AyaKKaBI SevdaSI

Elele - - YAŞAM -

Halat sokak’taki daracık bir kapıdan giriyor, upuzun mErdivEnlErdEn yukarı çıkıyorum... 50 yıllık İskarpino’da önce oğlu karşılıyor beni, sonra rengarenk bir dağ oluşturmuş yüzlerce ayakkabı modeli kutusunun ardındaki masada çalışan Yusuf Usta’yı görüyorum. Eskiden sahip olduğu büyük atölyesini kentsel dönüşüm sonucu kaybeden ve o anda içinde olduğumuz bu küçük atölyeye geçen Yusuf Karapınar ayakkabı merakının çocukluk yıllarında başladığını şu sözlerle anlatıyor; “Ayakkabı giymeye çok meraklıydım, adeta ayakkabı hastalığı vardı. O yüzden bu mesleği seçtim.” 13 yaşında köyden kaçıp İstanbul’a ayakkabı aşkına gelen Yusuf Usta, ilk kez Fevzi Usta’nın yanında işe başlamış. Askerden hemen sonra 22 yaşına geldiğindeyse, 25 kişiyle kendi atölyesini açmış. Herkesin ayak kalıbına göre ayakkabı yapıldığı dönemleri hatırlarken çok ünlü isimlere de ayakkabı sattığını biraz da utanarak anlatıyor ve birkaç isim dökülüyor ağzından; Kadir İnanır, Prekazi, Cüneyt Tanman… Usta, tahta kalıplar üzerine yapılan modellerden, çivilerle tutturulan tabanlardan, ayakkabının altına dikilen köseleden hala aynı coşkuyla bahsederken, ben her gün hiç düşünmeden giyip çıktığımız ayakkabının ne kadar zahmetli bir iş olduğunu hayranlıkla dinliyorum. Hala her bir ayakkabının el yapımı imal edildiği atölyede uzun yıllardır dört kişi yollarına devam ediyorlar. Yusuf Usta için kendi kurduğu İskarpino markasının en önemli özelliği yumuşak ayakkabı üretiyor olması. “Bir ayakkabının son şeklini alması 10 gün sürüyor” diyor ve sözlerini şöyle noktalıyor: “80’li yıllarda kösele el yapımı ayakkabı satmak daha kolaydı çünkü rağbet çoktu. Çok emek ve zahmet isteyen ama kazancı az olan bir iş. Bu nedenle artık bizim mesleğimiz ölüyor, bizler son ustalarız.”

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.