Etkin, bağımsız bir veteriner ve gıda güvenliği teşkilatı kurulmalı

Prof. Dr. Harun Aksu, hayvanların getirildiği ülkelerin seçimi, bu ülkelerde salgın hayvan hastalıklarının kontrol altında olduğunun teyidinin önemli olduğunu belirterek “Karantina tedbirlerinin uygulanması bir başka önemli koruyucu faaliyettir. Ancak tüm

Dunya Gida - - İçindekiler - Özlem As

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpașa Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Harun Aksu, insanlardan da hayvanlara geçebilen hastalığın gıda zincirine bulașmaması için koruyucu hekimlik uygulamaları yapan Veteriner Hekimler Bakanlık teșkilatında gerek kadro olarak, gerekse fonksiyon olarak geri planda tutulduğunu belirtti. Mesleki yıpranma hakları, sağlık mesleği mensubu olanların alması gereken tazminat haklarının tanınmadığını belirten Aksu, “Motivasyonları düșürülmektedir. Bu problemler giderilip daha etkin ve bağımsız bir Veteriner Teșkilatı ve bununla entegre Gıda Güvenliği Teșkilatı ile bu sorunların üstesinden gelinebilir” diye konuștu.

Prof. Dr. Harun Aksu ile gıda kaynaklı hastalıkları, șarbonun nedenlerini ve gıda güvenliği için hayati önem tașıyan lojistiği konuștuk.

İnsanlarda sağlık sorunlarına yol açan gıda kaynaklı sorunlar nelerdir? Gıdadaki hangi durumlar sağlık sorunlarına yol açıyor?

Gıda kaynaklı sağlık problemleri her geçen gün artmaktadır. Çünkü Dünya artık küçük bir köy gibidir. Uygun

araçlarla dünyanın en uzak ucuna bir gün içerisinde gitmek mümkündür. Gıdaları da bu zincir içerisinde düșünmek gerekir. İnsan hareketliliği yanı sıra gıda hareketliliği de ticari gerekçelerle ve talep mevcutsa seri bir șekilde gerçekleșebilmektedir. Açık bir pazar haline gelen dünyada ve ülkemizde “Sağlıklı gıda”, “Gıda güvenliği” ve “Gıda güvenilirliği” kavramları her geçen gün daha fazla tekrarlanmaya bașlamıștır. Devletin denetim ve cezalandırma görevini etkin bir șekilde yapmasına engel olan durumlar bu noktada önemlidir.

Gıda güvenliği dediğimizde sağlıklı, hijyenik gıda üretimini sağlamak amacıyla hammadde așamasından bașlayarak hasat, üretim, ișleme, depolama, tașıma, satıș ve tüketim dahil tüm așamalarda sağlıklı gıdaya ilișkin tüm gerekli kurallara uyulması, önlemler alınması anlașılmaktadır.

Gıda güvenliğine yönelik tehlikeler çeșitli ana gruplar ve onlara bağlı alt gruplar içerisinde dile getirilmektedir. Bu tehlikeler çok az olasılık söz konusu olsa bile ciddi sonuçlara neden olabileceği endișesi ile dikkate alınmalıdır. Bu tehlikeleri genel olarak üç grup içerisinde sınıflandırabiliriz: Fiziksel tehlikeler, kimyasal tehlikeler ve biyolojik tehlikeler.

Bu üç unsur gerek HACCP yaklașımının, gerekse buna dayanarak olușturulan ISO 22000, FSSC 22000, IFS, BRC ve diğer gıda güvenliği ve kalite yönetim sistemlerinin temellerini olușturur. Her potansiyel tehlikeye karșı risk analizleri yapılarak, ortaya çıkma olasılıkları ve çıktığı taktirdeki etki șiddeti değerlendirilerek güvenli gıdaya ulașılmaya çalıșılır.

Fiziksel tehlikeler her zaman etrafımızda olabilen, taș, toprak, cam parçası, kemik parçası, plastik materyaller, saç, sinek ve diğer böcek kalıntıları gibi unsurlardır. Bunların gıdaya bulașmaması için tüm așamalarda gerekli tedbirlerin alınması önem tașır. Bazıları için basit önlemlerle (elek, bone gibi) ve özel cihazlarla (metal dedektör gibi) bu tür riskleri elimine edebiliriz.

Kimyasal tehlikeler ise çeșitli alt gruplar içerisinde incelenir. Gıdalarda varlığı bazı durumlarda çok sayıda tüketiciyi etkileyebilecek boyutlara ulașabilir. Örneğin, gıda katkı maddelerinin çeșitli ulusal ve uluslararası kurulușlarca kabul edilen limit değerleri așması hem mevzuata uymayan gıdaların piyasaya verilmesine, hem de bu ürünlerin kısa, orta veya uzun vadede tüketici sağlığını olumsuz etkilemesine neden olur. Bu bağlamda pek çok gıda katkı maddesi vardır. Etki mekanizmaları ise farklıdır. Laboratuvar analizlerinden bu așamada yararlanmak kimyasal madde düzeyini ortaya koymak ve mevcut riski kontrol etmek için büyük avantajlar sağlar.

Gıdalara çevreden bulașan veya gıda üretimi esnasında uygulanan teknolojik ișlemlere bağlı olarak șekillenen çeșitli kimyasal bileșikler sağlığımıza olumsuz katkılar yapabilir. Halk sağlığı açısından önemli risk unsurlarıdır. Örneğin, ağır metal grubundaki elementler ve dioksin gibi kimyasal bileșikler özellikle çevre kaynaklı önemli tehlikelerdir. Akrilamid türevleri, PAH bileșikleri gıda üretim zincirine dikkat etmemiz gerektiğini, pișirme sıcaklıklarını kontrol etmemiz gerektiğini bize hatırlatır. Bunların dıșında pestisit, hormon türevleri gibi daha pek çok kimyasal tehlike gıda sektöründe yer alabilir. Ambalajdan köken alan kirleticiler sözkonusu olabilir.

Tüm bu kimyasal tehlikeler kısa, orta veya uzun vadede önemli sağlık problemlerine, hatta önlem alınmazsa ölüm vakalarına neden olabilme potansiyelinde olsalar da biyo-

lojik tehlikeler her zaman çok daha dikkat edilmesi gereken unsurlardır. Özellikle mikrobiyolojik riskler kapsamında yer alan çeșitli patojen bakteriler, viruslar ve paraziter etkenler bulașıcı olabilen, oldukça geniș bölgelere yayılabilen, ölüme neden olma potansiyeli yüksek canlılardır.

Risk sıralaması yapıldığında en sık karșılașılan ve tehlikeli hastalık türleri neler?

Son günlerde sıklıkla duyduğumuz șarbon hastalığının etkeni de bir mikroorganizmadır. Hayvan hastalıkları açısından önemlidir. Veteriner hekim kontrolünde kaldığı taktirde riski ortaya çıktığı yerde tutabilmek mümkündür. Ancak sıkı ve entegre bir Veteriner Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği sistemi ülkede kurulamazsa kontrolü zor olabilecek salgınlar ile karșılașılır. Yine unutulmamalıdır ki șarbon hastalığı etkeninden çok daha kolayca gıda zincirine girebilen pek çok mikrobiyal etken vardır. Hepsine yaklașık farklılıklar içerebilir. Kontrol edilemezse çeșitli hastalıklara neden olmalarının yanı sıra insan sağlığına zarar vermeyenlerin gıda bozulmalarına neden olmaları, gıda kayıpları ve israfa neden olmaları gayet muhtemeldir.

Meydana gelen tüm gıda kaynaklı hastalıklarla ilgili dünya çapında bir değerlendirme, bir risk sıralaması yapmak gerekirse en sık karșılașılan, salgın boyutuna varabilen, farklı kișileri etkileyebilen özellikleri dolayısıyla biyolojik tehlikeler öne çıkmaktadır. Gıda türü konusunda bir değerlendirme yapmak gerekirse bitkisel kaynaklı gıdalara nazaran hayvansal kaynaklı gıdaların daha potansiyel risk unsurlarını içerdiği görülmektedir. Pek çok farklı ülkede yapılan vaka değerlendirmelerinde meydana gelen gıda kaynaklı hastalıklar ve gıda zehirlenmelerinin yaklașık yüksek 80’i hayvansal kaynaklı gıdalardan köken almaktadır ve etken olarak da karșımıza yine yaklașık yüksek 80 düzeyinde mikrobiyal etkenlerin çıktığını bilmemiz gerekir. Bu da Veteriner Halk Sağlığı açısından “Gıda Hijyeni” bölümlerinin ve “Gıda Güvenliği” prensiplerinin önemini ortaya koymaktadır.

Șarbon nedeniyle hayvansal orjinli hastalıklar gündemde. İthalatla gelen hastalıkları bir kenara bıraktığımızda Türkiye hayvan hastalıklarını ortadan kaldırdı mı?

Türkiye gıda zincirini ve halk sağlığını tehdit eden hayvan hastalıklarını ne yazık ki kontrol altına alamamıștır. Ancak en gelișmiș ülkelerde dahi tam bir kontrol mümkün olamamaktadır. Hayvan hareketlerinin kontrol altına alınmasının zorluğu bunda en etkili faktörlerden birisidir.

Hayvan hastalıklarına karșı așılama faaliyetleri yoğun olarak veteriner hekimler tarafından yürütülmektedir. Ancak devletin kontrolü konusunda çeșitli sıkıntılar olduğu, veteriner hekim teșkilatının sıkıntılar çektiği, bir sağlık mesleği mensubu olduğu halde diğer hekimlere tanınan yıpranma payları ve tazminat haklarının yakın dönemde verilmediği bilinmektedir. Ayrıca özelleștirme dolayısıyla devlet kadrolarının etki alanı daralmakta, çeșitli tașeron kurum ve kurulușların etkinliği artmaktadır.

2017 yılında 70 milyonu așan așılama ve tarama faaliyeti gerçekleștirilmiștir. Bu bağlamda ülkemizde önem tașıyan ve bazıları gıda güvenliği açısından da tehdit olușturan șap, bruselloz, koyun ve keçi çiçek hastalığı, koyun ve keçi vebası, Mavi Dil hastalığı ve șarbon hastalığına yönelik așılama faaliyetleri ve taramalar yürütülmüștür. Yine önemli bir zoonoz olan kuduz hastalığına karșı da așılama faaliyetleri periyodik olarak devam etmiștir. Kuș gribi ve Kırım-Kongo kanamalı Ateși hastalığına karșı da așılamalar yapılmaktadır. Ancak bu noktada bazıları Türkiye’ye özgü çeșitli zorluklar hayvan hastalıkları ile mücadeleyi ve dolayısıyla gıda güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Türkiye farklı gelișmișlik düzeyine sahip olsa da hayvan sağlığı ve gıda güvenliği açısından yüksek standarda sahip olmayan, az veya çok çeșitli problemlere sahip yedi adet komșu ülkeye sahiptir. Bu ișimizi zorlaștıran bir faktördür. Aynı zamanda sınırdaș olunmasa da günümüzü Dünya ticaretinin koșulları sınır tanımaz hale gelmiștir. Dünyanın çok uzak ülkelerinden dahi kesim hayvanlarının, damızlık hayvanların, hayvansal gıda ürünlerinin, hatta hayvan yemi

olarak samanın getirtilmesi söz konusudur. Buna bağlı olarak bir olan derdimiz bine çıkmakta, hayvan hastalıklarının kontrol altında tutulması zorlașmaktadır. Ayrıca önemli bir sağlık hizmetini icra etmekte olan, yüzlerce zoonoz niteliğinde olup hayvanlardan insanlara geçebilen, insanlardan da hayvanlara geçebilen hastalığın gıda zincirine bulașmaması için koruyucu hekimlik uygulamaları yapan Veteriner Hekimler Bakanlık teșkilatında gerek kadro olarak, gerekse fonksiyon olarak geri planda tutulmaktadır. Biraz önce de bahsedildiği gibi mesleki yıpranma hakları, sağlık mesleği mensubu olanların alması gereken tazminat hakları tanınmamakta, motivasyonları düșürülmektedir. Bu problemler giderilip daha etkin ve bağımsız bir Veteriner Teșkilatı ve bununla entegre Gıda Güvenliği Teșkilatı ile bu sorunların üstesinden gelinebilir. Bu bağlamda koruyucu hekimlik uygulamalarının geliștirilmesi, teșhis laboratuvarları ile gıda laboratuvarlarına daha fazla önem verilmesi, hayvan hareketlerinin kontrolü, hayvan kimliklendirme ve takip sisteminin etkinliği, AB mevzuatına sanki girecekmișiz gibi uyum, Veteriner Hekim-Beșeri Hekim ișbirlikleri ile Veteriner Fakültesi-Tıp Fakültesi ișbirliklerinin geliștirilmesi ve “Tek Tıp-Tek Sağlık” anlayıșının tüm yurda yaygınlaștırılması ilk planda yapılması gerekenlerdir.

İthalatla gelen hastalıklara karșı nasıl önlem alınmalı? İthalat yoluyla canlı hayvanlar yanısıra et ve saman gibi yem maddeleri de yurdumuza girmektedir. Ayrıca pek çok hayvansal gıda ürünü de ithal edilmektedir. İșlenmiș ürünlerde risk daha düșük olabilmekle beraber özellikle canlı hayvan ticaretini kontrol altında tutabilmek zordur. Hastalıkların kuluçka devresinde olması mümkündür. Laboratuvar sonuçlarının değerlendirilmesi, gelmekte olan hayvanların kontrolü, yolda ve ülkede bulundurma koșulları önemlidir. Bu noktada hayvanların getirildiği ülkelerin seçimi, bu ülkelerde salgın hayvan hastalıklarının kontrol altında olduğunun teyidi önemlidir. Karantina tedbirlerinin uygulanması bir bașka önemli koruyucu faaliyettir. Ancak tüm bunlara gerek kalmayacak șekilde kesime yönelik canlı hayvan ithalatının durdurulması, ülkemiz hayvancılığına yatırım yapılması gerekir. Ülke kaynaklarımızı daha iyi kullanmamız, tarıma uygun pek çok alanımız mevcutken bunları yabancı ülke vatandașlarına satmamamız, pek çok ișsiz vatandașımız varken yetiștiricilik faaliyetlerinde bunları kullanmamız, küçük ve orta ölçekli yetiștiricilik faaliyetlerine özel bir önem vererek köy ve kasabalarında faaliyet gösterecek yetiștiricilere destek vermemiz, bu sayede köyden kente göçü de kontrol altına almamız gerekir. Hayvansal üretimin ucuza gerçekleștirilmesinde en önemli paylardan olan yem yetiștiriciliğine önem vererek yem fiyatlarının düșmesini sağlamamız, mazota yönelik destek programları yürütmemiz önemlidir.

Prof. Dr. Harun Aksu

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.