu, ișin daha çok kamuya ve bilim dünyasına düșen tarafı. Ancak genetik değerlerin uzun vadede varlığını sürdürmesini sağlamak için onları yalnızca laboratuvar koșullarında saklamak yetmez… Bunun yanı sıra yerel buğday çeșitlerinin üretilmesini ve kullanılmasını teșvik ederek kendi coğrafyasında varlığını sürdürmesini ve atadan kalma bu değerlerin gelecek kușaklara ulașmasını sağlayabiliriz. İșin, üreticilere düșen tarafı da bu ürünleri sürdürülebilir tarım ilkeleri çerçevesinde yetiștirerek topluma sunmaktır. Ancak siyez gibi, yüksek dağ köylerinde zor koșullarda az sayıda çiftçi tarafından büyük zahmetlerle yetiștirilen, verim düzeyi düșük ve ișlenmesi maliyetli yerel buğday çeșitlerinin üretimini arttırmak için üreticinin yükselen talep, cazip fiyat gibi araçlarla motive edilmesi gerekir. Bazı gıda firmalarının siyez içeren ürünlere ilgi göstermesi bu açıdan anlamlıdır.

Buğday çeșitliliğinin korunmasının önündeki engeller nelerdir? Sizce neler yapılmalı?

Modern buğday çeșitlerinin yaygınlașmasıyla birlikte yerel çeșitlerin, verim düșüklüğü, üretim ve ișleme zorluğu gibi nedenlerle piyasada daha az rağbet görmesi; doğal buğday türlerinin unutulmaya yüz tutması ve yetiștirilebilecekleri doğal ortamların giderek azalması; teșvik edici düzenlemelerin yetersizliği; girișimlerin sınırlı kalması; geleneksel tohumları yetiștirme ve ișleme bilgisine sahip üretici sayısının azalması; genç kușakların tarımdan uzaklașması gibi nedenlerle geleneksel buğday ve tahıl çeșitliliğimiz giderek azalıyor. Yıl boyunca, yerel buğday çeșitleriyle dikkati çeken Kastamonu, Kars ve Șanlıurfa’da üreticiler, uzmanlar ve yetkililerle gerçekleștirdiğimiz panellerde dile getirilen görüșler genel olarak șu noktalar üzerinde yoğunlașıyor:

• Yerel çeșitlerin üretimi ve pazarlanmasındaki sorunların așılması gerekiyor.

• Yerel çeșitleri topluca ișlemek, elde edilen ürünleri kalite özelliklerine göre sınıflamak, paketlemek ve dağıtmak için tesislere ihtiyaç var.

• Yerel çeșitlerin üretiminde devlet desteği șart.

• İllerdeki ve köydeki yerel çeșitlerin kayıt altına alınması gerekiyor.

• Yerel çeșitlerin yerinde korunması için gerekli önlemler alınmalı.

• Organik tarım uygulamalarında yerel çeșitler kullanılmalı.

• Yerel çeșitleri üreten küçük aile çiftçiliği ve geleneksel üretim yöntemleri desteklenmeli.

• Yerel çeșitlerle ilgili araștırmalara ve koruma çalıșmalarına öncelik verilmeli.

• Tohumculuk Kanunu revize edilerek yerel çeșitlerin üretimi teșvik edilmeli.

• Türkiye’de yerel buğday çeșitleri üzerinde ayrıntılı araștırmalar yapan Dr. Mirza Gökgöl, 18 bin tip ve 256 varyete tespit etmiștir. Türkiye’de 1948-1968 yılları arasında yaklașık 100 bin ha olarak bildirilen yerel buğday çeșitleri toplam üretim alanı, 1993 yılında 12.900 ha’ya düșmüștür.

• Kaplıca grubu (kavuzlu) yerel buğday çeșitlerimizin üretimi, yüksek verimli modern buğday çeșitleriyle rekabet edemeyerek, 1960’lı yıllardan itibaren büyük bir hızla azalmaya bașlamıștır. Kaplıca buğdaylarının ekiliș alanıyla ilgili bir araștırmaya göre 1992 yılında sadece altı șehirde ekilen Gernik ve Siyez, Türkiye’nin yıllık 22 milyon ton olan buğday üretiminin on binde birini bile olușturmamaktadır.

• Modern DNA parmak izi verilerine dayanan arkeolojik çalıșmalar, Einkorn buğdayının ilk kez Güneydoğu Anadolu’da Karacadağ yakınlarında kültüre alındığına ișaret eder. Cilalı Taș Devri ve Bronz Çağ’da tarımsal devrimi bașlatan Einkorn ve Emmer buğdayları, buradan Akdeniz Havzası’na yayılmıștır. Eskiden temel gıda olarak çok yaygın üretimi yapılan bu buğdaylar, günümüzde yok olma tehlikesiyle karșı karșıyadır.

Fotoğraf: Kürşad Özbek

Sedat Kalem

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.