DURU USTA

Kurumsal hayattan ‘Artık yEtEr’ DIyErEk Ayrılıp BoDrum’DA BADAnA-BoyA yApmAyA kArAr vErEn Duru TümEr, pEk çoğumuz GIBI Güçlü GörünEn AmA IçInDE sErçE yürEğInE sAHIp BIr kADın.

Elele - - YAŞAM -

ŞEHIR YAŞAMINDAN, ŞEHIR YAŞAMININ GETIRILERINDEN, YAPTIĞINIZ IŞTEN YA DA OKUDUĞUNUZ BÖLÜMDEN, KISACASI YAŞADIĞINIZ HAYATTAN MUTLU MUSUNUZ?

Belki de başka bir hayatın özlemini çekiyor ama işe nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz. Bir şeyleri sıfırlayıp yeni sulara yelken açmak zor ama imkansız değil. Duru Tümer, yeni bir hayat yaratabilme cesaretini gösteren, gerçekten isterse bir kadının her şeyi yapabileceğini kanıtlayan kadın gücünün sayısız örneklerinden biri. 40 yaşında, boşanmış bir anne. 10 yaşında bir oğlu var Oğul adında. Bodrum’da beraber yarattıkları küçük dünyalarında yaşıyorlar. Duru Tümer, hem boyacılık hem de organizasyon yaparak kazanıyor hayatını. Evet, yanlış okumadınız, resmen boyacılık yapıyor. Hani tulumunu giyip merdivene çıkan, eline fırçayı, ruloyu, spatulayı alıp duvar boyayan ustalardan. İlk anda kulağa garip geliyor değil mi? Onu tanıyınca neden bu işi yaptığını, nasıl yapabildiğini anlıyorsunuz. “Eğer boya işini seçmeseydim kaportacı olabilirdim ya da kaynak ustası. Şaka değil. Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki ilk atölyem metaldi. Yeter ki kaynak yapayım derdindeydim” diyen bir kadın var karşınızda. “Aslında herkes gibi bir hayatım var” diyor. Hem anne hem iş kadını hem evlat hem de oğluna arkadaş. Hepsini bir arada yürütebilmek için uğraşıyor. Üniversitede turizm ve işletmecilik eğitimi alıp, yıllarca hem bu alanda hem de halkla ilişkiler mesleğinde dirsek çürüttükten sonra bir gün kurumsal hayata daha fazla katlanamayacağına karar verip istifasını veriyor. Bu, göründüğü kadar kolay bir şey değil tabii. İnsanın güvenli alanından çıkma cesaretini göstermesi için gerçekten itici bir güç lazım. Ben de bu itici gücün ne olduğunu soruyorum Tümer’e. “Bunun nedeni özgürlük arayışı” diyor. “Ruhum ve

EĞER BOYA IŞINI SEÇMESEYDIM KAPORTACI OLABILIRDIM YA DA KAYNAK USTASI. GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESI’NDEKI ILK ATÖLYEM METALDI. YETER KI KAYNAK YAPAYIM DERDINDEYDIM.

beynim özgürce hareket edemezse bir süre sonra kendimden de uzaklaşmak istiyorum. Çalıştığım alanda üretemiyorsam beslenemiyorum. Her gün aynı şeyleri tekrarladığım zaman kendimi robot gibi hissediyorum.”

Tümer, kurumsal iş hayatında çalışırken kişisel eğitim seminerlerine katılmış. Korkularının üzerine giderse, hedefine yönelirse ve gerçekten isterse imkansız gibi görünen her şeyi başarabileceğine inanmış. Bu arada hangi mesleğin onu besleyeceğini, kendini iyi hissettireceğini sorgulamaktan asla vazgeçmemiş.

Bu arada hala Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğrencisi ama acelesi yok. Bir gün diplomasını alacağına inancı tam çünkü.

VÜCUDUMDAKİ HER KAS AYRI ÇALIŞIYOR

İlgi alanlarımızın şekillenmesi ta çocukluk yıllarına uzanıyor, halk arasında ‘hamurunda var’ lafı boş değil yani. Duru Tümer, çocukken de ‘erkek işi’ denilebilecek işlere meraklı olduğunu hatta evde tamir edilecek bir şey varsa, onun eve gelişinin beklendiğini söylüyor. Dolayısıyla gün gelip boya işine girme kararı aldığında da bu durum aile içinde çok garipsenmiyor. “Aile içinde bir tek benden böyle zihni sinir projeler çıkabileceği için şaşırmadılar demek daha doğru” diyerek sürdürüyor sözlerini. “Annem hayatımı güvence altına alan kurumsal hayattan çıkmamı pek hoş karşılamasa da beni çok iyi tanır. Kafama koyduysam artık beni ikna edemeyeceğini biliyordu.” Boya işi keyifli keyifli olmasına ama fiziki güç gerektirdiği de bir gerçek. Yani öyle eline sopayı alıp ucuna ruloyu takan her babayiğidin “Aman bu iş de pek kolaymış” diyebileceği bir şey değil, deyim yerindeyse erkek işi. Zorlanıp, zorlanmadığını merak etmeden duramıyor insan. “Fiziki güç gerektiriyor, katılıyorum ama bir süre sonra vücut alışıyor. Vücudumun kas oranı arttı. Her kasım ayrı çalışıyor. Boyacılık bana düzenli spor yapma alışkanlığı da kazandırdı.”

“AAA, KADINMIŞ”

Kendinizden emin olsanız bile belirsizlikler, endişeler, deneyimsizlik… Bunlar insanın kalbini sıkıştırmaz mı? Boyacılık mesleğindeki ilk işini aldığı gün neler hissettiğini soruyorum Tümer’e. O günü asla unutmayacağını söylüyor. “İlk işim bir ilkokul boyama işiydi. Heyecan, gurur, korku, endişe hepsi birbirine girmişti. Dışarıdan bakıldığında sanki yıllardır bu işi yapan bir kadın görünümünde ama içinde fırtınalar kopan bir kız çocuğuydum. Hani güçlü kadınlar diye bir tanım var ya aslında içlerinde serçe yüreği taşırlar, işte öyleydim, hala da aynıyım. Aldığı her işte heyecanlanan bir kadınım. Sanırım hassas bir iç dünyam var, duygusal olmamdan kaynaklanıyor. Mükemmeliyetçiliğim de eklenince sonuç böyle oluyor.” Bu arada feminist bir söylemin peşinden gitmediğini belirtiyor. Ekibinde kadın boyacılar var ama ağır işler gerekiyorsa erkeklerle de çalışıyor. Ev işi de alıyor, büyük ölçekli işler de.

“Gücümün yetebileceğine inandığım her işi alıyorum. Mesela geçen gün yine bir okul işi geldi. 25 derslik 50’şer metrenin üstünde iki koridoru var, alamadım çünkü doluyuz. İşin başında duramadığım işleri de almamaya özen gösteriyorum.” Evinizi boyatacaksanız önce eşe dosta tanıdığı, güvendiği bir boyacı var mı diye sorarsınız ya, karşınıza kadın bir boyacı çıkarsa tepkiniz ne olur? Önceleri şaşırsanız da kadın eli değen her işin bir şekilde güzel sonuçlanacağını düşünmez misiniz içten içe? Ben de işverenlerin nasıl tepkiler verdiğini sormadan edemiyorum: “Karşılaştığım tüm

işverenlerin söylemleri aynı; kadınlar işin içindeyse daha temiz ve daha titiz çalışıyorlar. Empati kurup şöyle diyorum: Ben olsaydım ne isterdim? Temiz olsun, çabuk bitsin, bir an evvel evimi toparlayayım. Hal böyle olunca memnuniyetle sonuçlanan işler çıkıyor. Biz boya sonrası temizliği bile ihtiyaç olmayacağının garantisini veriyoruz, öyle de oluyor.” Eh, insan kadın boyacı olur da başından ilginç şeyler geçmez mi, geçer elbette. Mesela bir gün çalışırken site görevlisi “Birader kolay gelsin” demiş. Duru Tümer dönüp teşekkür edince adamcağız şaşırmış tabii, aaa deyip kaçmış.

MANEVİYAT EKSİKLİĞİ YARA AÇIYOR

Boşanmış ve çocuk sahibi bir kadın olarak kendi ayakları üzerinde durmak bile bir kadının ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor göstermesine ama Türkiye şartları söz konusu olunca kadın olmak ve zorluk kelimeleri yan yana anılıyor. Duru Tümer daha erken yaşlarda ayaklarının üzerinde durmaya başlamış. Çalışmak, kendi parasını kazanmak istemiş her zaman. “Zorluk için boşanmış olmak gerekmiyor, kadınsan zaten zoru başarmak üzere yola çıkacağını biliyor olman gerek” diyor. “Boşanmış ve yalnız anne olmak zor. Destekçiniz varsa bu süreç daha yumuşak geçiyor. Arkamda her koşulda bana destek olan kocaman bir ailem var. Onların sayesinde özellikle manevi zorlukları daha hafif atlatabiliyorsun. Maddiyat nasılsa çözülüyor. Parasızlıktan korkmam, çünkü kendime güvenim tam. Ne iş olsa yaparım ve kazanırım ama maneviyat eksikliği derin yara açabiliyor.”

DOĞRU YOLDASIN

Stres, sorumluluk, insanlarla uğraşmanın zorluğu, dert anlatma çabası her işin doğasında var. Amerikalı yazar Walker Percy’nin dediği gibi “Özgürlük sadece başka bir adıdır, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olmanın.” Peki insan gerçekten kuşlar kadar özgür olabilir mi? Boyacılık farklı mı? Kurumsal hayattan ayrılmanın en güzel yanı ne oldu? Hayatında neler değişti? Hayata bakışınızda farklılıklar oldu mu? Hayat artık daha sakin ve huzurlu mu gerçekten? Kafama üşüşen soruların hepsini soruyorum Duru Tümer’e. “Kurumların olmazsa olmazları var ve ben artık onların içinde yokum yani özgürüm, dilediğim zaman istediğim yerde istediğim işi yapabiliyorum.”derken hayatında birçok şeyin değiştiğini itiraf ediyor. “Kurumsal çalışma ortamının baskısı altında değilim ama kurum çalışmalarında disiplin de işin gerekliliği. Şunu anladım ki ben oraların kadını değilmişim. Evet, daha sakin ve yavaş bir hayatım oldu ama huzur göreceli bir kavram, bu sefer de boyacılığın getirdiği stres var. Hayata bakış açım kendimi tanımaya başladığım gün değişti. Tabii ki öyle her şey hemen değişmiyor, zaman alıyor. İşte ben de zamanla pişmeye başladım, pişmeye devam ediyorum.” Boya işi malum, mevsimlere göre değişiklik gösterebiliyor, yani kimse kışın ortasında tutup evini boyatmak istemiyor. Duru Tümer de boyacılık yapmadığı zamanlar geçimini sağlamak için organizasyon işleri alıyor. Bodrum’da 16 yıldır faaliyet gösteren bir müzik, eğlence ve etkinlik firmasında çalışmaya başlamış. İşinden de hayli mutlu. “Yıllardır hayal ettiğim ekip mantığıyla gül gibi geçinip çalışıyorum. Her seferinde farklı bir heyecan yaşıyorum. Ekip arkadaşlarım arasında da adım Duru Usta. İki işi beraber yürütüyorum yani. Sağ olsunlar, bu konuda da bana destek olup, idare ediyorlar.

Yeni projeler var mı? Blog açmayı ya da anılarınızı yazmayı düşünmüyor musunuz diye soruyorum kendisine. Soruma kahkahalarla gülüyor: “Vaktim olsa neler neler yapacağım da… Boya zamanlarında başımdan geçen ilginç anları not alıyorum. Yazmayı seviyorum, günün birinde bir kitap yazmayı hedefliyorum, kısmet” diyor. Hayatımda iki ayrı dönüm noktası var. İlki ve en özeli oğlu Oğul’u kucağına aldığı an, bebek kokusunun hala burnunda olduğunu söylüyor. Diğerleri ise 1.22 metrelik kaya tırmanışı ve 2.8 metrelik kayalık bir yamaçtan suya atlaması. “Hem deli hem akıllı hem çılgın hem uslu hem marjinal hem sıradan hem özgür hem tutsak.” Kendini bu sözlerle tanımlıyor Duru Tümer ve İtalyan yazar Stefano D’Anna’nın cümlesinin hayat felsefesi olduğunu söylüyor: “Cesur bir fikrin, güçlü bir düşün olduğunda insanlar bunun imkansız olduğunu söyleyip gülmeye başladığında sen ellerini ovuştur ve içinde gülümse, doğru yoldasın demektir.”

Hayata bakış açım kendimi tanımaya başladığım gün değişti. tabii Her şey Hemen değişmiyor, zaman alıyor. ben de zamanla pişmeye başladım, pişmeye devam ediyorum.

DURU TÜMER

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.