Hayvan sağlığı sağlanmadan insan sağlığı korunamaz

Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmış olan hastalık bildirimlerine bakıldığında şarbon bildirimlerinin çoğunluğunun Türkiye’den olduğunu, resmi ithalatın yanı sıra kaçak

Dunya Gida - - İçindekiler - Özlem As ozlem.as@dunya.com

Gıda Güvenliği Derneği Bașkanı Samim Saner, șarbonun ülkemizde zaten varolan bir zoonoz olduğunu belirterek Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmıș olan hastalık bildirimlerine bakıldığında șarbon bildirimlerinin çoğunluğunun ne yazık ki Türkiye’den olduğunu söyledi. “Șarbonla mücadelede ithalattaki kontrollerle birlikte ülkemizdeki endemik șarbon mücadelesinin de altını çizmemiz gerekiyor” diyen Saner, hayvan sağlığının güvence altında olmadığı bir dünyada insan sağlığını, gıda güvenliğini ve çiftlik hayvanlarının insanların en önemli protein kaynağı olması nedeniyle, sürdürülebilir gıda güvencesini sağlamanın mümkün olmadığını söyledi.

Samim Saner ile gıda güvenliği gündemine ilișkin son gelișmeleri konuștuk.

Son günlerde hayvan hastalıkları, șarbon gündemde. Neler söyleceksiniz? Neler yapılmalı? Önüne nasıl geçmeli?

İnsanlarda rastlanan enfeksiyon hastalıklarının büyük bir çoğunluğu zoonotiktir, yani hayvan kaynaklıdır. O nedenle hem insan sağlığının korunması, hem de ülkemizdeki hayvan varlığının sağlığının korunması açısından canlı hayvan ithalatında veteriner kontrolleri kilit öneme sahip bir konudur. İthalatla gelen hastalıkların önlenmesi ancak uluslararası kabul görmüș normlara uygun bir șekilde ithal edilecek tüm hayvanların hem laboratuar hem de veteriner hekim kont- rolünden geçmesi ile mümkündür. Ancak biz burada resmi ithalatı konușurken çok önemli bir bașka konu olan sınırlarımızdan kaçak hayvan girișini göz ardı etmemeliyiz. Bu çok önemli bir konu. Doğu sınırlarımızdaki Irak, Suriye gibi hayvan hastalıklarıyla mücadelenin pek söz konusu olmadığı ülkelerden kaçak bir canlı hayvan giriși bulunmaktadır. Bu durum halk sağlığı açısından son derece riskli ve ne zaman ne ile karșılașabileceğimizi bilemeyeceğimiz bir sorun olușturuyor. Șu an ülkemizin gündeminde olan șarbon vakalarına gelirsek, șarbonun ithal hayvan kaynaklı olup olmadığını șu an net olarak bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir șey varsa o da șarbonun zaten ülkemizde varolan bir sağlık sorunu olduğudur. Avrupa Birliği Hayvan Hastalıkları Uyarı sistemi ADNS’ne son yıllarda yapılmıș olan hastalık bildirimlerine baktığımızda șarbon bildirimlerinin çoğunluğunun ne yazık ki Türkiye’den olduğunu görüyoruz. Yani șarbon ülkemizde zaten varolan bir zoonoz. Șarbonla mücadelede ithalattaki kontrollerle birlikte ülkemizdeki endemik șarbon mücadelesinin de altını çizmemiz gerekiyor. Zoonotik hastalıklarla mücadelede mevcut durumun ve değișimlerin izlenmesi çok önemli. O nedenle zoonotik hastalıklara ilișkin epidemiyolojik çalıșmaların artırılması ve entegre bir veri tabanı olușturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Genel anlamda ise enfeksiyon hastalıklarının değișen epidemiyolojisi ve buna neden olan global faktörler dikkate alındığında, halk sağlığı hizmetlerinin bașta veteriner hekimlerin ve beșeri hekimlerin olmak üzere gıda mühendislerinin, ziraat mühendislerinin de

ișin içerisinde olduğu multidisipliner bir alan olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Hayvan sağlığının güvence altında olmadığı bir dünyada insan sağlığını, gıda güvenliğini ve çiftlik hayvanlarının insanların en önemli protein kaynağı olması nedeniyle, sürdürülebilir gıda güvencesini sağlamak da mümkün değildir.

Gıda sektöründeki inovasyon çalıșmalarının geleceği hakkında neler söylersiniz ?

Gıda konusunda karșılașacağımız inovasyonların hem gıda sanayisinin karșılaștığı sorunlara çözüm bulmaya ve hem de fırsatlar yaratmaya yönelik projeler olacağı așikar. Gıda endüstrisinin artan ve yașlanan nüfus sorunsalı ile obezite ve tip 2 diabet gibi bulașıcı olmayan sağlık problemlerinin öneminin farkında olması gerekiyor. Bu karmașık sorunsal; sağlık, yașlanma ve beslenme bileșenlerinden olușuyor. Bu konunun her geçen gün daha fazla yasal düzenlemeler ile kontrol altına alınacağı kesin. Hem toplumun, hem de yasa koyucunun talebi daha sağlıklı ürünler üzerine yoğunlașacak. Gıda bir nevi ilaç muamelesi görecek ve hastalıkların tedavisi yerine önlenmesi yaklașımı öncelik kazanacak. Bu tip ürünlere yönelik inovasyon çalıșmalarının artacağı kesin. Bununla birlikte bir diğer önemli inovasyon alanı da kișisel beslenme alanında olacak. Gelișen analiz teknolojileri sayesinde kısaca omiks olarak genellediğimiz genomiks, metabolomiks gibi alanlarda has- talık ve sağlık arasındaki biyokimyasal șifre çözümlenecek ve beraberinde kișiye özel beslenme kavramı gündeme gelecek. Gelișen analiz ve büyük data ișleme teknolojileri sayesinde aynı zamanda gıda ürünlerinin hem kimyasal, hem de mikrobiyolojik anlamda çok hassas parmak izi profilleri çıkarılacak ve gıda güvenliği sorunları bu parmak izlerinden sapma olarak hedefsiz analiz yaklașımlarıyla tespit edilebilecek. Bu bahsettiğim konular önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde kendini artan șekilde göstermeye bașlayacak.

Djitalleșme gıda güvenliğinin sağlanmasında ne gibi avantajlar, kolaylıklar sağlıyor?

Endüstri 4.0 ve Nesnelerin İnterneti ( IoT) sayesinde dijitalleșme ile iș dünyasında yeni bir çağ bașlıyor. Ancak önce dijitalleșmeden ne anlamamız gerekiyor , o konuda netleșmemiz lazım. Dijitalleșme en basit șekliyle manuel olarak olușturulan verilerin ve mevcut iș süreçlerinin bilgisayar ortamına yani dijital ortama aktarılarak yönetilmesi anlamına geliyor. Bilgisayarın ișlev gücü sayesinde süreçler daha hızlı, daha doğru, daha verimli ve de daha ekonomik olarak ilerliyor ve verilere erișim, verilerden sonuç çıkarma ve kaynak yönetimi çok kolaylașıyor. Özellikle ürün ve hammadde izlenebilirliği ile HACCP ve gıda güvenliği kontrol planlarının takibi gibi çeșitli gıda güvenliği uygulamalarında dijitalleșme gıda sektörüne çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Dijitalleșme konusu altında üretim prosesinde

kullanılan araçların birbirleriyle konușabildiği, sensörlerle proses verilerine göre kendi kendilerine durumları algılayıp, karar verebildiği bir süreçten bahsediyoruz.

Diğer taraftan, ișletmelerin hammadde ve tedarikçi sayıları ile bünyelerindeki çalıșan sayısı arttıkça dijitalleșmenin daha da büyük bir ihtiyaç haline geldiğini ve tüm bu bilgilerin ve verilerin depolanması, bu dinamiklerin verimli bir șekilde yönetilmesinin zorlaștığını ve çok fazla zaman almaya bașladığını görüyoruz. Bu nedenle tüm verilerin dijital ortamda yönetilmesi hem zamandan hem de iș gücünden tasarruf sağlayarak ișletmelerin yüzünü güldürüyor.

Burada dijitalleșmeden bahsederken özellikle blockchain teknolojisinden ve de bu teknolojinin izlenebilirlik konusunda sağladığı inanılmaz faydalardan da bahsetmekte fayda var. Blockchain en basit ifadesiyle șifrelenmiș ișlem takibi sağlayan dağıtık bir veri tabanıdır. Gıda veya gıda hammaddelerine ait satıcı ve alıcı arasında gerçekleșen her ișlem bloklar halinde gelișmiș șifreleme algoritmalarıyla birbirine bağlanarak kaydedildiği merkezi olmayan bu veri tabanında her türlü ișlem yapılabiliyor. Yapılmıș bir ișlem asla değiștirilemiyor, yani kayıt niteliğinde. Blockchain sayesinde tarladan çatala en kompleks tedarik zincirlerinin yönetimi bile çok kolay ve hızlı bir hale gelebilecek. Blockchain teknolojisi șu an perakende sektöründe ve gıda sektöründe ABD’de uygulamaya bașladı.

Dijitalleșme Türkiye’de gıda güvenliğinde önümüzdeki dönem nasıl bir gelișim gösterir?

Dijitalleșme gerçekten de günümüzün en önemli hayatı kolaylaștıran araçlarından birisi. Ancak bu aracı kullanabilmenin ilk adımı için ișleyen bir fiziksel gıda güvenliği sisteminin varolması, gıda güvenliği veri kaynakları ile süreçle- rin net bir șekilde tanımlı olması ve de verilerin elektronik ortamda tutuluyor olması gibi ön gereklilikler bulunmakta. Ne yazık ki ülkemiz gıda sanayinde bir çok KOBİ’de bu konuda etkin uygulamalara rastlayamıyoruz. Bu uygulamalar manuel ya da analog olarak bile yokken dijitalleșmenin ise tek bașına hiçbir anlamı yok. Dijitalleșme için öncelikle manuel gıda yönetim sistemlerinin ișler hale getirilmesi gerekiyor. Bu eksikliklere karșın, ișverenler ve yöneticilerin dijitalleșmenin faydalarını gördüklerinde ülkemizde uygulamaların hızla yaygınlașacağına inanıyorum.

Son dönemde gıda-tarım ürünlerinde yașanan fiyat artıșı nedeniyle tüketicinin markalı, paketli ürün satın almaktan vazgeçeği yönünde beklenti var. Enflasyon, belirsizlik gıda güvenliğini nasıl etkiler?

Bu tabi ki çok önemli bir tehdit. İçinde bulunduğumuz zorlu ekonomik koșullarda insanların ekonomik nedenlerle gıda güvenliğini ikinci plana itmesi ve kayıtdıșı ve ne olduğu belirsiz ürünlere yönlenmesi söz konusu olabilir. Mikroekonomi ölçeği ile baktığımızda o an için kayıtdıșı bir ürün daha ucuz olabilir, ancak makro ekonomik ölçekde ve uzun vadede hem bu ürünün yol açacağı sağlık problemleri, hem de yaratacağı haksız rekabet koșullarından bașta tüketiciler olmak üzere, hem üreticiler, hem de ülke ekonomimiz son derece ağır bir șekilde etkilenebilir. Bu nedenle özellikle ekonomik açıdan sıkıntılı olduğumuz bu günlerde; bir taraftan devletin kayıtdıșı ile mücadelesini yoğun bir șekilde sürdürmesi ve diğer taraftan da gıda sanayisinin tüketicilere daha ekonomik çözümler üretmeleri gerekmektedir. Bu dönemde aynı zamanda tüketicilere sürekli olarak gıda güvenliğinin önemini hatırlatacak mesajlar verilmelidir.

Samim Saner

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.