KÜRŞAT BAŞAR

Elele - - ŞUBAT İÇİNDEKİLER -

Kadınlar duyduklarına değil, gördüklerine inanır.

Bir arkadaşım eşiyle feci bir kavga etti ve iş neredeyse boşanmaya kadar geldi. Kocası bana gelip hiçbir suçu olmadığını, karısının olayı fazla abarttığını söyleyerek araya girmemi rica etti. ‘Olay ne?’ derseniz, kısaca anlatayım. Arkadaşım 40 yaşlarında yakışıklı, havalı bir adam. Eşi de ondan 3-4 yaş küçük güzel bir kadın. Sekiz yıllık evliler ve bir de tatlı kızları var. Bizimki geçenlerde popüler kafelerimizden birine gidiyor. Dışarıda birkaç arkadaşıyla oturuyor. O sırada yanlarına da birkaç kız gelip oturuyor. Masalar oldukça sıkışık ve neredeyse tanımadığınız insanlarla kucak kucağa oturduğunuz bir mekandan söz ediyoruz.

Bir süre sonra artık biri ötekinin üstüne kahve mi döküyor, biri ötekinden sigarasını yakmak için ateş mi istiyor ne oluyorsa bizim üç adamla diğer kızlar arasında konuşma başlıyor.

Bizimkinin ifadesine göre konuşma öyle fazla ileri giden bir şey değil; gayet normal, havadan sudan konuşmalar...

Her neyse, bir süre sonra kızların başka arkadaşları geliyor ve konuşma da kesiliyor. Sonra da kalkıp gidiyorlar.

Olay aslında bu kadar.

Ama işin kötü yanı şu ki, bu gayet sıradan ve normal görünen durumu izleyen bir çift göz var. Tahmin edeceğiniz gibi bizimkinin eşinin bir arkadaşı ama adam onu tanımıyor.

Bu meraklı göz, elindeki telefondan durumu ihbarla kalmıyor bir de fotoğraf çekip gönderiyor. İşte asıl kıyamet de bu fotoğrafla kopuyor.

Fotoğrafı gördüm. O sırada bizimki, yanındaki oldukça havalı, öğle saati için oldukça makyajlı ve de havalı giyinmiş kıza eğilmiş, kız da onun kulağına bir şey söylüyor ve hatta kulağını öpüyor gibi görünüyor.

Tabii fotoğraf çok profesyonel olmadığı, uzaktan çekildiği ve hatta araya başka birilerinin kafası filan da girdiğinden ne kadar büyütürseniz büyütün durum tam anlaşılamıyor. Ama olay aslında bununla bitmiyor. İşin daha kötüsü şu ki, fotoğrafı alan ve durumu öğrenen karısı bizimkine bunu söylemiyor.

Akşam eve geldiği zaman o gün ne yaptığını soruyor sadece... Öylesine sorulmuş gibi görünen bu soruya bizimki de gayet sakin cevap veriyor. Verilen cevapta, kafeye gidildiği ve şu şu arkadaşlarla oturulduğu kısmı var. Ama başka kızlarla orada sohbet edildiği yok.

Ama biliyorsunuz bizim kızlar, doğuştan hafiyedir. Hafiyelik de yetmez savcılık yetenekleri gelişmiştir.

Eşi, profesyonel sorgu yargıcı gibi çaktırmadan sormaya devam ediyor. ‘Başka kimseye rastlamadınız mı?, ‘Tanıdık kimse yok muydu?’ gibi basit sorular soruyor. Elbette bunu normal sohbetin akışında aralara sıkıştırarak veya başka bir nedenle sorarmış gibi belli etmeden yapıyor.

Adam milletinde kafa fazla ince çalışmaz. Bizimkine bakılırsa zaten o olayı unuttuğu için aklına gelip de söylemiyor.

“Başka iki adam gelmiş ve onlarla konuşmuş olsaydım onu da söylemeyi akıl etmezdim, çünkü ilginç bir şey yoktu ortada...” diyor.

Ama tabii eşi hiç o görüşte değil. Pat diye fotoğrafı çıkartıveriyor. “Demek başka kimseye rastlamadın...” deyip kıyameti kopartıyor.

Adam utanmazın, ahlaksızın biri olmakla kalmıyor, bir de zaten ömür boyu yalan söylemekle, kim bilir bu güne kadar neler yapmış olmakla, kim bilir bu kızla ne zamandır görüştüğüne varıncaya kadar suçladığı, saatlerce bitmeyen bir tartışmanın içinde buluyor kendini.

Bu tür tartışmalarda erkek tarafı kesinlikle kaybeder.

Çünkü bir kere baştan boğazından yakalanmış durumda... ‘Madem ortada bir şey yoktu neden yalan söyledin?’ cümlesiyle işe giriştiğinizde, karşı taraf zaten ilk golü yemiş olur ki, bundan sonrasında yaptığı her harekette daha da batar.

Tartışma ilerlerken geçmiş defterler ortaya çıkartılıyor. Bir keresinde yıllar önce de telefonda bir mesajının yakalandığı ve o zaman da inkar ettiği bahsi açılınca, bizimki de sinirleniyor ve iş iyice içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

Daha da kötüsü, bir ara artık iyice sinirlenen adam, “Ben zaten sosyal flörte karşı değilim, böyle yapmış olsam ne olur, sonuçta tanımadığım bir kızla ortalık yerde sohbet etmişim, bunda ne var, gizli saklı bir şey yapsam herhalde orada yapmam” diyerek kendince çok mantıklı ama kavgada söylenmeyecek son sözü söylüyor, ki bundan sonra onu ben de kurtaramam.

Adam dediğin biraz akıllı olacak. Bir kere, fotoğraftan da kötüsü, bir başka kızla samimi durumdayken karının arkadaşı tarafından görülmektir, ki bu karını ortalığa rezil etmek anlamına geleceğinden bombanın fitili orada ateşlenmiş olur.

İkincisi elde böyle bir fotoğraf olunca fazla yapacak bir şey kalmaz. Hayatında ilk kez gördüğün bir kız kulağına yapışıp ne söylüyor olabilir? Buna iyi bir bahane bulamazsan sosyal flört neymiş görürsün...

Tabii bu arada belki iki saat yan yana oturup konuştuğu kızın saç rengini doğru dürüst adam hatırlamıyor ama karısı kirpiklerin takma olduğunu bile resimden çıkartmış.

Sen şimdi gel de bu kadına laf anlat.

Adama daha önce diyorum ki, “Oğlum sen bana doğrusunu söyle, kız o anda sahiden ne diyordu kulağına veya niye kulağına söylüyordu?”

Bizimkinde doğru dürüst bir cevap yok. Güya efendim kız o sırada önceki akşam bilmem nereye gittiklerini, oranın ‘çıtır karidesi’nin daha güzel olduğunu anlatıyormuş. “İnşallah karına da bu saçmalığı söylemedin” dedim. Yahu sen gurme misin? Elin kızı sana ne diye İstanbul lokantalarının hangisinde daha güzel karides çıtır yapılıyor diye anlatsın. Ayrıca bu gizli bir bilgi mi ki kulağına anlatıyor?

Bu erkek milleti beni delirtecek. Kadını hasta etmek için düşünsen böyle saçma bir şey söylenmez ama bizimki inatla yemin billah doğru olduğunu söylüyor.

Bunun üzerine arkadaşlar arasında tartışma açtık. Sosyal flört normal midir veya sınırları nereye kadardır? Erkekler yapabildiği gibi kadınlar da yapabilir mi? Kimi, insanların bir bara, kafeye gittiğinde tanımadıkları insanlarla konuşmalarında bir gariplik olmadığını düşünüyor. Kaldı ki son yılların modern kafelerinde malum koca koca masalar var, ister istemez hiç tanımadığınız insanlarla birlikte oturuyorsunuz. Ya da Paris lokantaları gibi yeni moda dip dibe oturtuyorlar, mecburen olmadık insanların tartışmalarını filan dinliyorsunuz.

Kimileri, özellikle kadınlar bu duruma itiraz ediyor. Bu işin sonunun kesinlikle başka türlü biteceğine inanıyor. Hatta kimisi, ‘Bizim erkekler Avrupalı erkeklere benzemez, iki kelime konuştun mu telefon ister, bilmem ne ister, görüşmek ister, karısını marısını unutur’ diye inat ediyor.

Ben bu tartışmada ortada durdum, taraf tutmadım. Durduk yerde başımı kızlarla belaya sokamam. Zaten onlar sosyal flört durumunda görülseler mutlaka bir bahane bulurlar. Kaldı ki hangi erkek, bir arkadaşının karısını bir yerde görse fotoğrafını çekip arkadaşına yollar?

Bu nedenle bu tartışmadan bir yere varılmayacağını anladım. Erkekleri bir kere daha bu konuda uyardım. Ortalık artık soğuk savaş dönemi gibi casus dolu. Hem de Mata Hari’lerle. Bunlar teknolojiyi özellikle dinleme, izleme teknolojilerini herkesten iyi kullanmakta mahir. Dikkatli olmakta fayda var. Bu arada merak edenler için not: Sonunda işi tatlıya bağladık. Bizimkiler ayrılmaktan vazgeçti ama artık adam bir daha öyle tanımadığı kızlarla ‘çıtır karides’ muhabbetine girer mi?

Hiç sanmam...

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.