AyurvEDA: muTlu yAşAmın AnAHTArı

ELLE (Turkey) - - EDITO - HAZIRLAYAN: EBRU ŞiNiK

Ayurvedik yaşama giriş yazı dizisinin ilk bölümü...

Ayurveda nedir? Amacı, faydaları, böyle yaşamanın “kuralları” nedir, Ayurvedik bünye tipleri hangileri? Aşırı yeme isteğini kontrol etmek mümkün mü? Bütünsel Sağlık ve Ayurvedik Yaşam Danışmanı Ebru Şinik çok daha fazlasını anlattı. Ağustos’ta başlayan “Ayurvedik Yaşam” yazı dizisi eylül ve ekim sayılarımızda da devam edecek.

AyuRvedA nediR?

Ayurveda, kökeni Hindistan’ın Vedik kültürüne dayanan beş bin yıllık bir doğal şifa sistemidir ve insana, beşeri potansiyelinin üst sınırını gerçekleştirirken her yönden dengede ve zinde kalmasına yardımcı olan bir bilgelikler bütünüdür. Ayurveda kadim bir lisan olan Sanskritçe bir kelimedir ve “yaşam bilimi” manasına gelir

Ayurveda’nın başlıca hedefi kişinin ideal bünye tipini tespit etmek (beden ve zihin birleşimi neticesinde oluşan bünye tipi/fıtrat/”dosha”) ve herhangi bir dengesizlik durumunda, bu belirtilerin kaynağını bularak, dengenin tekrar kurulması üzerine geniş kapsamlı öneriler getirmektir.

Ayurvedik tıp biliminin kaynağı olan Vedik metinlerde insanoğlunun üç ana bedenden oluştuğu açıklanır: Fiziksel beden Zihinsel beden Ruhsal beden

Her ne kadar zihnimizin lineer düşünme eğilimi neticesinde bu bedenlerimizin birbirinden ayrı olduğunu zannetsek de üç bedenimiz de birbirinin içine geçmiş halde, sürekli bir enerji ve bilgi alışverişi içindedir. Yani sadece fiziksel bedenimize özen gösterip, sağlıklı bir beslenme biçimi ve ideal bir rutinde spor yapmak tüm bedenlerimizde denge yaratmak için yeterli değildir.

Fiziksel beden son derece sağlıklıyken aynı anda zihinsel kargaşa, psikolojik çöküntüler ya da ruhsal problemler baş gösterebilir. İşte o zaman Ayurveda’ya göre tüm bedenlerimizde bir uyum ve harmoniden söz etmek mümkün değildir. Ayurveda’nın üzerine basarak anlattıklarının rehberliğinde, bütünsel sağlık ve zindelik halimiz için üç ana bedenimize de özen göstermeli ve tüm bedenlerimizde denge yaratıcı ve besleyici gündelik rutinleri yaşamımıza katmalıyız. Bünye dengeLeyici AyuRvedik yAşAm BiLimi

Sadece hastalık iyileştirme sisteminden ibaret olmayan Ayurveda için “önleyici tıp” ya da “koruyucu tıp” terimleri de kullanılmaktadır.

Çünkü Ayurveda, hastalığı altı adımda inceler. Klasik Batı tıbbının hastalığı teşhisi için hastalığın beşinci ya da altıncı aşamaya gelmiş olması gerekir. Oysa Ayurvedik tıpta muhtelif hastalıklar birinci, ikinci veya dördüncü aşamalarındayken dahi teşhis edilebilir, ilerlemeleri yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde önlenebilir. Yani Ayurvedik önerilerin temeli, semptomları bastıracak olan ilaçlara değil, yaşam tarzı değişikliklerine dayanır.

Hem Tibet tıbbı hem de geleneksel Çin tıbbı köken olarak Ayurveda’ya dayanmaktadır. Antik Yunan tıbbı da binlerce yıl önce yazılmış olan klasik Ayurvedik tıp metinlerinde kullanılmış birçok kavramı kucaklamaktadır.

Ayurvedik yaşam tarzı, özetle, bilincimizi yükseltme, genel sağlık halimize olumlu ivme kazandırma, yaşlanmayı geciktirme, gıda seçimi, aromaterapi ve sportif aktivitelerimize yön verme gibi faydalarının yanı sıra genel olarak yaşam kalitemizi yükselterek daha mutlu, huzurlu ve tatminkar olmamızı sağlayan etkileri barındırır. AyuRvedik Beden Tipinizi BiLiyOR musunuz?

Kendi kendinize yapacağınız bünye testi (sonraki sayfaya bkz) sonucunda öğreneceğiniz Ayurvedik bünye tipinize uygun önerilerle daha sağlıklı ve dengede olabilirsiniz.

Beden ve zihin sağlığımızın kalitesi yükseldiğinde daha iyi, daha mutlu bir hayata başlarız ve yaşadığımız çevre, çevremizdeki insanlar, kendi bedenimiz ve organlarımızla gerçek bir uyumu yakalamış oluruz.

Ayurveda’da Vata, Pitta ve Kapha olarak adlandırılan üç

ana bünye tipinin belirgin beden ve zihin yapısı özelliklerini öğrendiğimizde gündelik seçimlerimizi daha bilinçli olarak düzenleme şansımız olur. Çocuklarımız ve sevdiklerimiz için yemek yaparken bünyelerine göre bir menü hazırlayabilir, meyve, sebze, baklagiller, tahıllar, kuruyemişler, süt ürünleri, hayvansal ürünler, tatlılar, yağlar ve diğer tüm besin grupları arasından doğru seçimleri yapabilir, kendimizin ve sevdiklerimizin sağlıklarını koruyabiliriz.

Ayrıca her bünye tipine özel masaj ve aromaterapi uygulamalarını da bilinçli biçimde gerçekleştirerek, zihnen ve bedenen daha iyi ve mutlu olabiliriz. AyuRvedik Beden Tipinizin ÖzeLLikLeRini keşFedin!

Bünye Testi neticesinde aldığınız en yüksek puan, doğuştan sahip olduğunuz baskın “dosha” dağılımınızı, yani “prakruti”nizi gösterir. Doğuştan sahip olduğumuz bünye tipi oranı aynen parmak izimiz gibidir; buna terminolojide “prakruti” denmektedir.

Prakruti’miz, yani doğuştan sahip olduğumuz “dosha” dağılımımız, kendimizi hayat boyu sağlıklı, zinde, mutlu ve tatmin olarak hissettiğimiz hakiki dengemizin formülüdür; bu formül ölene kadar sabittir ve değişmez. yAşAmı 5 AnA eLemenT yÖneTiR

Vedik bilgilere göre yaratılış beş ana elementten oluşmaktadır: Eter, hava, ateş, su ve toprak. İnsan da dünya ananın ve doğanın bir parçası olduğuna göre, bu beş ana elementten oluş- maktadır. Hepimizin bünye tiplerinde bu beş element farklı oranlarda dağılmıştır; işte ana mizacımızı, yani bünye tipimizi (baskın “dosha”mızı) belirleyen de bu beş elementin fiziksel ve zihinsel bedenlerimizdeki dağılım oranlarıdır.

Bu beş element iç ve dış çevremizi yöneten üç temel enerjiyi betimlemektedir. Bunlar “hareket, dönüşüm ve yapı”dır.

Ayurveda’daki üç ana “dosha” tipi bu üç temel kuvveti temsil eder, bunlara Vata, Pitta ve Kapha denmektedir.

“Vata dosha”, eter ve hava element bileşimlerinden oluşur ve “hareket” ilkesini temsil eder.

“Pitta dosha”, ateş ve su element bileşimlerinden meydana gelmiştir ve “dönüşüm” ilkesini temsil eder.

“Kapha dosha”, toprak ve su element bileşimlerinden oluşur ve “yapı” ilkesini temsil eder.

Herbirimiz bünye tipimizi, yani temel doğamızı biçimlendiren ve “dosha” olarak adlandırılan bu üç kuvvete farklı oranlarda sahibizdir. Bu temel kuvvetler zihinsel ve fiziksel bedenlerimizin birleşmesi neticesinde oluşan ana karakter özelliklerimizi belirlemektedir.

AyuRvedik BesLenmeye giRiş

Ayurvedik bünye tipimizi bularak ikinci beynimiz olan sindirim sistemimizin çalışma eğilimini öğrenmiş olur ve bu doğrultuda onu dengeleyecek önerilere özen gösterip fizyolojimizdeki toksin oluşumlarını engelleyebilir, bütünsel sağlığımızı koruyacak beslenme programları uygulayabiliriz. Bu gıdalarla neyi kastettiğimi sonraki sayfadaki Ayurvedik 6 Tat Grubu dosyasında bulabilirsiniz.

VAtA Bünye TipLeRi için yemek yeRken dikkAT ediLecek AnA pRensipLeR

Menü seçimlerinizde sıcak, güçlü, sulu ve enerji verici gıda tercihleri yapın. Önerilen Vata Dosha Dengeleyici Menü Oranları:

• Yüzde 50 tahıl: Tam tahıllar (entegre, işlemden geçirilmemiş tahıllar), pişirilmiş tahıl gevreği, ekmek ve kraker vb.

• Yüzde 20 protein: Yumurta, süt ürünleri, kümes hayvanları, balık, deniz ürünleri, dana eti, tofu ve kırmızı mercimek vb.

• Yüzde 20-30 taze sebze ve salata (isteğe göre bu oranın yüzde 10’u taze meyveye ayrılabilir). PIttA Bünye TipLeRi için yemek yeRken dikkAT ediLecek AnA pRensipLeR

Bünyeniz en çok serinleten, hafif kuru ve hafif yağlı bir menüyle dengelenmektedir. Önerilen Pitta Dosha Dengeleyici Menü Oranları:

• Yüzde 50 tahıl: Entegral ekmekler (işlemden geçirilmemiş, öğütülmemiş tahıllar), tahıl gevrekleri (cereal, müsli), pişirilmiş tahıllar.

• Yüzde 20 protein: Baklagiller, tofu, lor peyniri, çökelek, süzme köy peyniri, çiğ süt, yumurta beyazı, tavuk ve hindinin beyaz etli kısmı, tavşan, karides, geyik eti.

• Yüzde 20-30 taze sebze (isteğe göre bu oranın yüzde 10’u taze meyveye ayrılabilir).

KAPHA Bünye TipLeRi için yemek yeRken dikkAT ediLecek AnA pRensipLeR Menü seçimlerinizde daima sıcak, hafif ve kuru gıda tercihleri yapın. Soğuk, ağır ve yağlı gıdalardan sakının. Önerilen Kapha Dengeleyici Menü Oranları: • Yüzde 40-50 taze sebze ve salata.

• Yüzde 30-40 tahıl: Arpa, darı, mısır, çavdar ekmekleri, kuru krakerimsi galeta çeşitleri, Wasa gibi mayasız ekmekler ve kıtırlar vb.

• Yüzde 20 protein: Tavuk, hindi, suda haşlanmış ya da pişirilmiş, sarısı sulu yumurta (çılbır vb.), keçi sütünden yapılmış ufak miktarlarda peynir, en çok baklagiller.

• Yüzde 10 taze ya da kurutulmuş meyve (isteğe göre). DosHA’LARA gÖRe BAhARAT ÖneRiLeRi

Her Ayurvedik bünye tipini dengeleyen baharat önerileri de bu sayfalarda. Bu baharatları yemekleri pişirirken içine atmanız etkisini yüksek

Vata: Kakule, karanfil, kimyon, karabiber, tarçın, hardal tohumu/tozu, zencefil.

Pitta: Kişniş, kimyon, rezene, safran, karanfil, zerdeçal.

Kapha: Kırmızıbiber, karabiber, zencefil, kimyon, zerdeçal, kakule, tarçın, karanfil, hardal tohumu/tozu.

Bünyenize özel Ayurvedik beslenme danışmanlığı almak isterseniz, web sitem Yükselen Çağ’dan detayları öğrenebilir ve başvuru yapabilirsiniz.

İ deal kiloya sahip olmak gittiğiniz diyetisyen ya da yaptığınız diyetle ilgili değildir. İdeal kilonuza erişerek, sürdürülebilir bir şekilde aynı kiloda acı çekmeden kalmak tamamen farkındalık seviyenizle ilglidir.

Geleneksel kilo verme programlarındaki yaklaşım, bilince kıtlık talimatı verdiği için başarısız olur ve olmaya da mahkumdur. İradeniz sağlam olduğu sürece diyetleri sürdürebilir ve talimatlara uyarak bilinçaltından gelen arzularla başa çıkabilirsiniz. Ama haftada yedi gün, günde 24 saat boyunca iradeye sürekli sahip çıkabilmek sanırım insanı kamil derecesini gerektirir. İradenizi kaybettiğiniz ilk anda ulaşabildiğiniz tüm yasaklı yiyeceklere hiç sorgulamadan saldırır ve normalden çok daha fazla tüketirsiniz. Çünkü bilince bir defa “yasak” talimatı verilmiştir ve bilinç yasakları kabul etmez. İlk rövanşında bu konunun üstüne giderek, yasak tanımadığını nefsine kanıtlar. geçici mOdA OLAn diyeTLeRLe kiLO veRme

Diyet programları genellikle en çok severek tükettiğimiz gıda maddelerini yasaklamaktadır. Oldukça kısıtlayıcı ve stres oluşturan bu yasaklar silsilesi içerisinde pek çoğumuzun hedefine ulaşamaması sürpriz değil. Beden ve zihin strese girdiğinde bedenimizin biyokimyası değişir ve böbrek üstü bezleri, kortizol denilen stres hormonlarını salgılamaya başlar. Kortizol normal şartlarda sabahları uyanıp gündelik aktivitelerimize başlarken ya da fiziksel egzersiz yaparken salgılanırken, arzu ve ihtiyaçlarımız karşılanmadığı her an kronikleşen stres durumlarında sürekli üretilir ve bunun neticesinde fizyolojimizi, metabolizmamızı ve tabii ki zihinsel sağlımızı da olumsuz olarak etkilemeye başlar. sık sALgıLAnAn kORTizOL, Beden AĞıRLıĞımızA, yAni ideAL kiLOmuzA zARARLı eTkiLeR BARındıRıR

Kortizol salgısı kilo almayı tetikleyebilir, çünkü iç organların yağ depolamasını teşvik eder ki bu depolama da sonuçta kortizol salgısını tekrar artırır. Bu hormon aynı zamanda kandaki şeker seviyesini de yükseltir; böylece hücreler glikoza karşı zayıf düşer ve beyne açlık sinyali göndermeye başlar. Ve sonuç olarak yüksek kalorili, genelde çok sağlıklı olarak gösterilmeyen gıda maddelerini tüketmek için güçlü bir arzu doğar.

Özellikle bizim gibi büyük şehirlerde yaşayan, her an başka bir stres faktörüyle karşılaşıp onlarla baş etmesi gereken kişilerin kortizol seviyeleri tahmin edersiniz ki olması gerekenden çok daha yüksektir. Bir de bunun üstüne uğraşmamız ve başarmamız gereken bir diyet programı eklendiği takdirde, bedenimize biraz daha stres yükleriz ve sonuç olarak kortizol seviyemizin otomatik olarak çok daha yükselmesine sebep oluruz.

Ağır diyet programları, sıkı diyet listeleri farkındalık halimizi değiştirmez veya farkındalığımızın genişlemesi için destekleyici bir unsur içermez. Eğer uzun zamandır kilo vermeye çalışıyorsanız, bu, yemek yemeyle aranızda bir aşk ve savaş ilişkisi var demektir ve sonuç olarak böyle gelgitler yanlış yeme alışkanlıklarına sahip olduğunuzun kesin bir göstergesidir. sAĞLıkLı kiLO AnLAyışını OTuRTmAk

Ayurveda bize sağlımızın, bilinçli seçimlerimizde saklandığını söyler. Bilinçli olarak yemek yemenin anahtarı bedenimize neyin fayda ve neyin zarar verdiğinin farkında olmamızdır. Bu, dengede bir kilo için en sağlıklı ve keyifli yoldur. Eğer koruyucu madde içermeyen, mevsiminde yetişen taze gıda maddelerini tercih ederseniz, bedeninizin ihtiyacı olan hem fitokimyasallar (bedenin bağışıklık sistemini güçlendirerek kişiyi hastalıklardan koruyan, besleyici değeri bulunmayan sebze ve meyve içlerindeki doğal koruyucu kimyasallar) hem de fizyolojiyi dengeli bir şekilde besleyen yapı maddeleri yönünden zengin bir seçim yaparak, açlık ve sağlıksız alışkanlıklarınız arasındaki dengeyi kurabilirsiniz.

Medyada yer alan beslenmeyle ilgili tüm doğru bilgilere rağmen, dezenformasyon içeren birçok eski geleneksel diyet programı haberleri sebebiyle de bugün toplumumuzda obezite tehlikesiyle karşı karşıyayız. Obezitenin muhtelif kalp rahatsızlıkları, felç, tip 2 diyabet ve çeşitli kanser vakalarıyla direkt ilişkili olduğunu yapılan yüzlerce araştırma neticesinde çok iyi biliyoruz. Peki neden çoğunluk, bilgiye bu kadar rahat erişilebilen bir zamanda kilo vermek için bu kadar yoğun çabalıyor?

Bu kısır döngü, genetik bir bozukluk olmadığı takdirde yanlış alışkanlıklar, bilinçli yemek yeme yetisini geliştirmeme ve yemek yerken farkındalığı yemek dışındaki her şeye –örnek olarak telefon, e-posta, mesaj, sosyal medya, televizyon veya karşısındakiyle sohbete– yöneltmekten kaynaklanmaktadır. AşıRı yemek yeme ve duyguLARımız ARAsındAki BAĞLAnTı

Acıktığımızı hissetmeden sadece yemek saati geldi diye yemek yememeliyiz. Açlık, kan şekeri seviyesi düştüğü zaman bedenin doğal olarak kullandığı bir mekanizmadır.

Açlık hissettiğimizde ya fizyolojimizin gerçekten beslenmeye ve enerjiye ihtiyacı vardır ya da bilinçsiz bir şekilde bir duygumuzu bastırmaya çalışıyoruz demektir. Beden (tıpkı evren gibi) her an bir değişim içerisindedir. Açlık, duygusal sebeplerle hissetmediğimiz sürece, fiziksel ve zihinsel dengemizi korumak için bizi uyaran en temel içgüdülerimizden biridir. kısıR dÖngüyü kıRmAk

Olumsuz bir duyguyla karşı karşıya kaldığımızda, fizyolojimizin enerji ihtiyacı olmasa dahi açlık hissedebiliriz. Birçoğumuz üzgün, sinirli, asabi, stresli, küskün, depresif, korkmuş olduğumuzda veya boşluk hissine kapıldığımızda ya da canımız sıkıldığında bir şeyler atıştırma dürtüsü hissederiz. Bu his temel bir dürtüdür. Çünkü bedenimizle gerçek bağlantımız kopmuş ve direksiyonu tamamen zihnimize kaptırmışızdır.

Bu kısır döngüyü kırarak içinden çıkmak için açlık hissinin arkasındaki gerçek duygumuzla, yani gerçek ihtiyacımızla yüzleşmemiz gerekir. Çoğumuz bu yüzleşmeden korkarız, çünkü bunun için güvenli konfor alanlarımızı terk ederek, kendimize karşı mümkün mertebe dürüst olmamız, içimizden dahi söylemeye cesaret etmekte zorlandığımız duygu, düşünce ve arzularımızı netleştirerek, yüksek sesle söylememiz, bunu kulaklarımızla duymamız gerekir. Yaşamlarımızda değişim ancak bu noktadan sonra başlayabilecektir... Bilinçli seçimler ancak kendimizle bağlantı kurabildiğimiz ve kendimizi anlayabildiğimiz zaman ortaya çıkmaya başlar. Tüm bilgelerin söylediği gibi, farkındalığın anahtarı kendini bilmek ve anlamaktan geçmektedir. Sonuç olarak ihtiyacın üstünde aşırı yemek yeme alışkanlığı diyet programlarıyla değil, ancak ve ancak farkındalığı yükseltecek uygulamalarla sonlanabilir.

Arzularımızın tetikleyicisi olan yeni hafıza kayıtlarını açabilmemiz ve bu yeni davranış biçimlerini sürdürebilmemiz için farkındalığımızın tetikte olması gerekir. Duygularımızın gerçek sebebinin anladığımızda seçim yapma hakkımızın da olduğunu görürüz ve zaman içerisinde otomatik olarak bedenimizi ve zihnimizi olumlu olarak besleyen yemekler, içecekler, arkadaşlar, iş ve partner seçimlerimizi yapmaya başlarız. Ve bir bakarız ki yaşamımız daha iyi, daha mutlu, daha sağlıklı ve daha huzur dolu bir rotaya girmiş... “geRçekTen Aç mıyım?” Ne zaman açlığınızdan daha fazla yemek yeme dürtüsü hissederseniz, bir durup burnunuzdan derin bir nefes alın, nefesi gene burnunuzdan rahatça uzatarak verin ve içinizden 10’a kadar sayın. Saydıktan sonra kendinize sorun: “Gerçekten aç mıyım, yoksa ....... mu hissediyorum?” Bu çok basit egzersiz sizi bir şeyler atıştırmak yerine, saklanmış duygunuzu keşfe götürecektir. Elbette dünyada bilinen en etkili farkındalık çalışmaları meditasyon teknikleridir. Düzenli meditasyon yapmaya başladığınızda tüm seçimlerinizin bağımsız gözlemcisi haline gelir ve yaşamınızı bir tiyatro oyunundaymış gibi yönetmeye başlarsınız. Meditasyon size deneyimlemek istediğiniz şekilde yaşamın açılımını sağlarken, fizyolojik açıdan da tüm sistemlerinizi dengeler. Eğer kilonuzla ilgili uzun zamandır sorun yaşıyor ve bunu bir türlü aşamıyorsanız, kendinizi suçlamayın; kendinize karşı nazik, affedici ve müsamahalı olun. Bilin ki atıştırma isteğiniz bazı duygusal ihtiyaçlarınızın fiziksel dışa vurumudur. Bu dürtülere bedeninizin size gönderdiği mesajlar olarak bakın ve dürtülerinizin arkasındaki duyguyu bularak, onu şifalandırın. İşin özü, ideal kilonuza erişerek, iradenizi ekstra kullanmadan, acı ve stres çekmeden dengede kalmanın yolu bedeninizi sevgi ve özenle dinlemek üzere her gün 10 dakikalığına da olsa özel bir zaman ayırmak ve bu süre içerisinde size iyi gelen nefes, meditasyon, farkındalık artırıcı soru ve cevaplar gibi bir teknik uygulamaktan geçmektedir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.