BIRAZ SESSIZ LÜTFEN

En son ne zaman gerçekten ‘sessiz bir an’ yaşadınız? Sessizlik sadece çevrenin gürültüsünden ve insanların gevezeliğinden sakınma olarak değil, sağlığımızı korumak için uygulamamız gereken bir ritüel olarak algılanmalı. Aksi halde bitmek bilmeyen kakofoni

Elele - - PSIKOLOJI -

DÜŞÜNCELERIMIZLE BAŞ BAŞA, KENDIMIZLE YALNIZ KALMAKTAN NEDEN KORKARIZ? İçinde yaşamakta olduğumuz sistemde varlığımızı göstermek için neden sesimizi duyurmaya hatta yükseltmeye ihtiyaç duyarız? Çoğu kez bu cevapsız sorular bizi ‘gürültü’ çıkarmaya iterken, iç dünyamızdan ne kadar uzaklaştığımızın da farkına varmayız. Oysaki, sessizlik asla gürültünün yokluğu ile karıştırılmamalı. Çevreden yükselen seslere eşlik eden ve her kafadan çıkan ‘diğer’ sesler birleşip üzerimize yürüdüğünde sağlığımız için biraz sessizliğe ihtiyaç duyabileceğimizi hiç düşündünüz mü? Sessiz kalmak yeni enerjilerin doğmasına, farkındalığın artmasına, stresin azalmasına, sorunlara çözüm üretebilmeye ve belki de en önemlisi kendinizi ve potansiyelinizi keşfetmenize imkan tanır. İradenizi kuvvetlendirip, iç disiplininizi sağlamanız için güç verir. Böylece, ruhunuzun derinliklerine doğru yolculuğa çıkabilir zihninizi boşaltabilirsiniz. Ayrıca sessiz kaldığınızda daha özgür hissetmeniz de mümkün. Bununla bağlantılı olarak, düşünceler aleminde dolaşmanın yaratıcılığı tetiklediği ve güçlendirdiği gerçeğinin bilimsel bulgular arasında yer aldığını da eklemek gerek; çünkü kimseyle konuşmadığımızda beynimiz rahatlar ve odaklanır. Belki de, önce şunu kabul edersek daha hızlı gelişme kaydedebiliriz; sessiz kalmakta hiçbir sorun yok. Ancak hepimiz öyle bir girdabın içine girdik ki, sessiz kalmaya dayanamaz hale geldik. İki sevgilinin hiç konuşmadan yan yana oturup sadece birlikteliklerinin, varlıklarının tadını çıkarmalarının sadece romanlarda kaldığı bir dünyadayız artık. Konuşmazsak sorun var hissiyatı bedenlerimizi öylesine ele geçirmiş durumda ki, yakın zaman önce Amerika’da bir araştırma merkezinde gerçekleştirilen deney bu duruma çarpıcı bir gerçeklik kattı. Güney Minneapolis’teki Orfield Laboratuvarları’nda bulunan ve Guiness Rekorlar Kitabı’na ‘dünya üzerindeki en sessiz yer’ olarak tepeden giriş yapan bir mekan düşünün. ‘Yankısız oda’ adı verilen bu yerde bugüne kadar en uzun süre kalabilen kişi bu sessizliğe sadece 45 dakika dayanabilen bir gazeteci olmuş. Daha sonra yapılan açıklamada laboratuvarın kurucusu ve başkanı Steven Orfield, odanın içinde olanlardan aldığı yorumların hepsinde ‘çok rahatsız edici bir deneyim’ tanımını duyduğunu eklemiş. Elbette bu uç bir örnek çünkü aslında hepimiz biraz sessiz ve yalnız kalmaya ihtiyaç duyarız. Kendimizi dinlemek için bazen kilometrelerce uzağa gitmemiz bundan değil midir? O yüzden sessizlik için illa tek başınıza bir odada oturup sadece duvara bakmanıza gerek yok, beyninizin ihtiyacı olan

tek şey sadece size ait olan huzurlu, sakin, kısa süreli boşluklar yaratmak. 2013 yılında Brain, Structure and Functionused dergisinde sessizliğin beyin ile olan ilişkisine dair yayınlanan araştırmada şu sonuçlar açıklanmış; beyinde yeni hücrelerin oluşması, bu hücrelerin işleyen nöronlar haline gelmesi ve bunun sonucunda da beynin büyümesinin sessizlikle doğru orantısı var. Elbette bu durumun bilimsel açıklaması, bizim anlayacağımız dilde şöyle özetlenebilir: Beynimiz sessiz kaldığımızda dinlenme safhasına geçer aynı zamanda da gerçekleşecek tüm aktivitelere hazır hale gelir. Böylece yalnızlıktan ve sessizlikten çıktığımız anda en doğru tutumu geliştirebiliriz. İşte bu yüzden, sessiz olmaya tahmin ettiğimizden de çok ihtiyacımız var. Çünkü yenilenmenin, arınmanın ve sıfırlanmanın yolu buradan geçiyor. Zihnimiz bile kendini sessiz kaldığım zamanlarda geliştiriyor. Robin Sharma’nın Ferrarisini Satan Bilge kitabını hatırlayın. Işık Saçan Yaşam’ın 10 Ritüeli’nden biri sessizlik üzerineydi. Çünkü yalnızlık ve sessizlik yaratıcı kaynağımızla bağlantı kurar ve evrenin sınırsız zekasını açığa çıkarır. Sessizlik derin bir iyilik hali, iç huzur ve sınırsız enerji duygusu gibi birçok fayda sağlar.

ÇEVRENIZIN SESINI KISIN

Her geçen gün daha gürültülü ve karmaşık hale gelen bir toplumun ortasında yaşarken sessizlikten bahsetmek oldukça fantastik bir konu gibi gelebilir. Ancak bunun akıllıca bir hareket olduğunu inkar edemeyiz. Öyle ki, düzenli olarak gürültülü ortamda yaşayanların stres hormonunu yüksek seviyede ve kronik olarak üretmeye başladıkları gerçeği önümüzde duruyor. Terapi İstanbul’dan Klinik Psikolog Deniz Sevinç, sessizlik ve yaşadığımız çevre ile ilgili içinde olduğumuz girdabı şöyle anlatıyor; “Büyük şehirlerde yaşayanlar bilirler, uyandığımız andan itibaren yoğun bir gürültü kirliliğine maruz kalıyoruz. Bir yandan trafikle boğuşurken sürekli çalan kornalar diğer yandan kentsel dönüşüm nedeniyle her yerde karşılaştığımız inşaat sesleri, kalabalıkların çıkardığı uğultular bizi çıldırma noktasına getirebiliyor. Artık eve döndüğümüzde bile sessizliği yakalayamıyoruz. Televizyonun hep açık olması, cep telefonundan gelen mesaj sesleri sürekli sesli uyaranlarla iç içe olmamıza neden oluyor. Bu uyaran bolluğunda insanın kendi kendine kalması, anı yaşayıp keyif alabilmesi, zihnini dinlendirebilmesi neredeyse imkansız hale geliyor. Nihayetinde stres, gerginlik ve huzursuzluk hissedilmesi kaçınılmaz oluyor, keza bu da davranışlarımıza yansıyor. Zamanla daha tahammülsüz, daha öfkeli, daha huysuz, yorgun, mutsuz ve isteksiz oluyoruz. Oysa sessizliğin insan üzerinde hem fiziksel hem de ruhsal olarak olumlu etkileri oldukça fazla. Sessizlik insanın nasıl hissettiğini, ne düşündüğünü ve neler bildiğini keşfetmesini sağlar ki bu da önemli bir bilgidir. Kendi gücümüzü fark ederiz, doğru ve yerinde kararlar almamız kolaylaşır. Hayattan aldığımız keyfi arttırır. Yediğimiz yemek, okuduğumuz kitap daha fazla zevk verir hale gelir. Zihnin dinlenmesi dikkat ve konsantrasyonun artmasına da neden olur. Günümüzde artık insanlar yavaş şehirlerde gürültüden, trafik karmaşasından uzak yaşamayı önemsiyor. Sadece doğal seslerin olduğu ortamlarda tatil planları yaparak etkili dinlenmenin yollarını arıyorlar. Bence hepimizin bu bilgiyi önemsemesi ve fırsatları değerlendirmesi gerekir.” Aslında buradaki ince çizgi, sessizliğin yalnızlığa dönüşmesine izin vermemek. Böyle anlarda ortaya çıkabilecek yalnızlık hissini önlemenin yolunun sevdiğiniz, keyif aldığınız, iyi hissettiğiniz şeyleri yapmaktan geçtiğini unutmamalı. Son olarak şunu da belirtmek gerek; mutluluğun formülü olarak sunulan anda kalma felsefesinin anahtarı da sessizlik... İçinde olduğunuz an sahip olduğunuz tek hazineniz, ona ihanet etmeyin. İşte bu yüzden de istemediğiniz sohbete dahil olmayın, negatif bir havaya yol açan konuşmaların içine çekilmeyin, başkalarının düşünce çizgisinin sizi kendi gerçeğinizden uzaklaştırmasına olanak tanımayın. Gerisi kolay, susun ve sadece iç sesinize yer açın.

BEYNIMIZ SESSIZ KALDIĞIMIZDA DINLENME SAFHASINA GEÇER AYNI ZAMANDA DA GERÇEKLEŞECEK TÜM AKTIVITELERE HAZIR HALE GELIR.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.