KAPAK

Neden bazı insanlar daha komik? Komik olmayın, tabii ki bu sorunun bir cevabı yok, zaten konumuz da bu değil. Ama şunu hatırlatmak isterim ki, kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğu kadar mizahın da zekayla aynı oranda bağlantısı var.

Elele - - EDİTÖR - RÖPORTAJ: ECE ÜREMEZ FOTOĞRAF: ZEYNEL ABİDİN AĞGÜL

GÜLSE BİRSEL Yeni sezona bomba gibi iki yeni projeyle girmeye hazırlanıyor.

Yaklaşık üç yıldır ekranlardan uzak kalan ama bu sürede kelimeleriyle hep aramızda olan Gülse Birsel, yeni sezona tabire hakkını veren ‘bomba gibi’ iki yeni projeyle girmeye hazırlanıyor. Biz bu vesileyle ona has Gülse’lik makamını keşfe çıkarken, kendisinin de laptop’tan başını kaldırmasına vesile olduk.

Evet, mevzumuza dönersek; bu yaz aslında her zamankinden daha farklı. Neden mi? Çünkü Gülse Birsel şehirde! Normal şartlar altında, kışın günde 18 saat çalışıp yazın başlangıcıyla kalem kağıdı sınav bitmişçesine bırakan bir kadın için doğanın döngüsü adeta tersine döndü. Çünkü bomba gibi iki yeni proje üretim aşamasında. Bir film ve bir dizi senaryosu yazan Gülse Birsel, bir karınca edasında ağustos böceklerine göz devirip omuz silkerken, aslında bizlere de çok büyük bir hediye vermeye hazırlanıyor. Çünkü bu ülkenin insanlarının en çok hem de en çok kahkahaya ihtiyacı var. Tabii bu aşamaya gelebilmemiz için önce gülümsemenin nasıl gerçekleştiğini, hangi kaslarla yapıldığını çözmemiz gerekiyor. Belki yolda yürürken size çarpan kişiye bir tane de siz çarpacakmışsınız gibi bakmayı bırakıp, asansörde aynı gezegenden olduğunuz varlıklara selam vererek işe başlayabilirsiniz. Sonrası daha kolay gelecek, bana güvenin. Biraz gevşemek işin püf noktası. İşte, o noktada devreye dünyaya bu kutsal hizmeti sunmak için gelen ‘insan plus’ varlıklar giriyor. Gülse Birsel de bu ulvi amacın en güçlü temsilcilerinden. Üstelik çok yönlü benliğiyle ‘komik kadınlar’ kategorisinden ayrışarak, tek başına koştuğu bir kulvarda hızını kesmeden yoluna devam ediyor. Hem senarist hem oyuncu hem gazeteci hem de bu işe kendi deyimiyle gençliğini vermiş eski bir dergici ve yayın yönetmeni ile röportaj yapmak da çekim yapmak da sıra dışı bir deneyime eşdeğer. Bir de bu sayede ‘Gülse Birsel ciddiyeti’ diye bir kavramla da tanıştım. Elini attığı her işe kendini akıl, ruh ve beden olarak adayan ve o işe tüm varlığıyla odaklanan bir kadın, dizilerde onu görmeye alışık olduğumuz haliyle o kadar keyifli bir tezat oluşturuyor ki onu yakından tanımayı daha çok istiyorsunuz. Zira o bir işe başlamışsa o sırada kendisini demir tahta aday gösterseniz bile umurunda olmuyor. Çünkü denedim olmadı! Enerji yükseltme formülünü kendi içinde çözmüş bir kadın olan Gülse Birsel, her ne kadar ben artık 46 yaşındayım dese de, İskandinav model kabilesine taş çıkartacak bir vücuda sahip. Kendi kabul etmese de bunu eklemem gerekti. Öyleyse, daha fazlası için sayfaları çevirmeye başlayın!

BAZEN SINIRIME DOKUNAN, GÜNÜMÜ MAHVEDEN INSANLAR, SONRA KARAKTER HALINE, ILHAM KAYNAĞI HALINE DÖNÜŞÜP FAYDALI OLUYORLAR.

Bu yazı İstanbul’da geçiriyorsunuz. Nasıl bir ruh hali içindesiniz? Şehirde yaza dair ilk gözlemler neler?

Önce sıcak ama işe güce girince alışıyorsun! Uzun yıllardır ağustosta beyaz tenli olmamıştım. Bir yandan da her gün iş gibi mayo giyip denize gitmek zorunda kalmamak da fena değilmiş. Televizyonda Bodrum görüntüleri çıktığında da ağlamıyorum, sadece gözüme bir şey kaçıyor.

Yalan Dünya’dan bu yana uzun bir ara oldu. Dizi senaryosu için bilinçli bir mola mıydı bu?

Yalan Dünya, 2014 yılının aralık ayında bitti. Üç sene olmuş. Ondan hemen sonra da 13 bölümlük bir oyuncu yarışması yaptık, Komedi Türkiye diye, o da 2015 yılının ağustos ayında bitti. Aslında sadece iki senedir televizyonda yokum. Bu esnada kitap çıktı, gazete yazıları devam etti, bir film senaryosu, bir dizi hazırladım. Boş durmadım ama sağ olsunlar seyirci mümkünse her gün televizyonda görmek istiyor. Esasen Yalan Dünya ve Avrupa Yakası her gece tekrar bölümleriyle ekranda, bir yerde görüyorlar da beni her gün!

Yeni bir film hazırlığı içinde olduğunuzu biliyoruz. Son dönemde sinema adına sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

Tabii bir film senaryosu yazıp bitirmiş olmam ve yapımcının, yönetmenin, okuyan oyuncuların beğenmesi oldu. Kendimden çok etkilendim! Yoksa tabii güzel filmler seyrediyorum ama insan benmerkezci bir mahluk!

Nasıl bir film bekliyor bizi?

Tatlı bir aile ve evlenme komedisi. Bir kısmı İstanbul’da bir kısmı Adana’da geçiyor. Yönetmeni Ozan Açıktan. Anladığım kadarıyla çok gülünecek. Bu vaadi daha okuma provalarındayken dillendirmek belki yanlış ama senaryoyu okuyup ‘Çok güldüm’ demeyen olmadı henüz ve çok mutluyum. E oyuncu ekibi zaten muhteşem. Engin Günaydın, Demet Evgar var, olağandışı yetenekli insanlar bunlar. İlk defa burada söylüyorum; Erdal Özyağcılar var ve çok heyecanlanıyoruz onunla çalışacak olmamıza. Şevket Çoruh var, bayılırız. Devrim Yakut ve Fatih Artman var, ikisinin de hayranıyım. Derya Karadaş var ki hayatta en çok güldüğüm oyunculardan biri. Devin Özgür Çınar, Arif Erkin, Ünal Yeter, Rıza Akın, Erdal Cindoruk, Ayta Sözeri, Su Kutlu... Hangi birini sayayım? Star kadro. Ben de oynuyorum tabii.

Başka yaklaşmakta olan yeni projeler neler?

Kışın bir de yeni sitcom olacak. Onun hazırlıkları da başladı. Onda da tanıdık yüzler var.

Yeni karakterler yazma-çizme süreci nasıl ilerliyor? En çok nelerden etkileniyor ya da ilham alıyorsunuz?

Hiç bilmiyorum. Tanıştığım birileri, geçmişimde gördüğüm birileri, hayal gücü, hepsi karışıp bir insan çıkıyor ortaya. Bazen sinirime dokunan, günümü mahveden insanlar, sonra karakter haline, ilham kaynağı haline dönüşüp faydalı oluyorlar. Onlara da müteşekkirim.

Genellikle dizilerinizde bilinen isimlerin yanı sıra çok tanınmayan oyunculara da fırsat vererek fenomen karakterlere dönüşmelerine sebep oluyorsunuz. Yeni dizi projesine dair de benzer durum söz konusu mu? Biraz ipucu alabilir miyiz?

Elbette. Genç oyuncular da olacak. Her rol için 20-30 oyuncuyla deneme çekimi yapıyoruz. Ki doğrusu da bu. Feci yorucu, ama inanılmaz insanlar çıkıyor. Bazen öyle yetenekli biriyle karşılaşıyorsunuz ki, orijinal planda olmayan yeni bir karakter yazıyorum ona. Mesela Yalan Dünya’daki Zerrin, önce yoktu. Derya Karadaş’ı başka roller için denediğimizde ağzımın suyu aktı ve Zerrin’i yazdım.

Bizim milletin gülmekle derdi nedir sizce? Sokakta kimse gülmüyor, insanlar birbirine gülümsemiyor, kadın biraz yüksek sesli güldü mü olay oluyor, biraz fazla güldük mü ‘başımıza bir şey gelecek’ deniyor. Gülmekten neden bu kadar korkuyor ya da çekiniyoruz?

Gerginiz. Kendimizi korumaya çalışıyoruz. Hep gardımızı almış dolaşıyoruz. Sokaklar tehlikeli, kimse birbirine güvenmiyor, asabiyiz, son yıllarda zorla kutuplaştırıldık bir de. Gittikçe daha kötü oluyor. Birbirimize şüpheyle bakar olduk. Gülmek, kendini güvende hisseden insanın davranışıdır. Sinir bozukluğu gülmeleri haricinde tabii. Çok az kişi kendini güvende hissediyor bu ülkede.

Bugün içinde yaşadığımız toplumda, birey bazında neyi daha iyi yapabilir ve ülkenin gelişmesine bir katkıda bulunabiliriz sizce?

Bu çok uzun bir tartışma konusu. Siyasetçilere kulak asmamakla ve birbirimizi öteki olarak görmemekle başlayabiliriz işe.

Hayatınız boyunca sizi şekillendiren ve etkileyen isimler kimler?

Kadın erkek fark etmez, sağlıklı olsun da. İşini iyi yapan, yaratıcı, üretken çok insandan etkilendim herkes gibi. Haldun Taner’den Woody Allen’a, babamdan Gazanfer Özcan’a, Adile Naşit’ten birlikte çalıştığım genç kadın oyunculara... Herkesten bir şey öğreniyorsun. Bir de beni azim çok etkiler. Dayanıklı, düşüp düşüp üstünü silkeleyip tekrar kalkan insanlar da bende büyük hayranlık uyandırıyor. Hangi sektörden olursa olsunlar.

Para konusunda savurgan mısınız? Nelere hiç düşünmeden ya da daha sorumsuzca para harcarsınız?

Tatillere, yemeklere iyi para harcamayı severim. Mücevher, yok tekne, son model otomobil, hatta ayakkabı çanta deliliğim filan bile yoktur.

Çok umutsuz hissettiğiniz anların üstesinden nasıl gelirsiniz?

Çok başarılı değilim o konuda. Allahtan az oluyor o zamanlar. Genelde iyimserim. Mutsuzluktan 15 dakikada sıkılıyorum ben. Ama baş edemediğim zamanlar, genelde feci güçsüz hissedip televizyonun karşısına boylu boyunca yatıyorum ve kremaya, pastaya, çikolataya vuruyorum kendimi. Çok orijinal bir tepki değil tabii bu. Keşke motosikletime atlayıp ıssız yollarda saatlerce bilinmeyen bir yere gidiyorum filan deseydim. Yok. Kanepede yatıp televizyon ve cheesecake çıktı çıka çıka.

Her şeyi bırakıp kaçıp gitmek istediğiniz bir an yaşadınız mı?

Ben kaçıp gitmem. Oturup kendimi daralta daralta çözüm ararım ve genelde de bulurum. Çözümünü bulamadığınız sorun olamaz. Varsa o sizinle ilgilidir ve dünyanın bir ucuna da gitseniz sizi takip eder. Bir şeyleri asla değiştiremiyorsanız kendinizi değiştireceksiniz. Daha güçlü veya daha dayanıklı olacaksınız.

Gülse Birsel’in en sevmediğiniz, törpülemeye çalıştığınız özelliği ne?

Aşırı hassaslığı geçiren çok pahalı bir ilaç olsa gayet savurganlaşıp hayat boyu yetecek kadar alırdım, fiyatına bakmadan. Yav, sen niye her şeyi kişisel alıyorsun? Niye herkes seni illa sevsin? Derdin ne?

Suçluluk duyduğunuz halde vazgeçemediğiniz bir alışkanlığınız var mı?

Spor yapmamak. 25 yaşından beri her sene başlamaya karar verip sonra erteliyorum. Nereye kadar gidecek bilmiyorum. Hakikaten suçluluk hissediyorum artık. Tibet’in beş hareketi diye bir şey var, yoga hareketleri, 21’er kere yapana kadar yavaş yavaş arttırıyorsunuz. Her sabah onu yapmaya başladım, 12’şer kere yapma aşamasına geldim. Tam bana göre. Çünkü 15 dakika sürüyor ve hesapta bütün kasları çalıştırıp omurgayı, nefesi filan da açıyor ve gençleştiriyor. Ancak bu kadar kısa, kolay ve mucizevi bir şeyi her gün yapabilirim, kimse kusura bakmasın.

AŞIRI HASSASLIĞI GEÇIREN ÇOK PAHALI BIR ILAÇ OLSA GAYET SAVURGANLAŞIP HAYAT BOYU YETECEK KADAR ALIRDIM, FIYATINA BAKMADAN.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.