#NickWooster

ELLE (Turkey) - - STİL -

“Sizinle röportaj yapmak için yıllardır peşinizden koşuyorum. Sonunda oldu!” dediğimde utanıyor. Cidden kıpkırmızı oluyor. Röportajımız bittiğinde ayrılırken, “o halde seneye görüşüyoruz” diyor. Erkeklerin ve hatta kadınların bile stil ikonu olarak kabul ettiği tatlı insan Nick Wooster, Pitti Uomo’yu en iyi bilenlerden biri. Moda ikonuyla, ikon olmayı, yeni koleksiyonunu ve erkek modasının efsane haftası Pitti’yi konuştuk. ELLE: Ünlü İtalyan markası Lardini’yle nasıl bir araya geldiniz? NICK WOOSTER: Lardini ailesiyle, ortak bir arkadaşımız sayesinde geçen yaz tanıştım. İlk başta satışa yardımcı olmam konusunda konuşuyorduk ve sonra bu, onlar için bir koleksiyon yapmama kadar verildi. Derken geçen kış, işe devam etmemi istediler ve onlar için bir kapsül koleksiyon yapmamı teklif ettiler. Her şey böyle başladı. ELLE: Bir koleksiyon yaratma fikri sizi korkuttu mu? N.W.: Aslına bakarsanız hiç aklımda yoktu. Ama çok ilginç bir konsept olduğunu düşündüm ve “elbette” dedim. Çünkü ortaya harika işler çıkacağını biliyordum. ELLE: Bir tür kreatif direktörlük yaptığınızı söyleyebilir miyiz? N.W.: Yani... Söyleyebiliriz evet. Benim birtakım fikirlerim var ve insanları bunları gerçekleştirmeleri için yönlendiriyorum.

27 YILDIR PITTI’DE

ELLE: Peki bu koleksiyonun ardındaki fikir neydi? N.W.: Onların harika ceket yapabildiklerini biliyordum ve benim fikrim de kusurlu ceketi yapmaktı. O yüzden her şeyin yıkanmış, ütülenmemiş, yani tamamlanmamış olmasını istiyordum. Bu onlar için biraz zor oldu tabii, çünkü her şeyi çok düzgün ve mükemmel yaptıkları için bu şekilde çalışmaya alışık değillerdi. Malzeme olarak da çok sıradan kumaşlar kullandık. Benim için ilginç kumaşların bir önemi yok. Haki, mavi tonları gibi renk skalasında styling ve tasarımla

nasıl ilginç bir koleksiyon yakalayabiliriz kısmına yöneldim. ELLE: Pitti Uomo ve buraya gelen “aşırı” şık erkeklerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Yıllar içinde ne değişti? N.W.: Pitti Uomo’ma ilk olarak 27 yıl önce geldim ki, bu benim hayatımın neredeyse yarısı demek oluyor. Her zaman Pitti’nin İtalya’nın en güzel yanı olduğunu söylemişimdir. Hep değişir ama her zaman aynıdır. Dışarıdaki insanları düşünüyorum; poz veriyorlar, kapının önünde takılıyorlar (fotoğrafçıların en çok olduğu yerde), sigara içiyorlar... Hep böyleydi. Ama sadece sayıları yıllar içinde değişti. Ve İtalya’da büyük meydanlarda, Pitti’deki gibi birçok erkek görebilirsiniz. Burası başka bir dünya gibi. İtalyanlar benim için şöyle tiplerdir: Giyinirler, etrafta dolanırlar, kahve içerler... Yani Amerikan hayatından ya da bildiğimiz diğer hayatlardan cidden farklıdır. Tüm bu bahsettiklerim Pitti’de daha konsantre şekilde yaşanır. Ama emin olun bundan 27 yıl önce de her şey tıpkı böyleydi. Ama tabii ki şovlar farklı, daha çok katılımcı var... Eskiden her şey daha klasikti. Şimdi değişti, çünkü moda sektörü değişti. ELLE: Peki, katılımcılar ve misafirler arasında hayli tuhaf tasarımlar var. Özellikle kuzeyliler ve genç İngiliz tasarımcılar epey uçmuş! N.W.: Gerçekten mi? (Gülüyor) İşte bence bu harika! Bakın, ben 54 yaşımdayım ve 27 yaşındaki biri 54 yaşındaki biri gibi giyinmemeli. O yüzden bence cidden harikalar.

MARKA OLMAK DEDİĞİMİZ...

ELLE: Hipsterlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? N.W.: Aslında hipsterlar hep vardı. Her zaman bir şeylerin çok cool olduğunu düşünen kadınlar ve erkekler vardı. Bence bunda bir yanlışlık yok. Üstelik onlar her yerde! Bazı insanlar aşırı derecede cool olduklarını düşünüyorlar. Peki o zaman... (Gülüyor) ELLE: Stil ikonu olmak size nasıl hissettiriyor? N.W.: (Kıpkırmızı oluyor ve önüne bakıyor) ELLE: Ama öylesiniz! Bir de bu yetmezmiş gibi Lardini’yle harika bir koleksiyona imza attınız. Suratınızın silueti, gömleklerin ceplerine işlenmiş! Daha ne kadar ikon olabilirsiniz?! N.W.: Dinleyin beni... Bu cidden çok onore edici. Çok gururlanıyorum, hoşuma gidiyor... Çok teşekkür ederim. Ama biri fotoğrafımı çekmek istediğinde, her defasında “Gerçekten mi? Neden?!” diyorum kendi kendime (Gülüyor). Suratımın siluetinin neden kıyafetlerin üstüne işlendiğine gelince... Bu aslında gerçeğe dönüşen bir şaka diyebiliriz. Elbette yüzümün tanındığını biliyorum ama bazen düşününce bu biraz fazla geliyor. ELLE: Koleksiyondaki en sevdiğiniz parça hangisi? N.W.: Pantolonlar. Her zaman mutlaka giyeceğim parçalar yapmak istedim. Eğer giymeyeceksem yapmam samimi olmazdı. Ceketler de harika. Çünkü ben hep ceket giyerim. ELLE: Peki İtalyanlar Amerikalılardan stil anlamında ne ödünç alabilir? N.W.: İtalyanlar İtalyan olarak, Amerikalılar da Amerikalı olarak kalsın! Her ülkenin stili farklı ve bu çeşitlilik gayet iyi. Ama bir dakika! Şimdi düşündüm de İtalyanlar Amerikalılardan bir şeyi ödünç alsalar iyi olur: Wi-Fi!

Nick Wooster, sokak stili fotoğrafçılarının gözdesi. Ama soracak olursanız, “fotoğraflanmak zorunda olması” fikri, ona hala çok saçma geliyor.

Nick Wooster’ın hazırladığı koleksiyon da kendisi gibi cool oluyor elbette. Favorisi, kırışık ceketler.

Wooster için giyinmek, üzerine düşünülecek bir konu değil. O yüzden, geleneksel mükemmellikten uzak parçaları, stilinin gerçek yansıması. SILA GÜVEN NICK WOOSTER

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.