BIR SANAL SALDIRGANLIK MESELESI

‘Bunu bulamayanlar var, ne kadar da görgüsüzsün’, ‘Tek yaptığın koca parası yemek, var mı senin bir işin, gücün?’, ‘Yaşlanmışsın iyice abi’, ‘De’yi bitişik yazmışsın, yuh yani, daha imla kurallarından haberin yok!” Bunlar masum kalanlar... Sosyal medyada

Elele - - PSİKOLOJİ -

Biz tam da böyle bir konu hazırlarken karşımıza 2 MN takipçisi olan Cem Yılmaz’ın “Twitter ve Instagram hesaplarımdaki yorumların verdiği insanüstü rahatsızlık sebebiyle bu mecralarda paylaşım yapmayı bırakıyorum. Hepinize de tavsiye ederim” post’u yayınlaması elbette tesadüf değildi.

Başlangıçta gülüp eğlendiğimiz, birbirimizi desteklediğimiz, kendi mutlu anlarımızı paylaşarak herkesin de bu mutluluğu çoğaltacağına inandığımız sosyal medya, tıpkı halkımızın geçirmeye başladığı evrimleşmeye uyum sağlayarak, huzursuzluk yaratmak isteyen insanlar sayesinde, rahatsız bir alana dönüşmeye başlayalı çok oldu. Niyeyse, bir negatif yorumda bulunma halidir gidiyor... Özellikle tanınır kişilere ve takipçisi bol olanlara. Tabii sadece onlara da değil, çevremizdekilerin, tanıdıklarımızın fikir beyan ettiği konulara bile aynı fikirde değilsek ters ters yorumlarda bulunmak bir çeşit moda. Bunun, toplumumuzun son yıllarda içinde bulunduğu tuhaf insan modellerine eklenen garipliklerden biri olması bir kenara, acaba neden böyle oldu kısmı ana konumuz aslında. Tüm bu davranışlar neyin göstergesi peki? İşte bütün mesele bu!

YÜZ YÜZE OLMAMANIN VERDIĞI CESARET

İnsanlar birbirini tabii ki eleştirir, bu çok normal değil mi? Eleştiri iyidir de çoğu zaman; dürüstçe, gerçekleri gözler önüne sererek, adalet için, olması gereken sınırlar içerisinde, had aşmadan olunca ve tabii ki; kendini bilene, anlayana, düzeltebilene, olgun olana yapılınca. Ama hiç tanımadığın, yüz yüze bile görmediğin, aynı ortamda bulunmadığın birini üstelik seni hiç ama hiç ilgilendirmeyen bir konuda, sırf kırıcı olmak amacıyla eleştirmek neyin nesi?

Psikolog Barış Gürkaş durumun zaten biraz da bu aynı ortamda bulunmamaktan kaynaklandığından bahsediyor. “İnsanlar yüz yüzeyken söyleyemedikleri ancak düşündükleri şeyleri sosyal medya aracılığıyla rahatlıkla söyleyebilir oldu. Tüm düşünceleri filtresiz olarak söyleme hakkı buluyorlar kendilerinde. Aslına bakarsanız bunu yaparken karşı tarafın ne düşündüğü, ne hissettiğini çok fazla fark edemiyorlar. Yani empati hali mimik, ses gibi durumlar olmadığı için daha kolay. Kaldı ki bu yorumlar da like, retweet alınca davranış pekiştiriliyor. Bir dahakine bir kere daha yapmak için motivasyon oluyor.”

‘Kendinde bu hakkı bulmak’ kısmı işin en enteresan bölümü bize kalırsa. İnsanların yorumda bulunmasında bir sakınca yokken, asıl sorunun kullanılan üslup olduğu aşikar. İnsanların kendilerinde bu hakkı buluyor olmasına anlam verebilmek ise zor elbette.

Peki gerçek hayatta iletişim kurmakta zorlanan sosyal fobili bireylerin sosyal mecrada oldukça cesur ve iletişime açık davranabildiklerini biliyor muydunuz? Bu kişiler, insanlarla iletişim kurmakta zorlanırken, konu sadece yazışmak olunca ses, mimik, görüntü olmayınca oldukça cüretkar davranabildiği söyleniyor.

BIR DIKKAT ÇEKME YÖNTEMI OLARAK NEGATIF YORUMDA BULUNMAK

İşin diğer boyutu da, bu tarz saldırganlıkların arkasında bir çeşit dikkat çekme çabasının olması. Psikolog Gürkaş, “Aslına bakarsanız işin gerçekten bir diğer boyutu da bu. Sıradan yorumlar sizi diğerlerinden sıyırmaz ve karşı tarafta ciddi bir duygu yaratmaz. Ben buradayım, benim fikirlerim değerli diyebilmek için kullanılan bir diğer yöntem haliyle de bu oluyor. Ayrıca insanların sizi beğenmeleri ve retweet etmeleri için kimi zaman seçilen bir yöntem olabiliyor.”

Bu yorumlarda dikkat çekme çabası zaten sıkça seziliyor. Çünkü bazı hesapların, takipçisi çok olan pek çok hesaba aynı şekilde olumsuz yorumda

bulunduğu görülüyor. Aslında olumsuz olmasa bile takipçisi fazla pek çok hesaba yorumda bulunan bir grup insan var, bu da işin ayrı bölümü tabii. Sonuç olarak gerçek hayatta hayatı boyunca dikkat çekmekte zorlananların, sosyal medyada dikkat çekme çabası işin ironik ve trajik diğer boyutu olarak karşımızda duruyor ne yazık ki!

SEVMIYORSAN, YAPILACAK ŞEY BELLI!

Şimdi olay şu; bir insanı gerçekten sevmiyoruz diyelim. Yaptıklarını onaylamıyor, gerçekten içten içe de eleştiriyoruz. Böyle bir durumda yapılması gereken hesabını takip etmek ve sürekli de yaptıklarının yanlış olduğunu bildirmek mi? Bu mu yani? Neden insan köşesine çekilmez. Sevmiyorum ve ondan bana ne demez ki acaba? Mesela sevmediğin insanı takip etmenin açıklaması ne olabilir? Takip etmezsin ve görmezsin! Bu en kolay yöntem değil midir? Gerçekten süper çözüm, inanın! Psikolog Gürkaş ise konunun şu boyutuna değiniyor önce; “Sağlıklı bir birey olup da sevmedikleri insanları takip etmeyenlerin sayısının daha yüksek olduğunu varsayıyorum. Bu noktada takip etmeyi ya da etmemeyi belirleyen tek kriter duygu, sevmek ya da sevmemek değil. Bu noktada kıskançlık, merak gibi çeşitli duyguların kişiyi takip etmeye ama reaksiyon olarak beğenmemeye, retweet etmemeye ya da eleştirmeye sebep olabildiğini düşünüyorum. Bir diğer taraftan sosyal medyada karşılaşılan bu uç noktadaki kişilerin normal hayatta karşılaştığımız kişiler olduğunu unutmamak gerekir. Malum çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, başta kişilik bozuklukları olmak üzere kişinin daha agresif, saldırgan, zarar verici davranışlar sergilemesine sebep olabiliyor. Bunların da internet kullandığı düşünülürse kimi patolojik durumlar bu şekilde sonuçlanıyor. Psikolojik rahatsızlık yaşayan kişilerin oranı azımsanmayacak seviyede olmakla birlikte her geçen gün artıyor. Bu da bize bir fikir veriyor olmalı.”

ÜSLUP SÖYLEYENI BAĞLAR

Öyleyse, iş psikolojik rahatsızlıklara kadar varıyorsa, insan düşünmeden edemiyor, bu hal ve hareketler aslında başkalarıyla bir derdimiz olduğunun mu yoksa her şeyin ötesinde kendimizle, kendi hayatımızla bir derdimiz olduğunun mu göstergesi? İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırsak artık çok iyi olacak. Okları önce her zaman olması gerektiği gibi kendimize çevirmeliyiz sanki. Psikolog Gürkaş da, yaptığımız yorumların aslında kendimize bir ayna tuttuğunu söylüyor ve “Bir insanın bir davranışı ya da söylemi ilk önce kendisiyle ilgili bir fikir verir. Ondan sonra karşıdakine bakmak gerekir” diyor. Dolayısıyla bir paylaşım karşısında yapılan üslup tamamen yapan kişiyi bağlıyor. Seviyesiz, kötü, hatta küfürlü kelimelerle saldırganca yapılan yorumlar kişinin kendisi hakkında oldukça fazla ipucu verirken, eleştirilen kişiyi de kötü yapmıyor elbette.

HIÇBIR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GIBI DEĞIL

Size bir soru; genel olarak baktığınızda, ister çok takipçili taraf olsun, ister takipte kalan taraf, sosyal medyanın insanları mutlu ettiğini düşünüyor musunuz gerçekten? Ana konumuzda bahsi geçen sosyal saldırganlar sayıca çok olsalar da, neyse ki sosyal medya için genelleme yapılacak kadar fazla değiller. Sosyal medyadaki asıl sorun ise sosyal mecralarda online kalma halinin neredeyse gerçek hayatla yarışmaya başlaması. Dolayısıyla bu mecralarda bu denli süre harcarken normal hayattaki deneyimimizin minimuma inmesi üzücü. İşte bu noktada Psikolog Gürkaş’ın, “Hayatı paylaşmadan, deneyimlemeden mutlu olamazsınız” sözü önem taşıyor, hem de fazlasıyla. “Sosyal mecralarda bu denli kendimizi kıyaslarken kendi hayatımızın daha kötü bir hayat olduğunu düşünüyoruz. Bu durum bizim daha mutsuz olmamızla sonuçlanıyor. Özellikle takip eden tarafın algısı genellikle ‘onların hayatı çok keyifli, başarılı, benim ne kadar renksiz ya da başarısız bir hayatım var’ şeklinde oluyor. Paylaşan taraf ise birçok zaman beğeni sayısına göre değerini belirlerken buluyor kendini. Bunlara rağmen hala sosyal medyayı dengeli kullanan insanlar var.”

SIRADAN YORUMLAR SIZI DIĞERLERINDEN SIYIRMAZ VE KARŞI TARAFTA CIDDI BIR DUYGU YARATMAZ. HALIYLE BEN BURADAYIM, BENIM FIKIRLERIM DEĞERLI DIYEBILMEK IÇIN KULLANILAN BIR DIĞER YÖNTEM DE BU OLUYOR.

KARA BIR AYNADIR BU!

Öyle bir hayat düşünün ki, her yaptığınız hareket ve paylaştığınız fotoğraf sizin gerçek dünyada puan almanızı sağlıyor. Bu puanlama sistemi ise otomobil kiralarken seçebileceğiniz otomobilin modelinden, kiralayabileceğiniz eve kadar etkili. Yani düşük puan alan, çocukluk arkadaşının yüksek puanlı davetlileri arasında yerini bile alamayabiliyor. Ve siz hiç durmadan puanınızı yükseltme derdindesiniz. Saçma mı geldi? Evet olabilir, ama bu, bir dizinin herhangi bir bölümü olunca rahatsız olsanız bile gerçekte olsa ne kadar berbat olabileceğini düşünerek izleyebiliyorsunuz. Black Mirror’ı mutlaka duymuşsunuzdur. Sanal dünyanın yapay hayatları nasıl beslediği, bu yaratılan dünyanın nasıl da olumsuz etkiler yarattığı ileri boyutta, distopyalar olarak, muhteşem fikirlerle üç sezonluk bir dizi ile karşımıza çıkmıştı. Sonrasında akıllarda kalan ise, teknolojinin sanal dünyayı beslediği uygulamalar ve bunun yansıması olarak özellikle sosyal medyanın bizi taşıdığı dünyanın düşündürücü boyutları. Televizyondan akıllı telefona bizi ışıltılı dünyasına davet eden ve dünyanın en keyifli bağımlılığını yaratan, hepimizin her dakika uğramak istediğimiz bir dünya olan sosyal medya, dizinin adından da anlaşılacağı şekilde ayna tutulması gereken bir alan aslında. Siz diziyi hala izlemediyseniz izleyin ama izlemeseniz bile kara ya da beyaz, aynanın rengini iyisi mi siz belirleyin! Sosyal medyanın hayatınıza yansımalarını iyi analiz edin. Yaptığınız yorumlar, sosyal medyada kullandığınız dil, paylaştığınız fotoğraflar, kendinizi sosyal medyada yansıtma şekliniz, takip ettiğiniz hesaplar, fotoğrafları bir el hareketiyle geçerken sizde hissettirdikleri... Hiçbiri kara olmasın!

ÇEŞITLI PSIKOLOJIK RAHATSIZLIKLAR, BAŞTA KIŞILIK BOZUKLUKLARI OLMAK ÜZERE KIŞININ DAHA AGRESIF, SALDIRGAN, ZARAR VERICI DAVRANIŞLAR SERGILEMESINE SEBEP OLABILIYOR. BU KIŞILERIN DE INTERNET KULLANDIĞI DÜŞÜNÜLÜRSE KIMI PATOLOJIK DURUMLAR BU ŞEKILDE SONUÇLANIYOR.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.