Balık stokları devamlı azalıyor

Türkiye’de balık avcılığının aşırı yapılması ve balık kaynaklarının yönetilmesi sırasında ortaya çıkan zafiyetler sonucu, deniz balıkçılığının büyümesini kaybettiğini belirten Prof. Dr. Bayram Öztürk, “Sektör ciddi bir krizle karşı karşıya kaldı. Gelinen

Dunya Gida - - İçindekiler - Özlem As ozlem.as@dunya.com

Türk Deniz Araștırmaları Vakfı Bașkanı ve İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Bayram Öztürk, küresel iklim değișikliğine bağlı olarak daha fazla Akdeniz kökenli türün Karadeniz’e girdiğinin tespit edildiğini ve bu olgunun Karadeniz’in Akdenizleșmesi olarak değerlendirildiğini; bu sürecin gelecekte ekosistemi olumsuz etkileyebilecek bir gelișme olduğunu söyledi.

İklim değișikliğinin yanı sıra özellikle denizel kirlenmenin, stokları derinden etkilediğini ve arıtılmamıș sular ile evsel atıkların, denizlerde bol miktarda azot ve fosfatın olușmasını sağladığını belirten Öztürk, “Bunlar, olması gereken seviyelerini aștığı takdirde ötrofikasyona sebebiyet veriyor, ötrofikasyon ise balık ölümüne ve oksijensizliğe ve sonunda biyoçeșitliliğin azalmasına neden olur. Bu durum stoklarımız ve denizlerimiz için ciddi bir tehlike olușturuyor” dedi.

İklim değișikliğinin denizler ve su ürünleri üzerindeki etkilerini anlatan Prof. Dr. Bayram Öztürk, tüm dünyada deniz balıkçılığının giderek azaldığını sektörün ciddi bir krizle karșı karșıya kaldığını bu durumda ihtiyacın artık büyük oranda su ürünleri yetiștirileceği ile giderileceğini söyledi.

İklim değișikliği etkilerini birçok alanda görmek mümkün. Su ürünleri, denizler nasıl etkileniyor?

Su ürünlerinin çeșitliliğini, sayısını ve kalitesini olumsuz yönde etkilemesi beklenmektedir. Su sıcaklıkları değiștikçe sıcaklığa toleransı düșük olan birçok canlı türü daha soğuk sulara doğru göç edeceklerdir ya da öleceklerdir. Yüksek sıcaklığa toleranslı yeni türlerde artıș olacak ve dengesiz bir popülasyon dağılımı görülecektir. Su seviyesinin yükselmesiyle ekonomik ve ekolojik öneme sahip türlerin büyüme alanları etkilenecek ve bu ortamlar özelliklerini yitirecektir.

Yüksek su sıcaklığı çözünmüș oksijen seviyesini azaltarak canlıları strese sokabilir ve tür çeșitliliğinin azalmasına neden olabilir. Sulardaki hastalık yapıcı organizmalar, zararlı maddeler artar ve su ürünlerine bulașarak kontaminasyona sebep olur. Çünkü bu canlıların metabolizması su sıcaklığı, tuzluluk ve oksijen düzeyinden oldukça etkilenir. İklim değișimi ile değișen koșullar su ürünlerini olumsuz yönde etkiler, ölüm oranlarını arttırır ve hastalıklara karșı dirençlerini düșürür. Üreme dönemlerinde sıkıntılar olușturur. Akdeniz’de, Kızıldeniz’den Süveyș kanalı yoluyla gelen ișgalci türlerde artıș gözlenmektedir ve su sıcaklığının artması sonucu bu yabancı, istilacı türler baskın hale gelmektedir. Akdeniz içinde giderek bașka bir tropik Akdeniz olușmaktadır. 12 binden fazla deniz canlısına ev sahipliği yapan Akdeniz’in, sahip olduğu türlerin kaç tanesinin ve hangilerinin bu değișimden etkileneceğini kestirmek zordur.

Akıntı sistemindeki değișimler canlı denizel kaynaklarımızın verimliliğini ve göç durumunu etkiler. Deniz suyundaki sıcaklık artıșı, mercanların sararmasına ya da toplu ölümlerine yol açar. Denizlerimizdeki taș mercanların bir kısmı sararmaya bașlamıștır. Yükselen su seviyesi ile kıyı alanlarındaki yerleșim yerlerinin sular altında kalması söz konusudur. Ve bunlar için bizim herhangi bir “iklim değișikliği acil durum planı”mız yoktur. Denizel kaynaklı ticari gelirlere sahip olanlar ciddi boyutta zarar göreceklerdir.

Denizel canlılardan özellikle de bazı balık türleri, küresel ısınmanın anlașılmasında belirteç görevi görürler. Su sıcaklığı; balık türlerinin üremesi ve ideal yașam alanı olușturması nedeniyle belirleyici faktörlerin bașında gelir. Balıklar larva ve juvenil denilen ergin öncesi safhalarında su sıcak-

lığı değișimine karșı oldukça duyarlıdır. Bu nedenle deniz ve nehir arasında göç eden balıkların bu olumsuzluktan etkilenmeleri kaçınılmazdır. Akdeniz’de yașayan ve Karadeniz ve Marmara’ da 20 yıl önce nadir görülen Sardalya, Kupes ve Salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye bașlanması, hatta İğneada gibi Batı Karadeniz’de avcılığına bașlanması deniz suyu sıcaklığının artıșıyla ilișkilendirilmektedir. Yine, Thallossoma pavo (Gün balığı) türü balıkların artık Marmara Denizi’nde de görülebilmesi, dağılımının Akdeniz’in güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmasın etkileriyle açıklanmaktadır. Termofilik olarak adlandırılan (Sıcağı seven) Arbacia lixula denilen bir tür denizkestanesinin Kuzey Ege ve Marmara Denizinde yoğun olarak görülmeye bașlanması bu denizlerdeki faunal değișimin öncü ișareti olarak değerlendirilmektedir.

Küresel iklim değișikliğine bağlı ola- rak daha fazla Akdeniz kökenli türün Karadeniz’e girdiği tespit edilmiștir. Halen gözlenmekte olan bu olgu Karadeniz’in Akdenizleșmesi olarak değerlendirilmekte olup bu süreç gelecekte ekosistemi olumsuz etkileyebilecek bir gelișmedir.

Etkileri konusunda önümüzdeki döneme ilișkin öngürüler ne yönde?

İklim değișikliği konusunda çok fazla öngörüler, senaryolar mevcuttur. Ancak Türkiye için konușacak olursak, denizlerimiz ile ilgili uzun süreli verileri bilmemiz gerekmektedir. Ne yazık ki bizde bu veriler eksiktir. Herhangi bir öngörüde bulunabilmemiz için denizlerin seviyelerindeki değișimleri, sıcaklık, tuzluluk değișimlerini bilmemiz gerekir.

Akdeniz’de deniz seviyesinin 19.yy göre 20 cm yükseleceği öngörülüyor. Bu nedenle iklim değișikliği konusunda izleme ve planlama gerekmektedir.

Sulak alanlar, lagünler, kıyısal alanlar ve ekosistemler iklim değișikliğinden en çok etkilenecek bölgelerdir. Sulak alanlardaki çekilme biyoçeșitliliği etkilemeye bașladı. Vakfımız bu konuda REC ile 2 yıllık bir çalıșma sonucunda “Vakit Yok” isimli önemli bir bașucu kitabına katkıda bulunarak bu konuda da öncü rolünü sürdürmüștür. Yaptığımız araștırma sonuçlarına göre Akdeniz endemiği olan taș mercan Cladocora caespitosa kolonilerininin sıcaklık anomalileri nedeniyle sararmaya bașladığı ayrıca gorgonlarda zaman zaman ölümlerin görüldüğü tespit edilmiștir. Oysa mercanların ortadan kalkması sadece denizlerdeki biyoçeșitliliğin yıkımına yol açmakla kalmayıp, ayrıca karbondioksitin denizler tarafından emilimini de azaltır. Bu tür süreçler uzmanlar tarafından sistemin küresel çöküșünün ișareti olarak yorumlanmaktadır.

Su seviyesinin yükselmesiyle, kum- salları üreme alanı olarak kullanan veya yumurta bırakan deniz kaplumbağası gibi türler, plajların yüzey alanlarının azalmasıyla tehlike altına girecektir. Hareket yeteneği zayıf, sesil ve sedenter türleri daha fazla etkilerken, balık gibi aktif yüzücü türleri adaptasyon yeteneği nedeniyle daha az etkileyecektir.

Akdeniz’de bir tropikalleșme yașandığı ve bunun tüm havzayı etkilediği açıktır. Ayrıca iklim değișikliğinin okyanus ve denizlerde asitleșmeye neden olduğu da bilinmektedir. Bu konuda ülkemizdeki bilgiler sınırlıdır ve uzun dönemli izleme çalıșmalarına gerek duyulmaktadır.

Vakfımızın, Antalya Büyükșehir Belediyesiyle Eylül 2017 tarihinde bașlattığı “Antalya’nın Deniz ve Kıyılarının İklim Değișikliğine Adaptasyonu” projesi bu konuda yeni bilgiler ortaya çıkaracağı gibi iklim değișikliğini anlama, önlem alma ve tahmin yapma konularında da önemli oranda

bilgi toplamaya katkı sağlayacaktır.

İklim değișikliği ve deniz suyu seviyelerindeki değișimlerin ülkemizi bașta Ege ve Akdeniz olmak üzere kıyıda veya deniz içinde bulunan kültürel mirası nasıl etkileyeceği de büyük önem tașımaktadır. Zaman geçirmeden bu konuda arkeologların bașta kıyı ve iklim uzmanlarıyla birlikte çalıșmaları gerekmektedir.

İklim değișikliği sadece canlı yașamını direkt olarak etkilemeyecek, habitat yıkımlarına da yol açacaktır. Böylece iklim değișikliği, ekosistem değișikliklerini de beraberinde getirmektedir.

Su ürünleri kaynaklarımız sınırsız mı? Denizlerimizdeki su ürünleri kaynakları sınırsız değildir. Aksine bilimsel çalıșmalar ile bunun sınırsız olmadığı kanıtlanmıștır. Artan nüfus, kirlenme, iklim değișikliği gibi faktörler bu kaynakların olumsuz olarak etkilenmesine sebep oluyor. Su ürünleri stoklarımızı bu etkenlerden koruyamıyoruz. İklim değișikliğinin yanı sıra özellikle denizel kirlenme, stoklarımızı derinden etkilemektedir. Arıtılmamıș sular ile evsel atıklar, denizlerimizde bol miktarda azot ve fosfatın olușmasını sağlıyor. Bunlar, olması gereken seviyelerini aștığı takdirde ötrofikasyona sebebiyet veriyor, ötrofikasyon ise balık ölümüne ve oksijensizliğe ve sonunda biyoçeșit- liliğin azalmasına neden olur. Bu durum stoklarımız ve denizlerimiz için ciddi bir tehlike olușturuyor.

Bilim dünyası son 10 yılda denizlerdeki balık stoklarının azalması nedeniyle su ürünleri üretimi teknolojisi üzerinde çalıșmaya hız vermiștir. Türkiye Denizleri de bütün dünya deniz ve okyanusları gibi karmașık kökenli kirlenme, küresel iklim değișikliği, yabancı türler, yasadıșı, kayıtdıșı ve kural dıșı balıkçılık konularında zorlu bir sınavla karșı karșıyadır. Son yıllardaki üretimdeki düșüșler bu olguları destekler mahiyettedir.

Su ürünleri potansiyelimiz için neler söyleyeceksiniz? Rakamlar bize neler söylüyor?

Ülkemizde, balık avcılığının așırı olarak yapılması ve balık kaynaklarının yönetilmesi sırasında ortaya çıkan zafiyetler sonucu, deniz balıkçılığı büyümesini kaybetmiș ve sektör ciddi bir krizle karșı karșıya kalmıștır. Gelinen bu noktadan sonra bazı tedbirler alınmaya çalıșılsa bile doğal balık stoklarının hiçbir zaman istenilen seviyede artmayacağı, stokların giderek azalması ile ortaya çıkan su ürünleri yetiștirileceği ile üstesinden gelinebileceği uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.

Așırı ve bilinçsiz avcılığın yanı sıra çevresel bozulmalar nedeniyle de dünya doğal su kaynakları ve dolayısıyla balık stokları devamlı azalmaktadır. 2014 verilerine göre dünyada üretilen 167 milyon ton balığın yüzde 56’sı olan 93 milyon tonu avcılıktan, yüzde 44ü olan 74 milyon tonu ise yetiștiricilikten gelmektedir. Çiftlik balıkçılığının gelecek yıllarda bütün dünyada daha da artması beklenmektedir. Ancak artan talep karșısında yem hammaddesi olan göçmen pelajik balıkların stoklarında da azalma beklenmektedir.

Ülkemiz 2017 verilerine göre üretilen 630 bin ton balığın yüzde 56 olan 354 bin tonu avcılıktan, yüzde 44’ü olan 276 bin tonu ise yetiștiricilik yoluyla sofralarımıza gelmektedir. Denizlerden avcılık yoluyla gerçekleștirilen üretimde Karadeniz en yüksek payı almaktadır.

Su ürünlerini koruma konusunda yasaklar vs yeterli mi sizce?

Stokların sürdürülebilir olmasını önerirken ayrıca yasadıșı, kuraldıșı balıkçılık konusunda birçok çalıșma yapmakta ve sonuçlarını kamuoyu ile paylașmaktayız. Așırı balıkçılık baskısı ile yasadıșı balıkçılık bir araya geldiğinde ortaya denizlerimiz için daha büyük ve olumsuz bir tablo çıkmaktadır.

Sonuç olarak, yasaklara uyulması, kaçak avlanmanın izlenmesi, iyi bir denetleme sağlanması, yetkililer ile çalıșanların bu uygulamalar üzerine bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.

Prof. Dr. Bayram Öztürk

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.