MAKOSEN AŞKI

ELLE (Turkey) - - ÍLK BAKIŞ - YAZI: SELİN MİLOŞYAN

Alttan gelen bir ayakkabı devriminin ayak sesleriyle baş başa kalmaya hazırlanın

Sonbaharın gelişi, okulların açılması ve öğrencilerin kolejli stilleriyle salınmaya başlamasının loafer’lar hakkında okuyacağınız bu yazıya ilham verdiği gerçek. Ama maskülen ve güçlü bir duruşla feminen zarafetin sembolü bu topuksuz ayakkabılar, ilginç hikayeleri, zamansız şıklıkları ve stil kodlarıyla çok daha fazlasını vadediyor.

Yıllar önce Alaska, Kanada ve Grönland’da yaşayan “İnuit” halklarında görülen, ipek versiyonunu Napolyon’un giydiği makosen ayakkabıların asıl doğuşunun, ayakkabıcı George Bass’ın kurduğu G.H. Bass & Co. şirketi ve şirketin yönetimini ele alan oğlu John R. Bass tarafından 1936 yılında gerçekleştiğini çoğu kaynaktan okuyabilirsiniz. Peki ya John R. Bass’ın her sabah kendisini işe yolcularken öpen eşinden ilham alarak ayakkabının ön kısmına bir dudak formu tasarladığını biliyor muydunuz? Stiletto’larla karşılaştırıldıklarında çoğu kez seksapellik yarışını önceden kaybeden bu topuksuz düz ayakkabıların aslında gizli bir cazibe barındırdıklarını pekala öne sürebiliriz. Ayrıca yıllardır giydiğiniz loafer’larda bu ilginç detayı fark etmedinizse, şimdi

bir daha dikkatle ayaklarınıza bakın ve buradan ilhamla siz de sevgilinize bir öpücük kondurun.

Bugün Gucci’den Valentino’ya Fratelli Rossetti’den Tod’s’a birçok moda devinin klasik çizgisine sadık kalarak yenilemekten bıkmadığı loafer’lar dünden bugüne sadece kadın erkek sınırlarını aşmakla kalmadı, burjuvaziden öğrenci gençliğine uzanan kullanıcı profiliyle sosyal sınıfları da yakınlaştıran bir moda parçasına dönüştü. “Alttan” gelen bir ayakkabı devriminin ayak sesleriyle baş başa bırakıyoruz sizleri.

FLÖRTÖZ VE “AYLAK” LOAFER’LAR

George Bass’ın “Weejun” denilen bağcıksız, deri ve konforlu ayakkabıları feminen bir stile büründürerek, ön tarafa da bir yuva açarak yarattığı loafer’lar aynı zamanda “penny loafer” olarak da anılıyordu. Üst kısımdaki yuvaya, ayakkabıya da ismini veren “penny”, yani madeni para dışında ayrıca jeton da yerleştirildiği, o yıllarda erkeklerin ayakkabılarına koydukları bu jetonları kendilerini arasınlar diye hoşlandıkları kızlara verdikleri söyleniyor. Kısaca hem sahip oldukları dudak formu hem de bazı modellerinde dikkat çeken ve içine jeton yerleştirilen yuvalarıyla oldukça cazibeli, flörtöz bir model olarak başladı moda serüvenine loafer’lar. O yıllarda öğrenciler arasında, özellikle “Ivy League” üniversitelerinde oldukça gözde olan oduncu gömlekler, polo tişörtler, geniş pantolonlar, omuzları düşük ceketlerle özdeşleşen ve 60’lı yıllarda ABD Başkanı John Kennedy’nin giyim tarzında da hayat bulan “Ivy League” stilinin en önemli tamamlayıcılarındandı“penny loafer”lar. Aylaklık eden, gezen anlamlarını içeren loafer’ın neden öğrencilerin kalbini fethettiğini ve kolej ayakkabısı olarak anıldığını anlamak çok zor değil. Ayrıca konforlu, düz ve rahat ayakkabılarla aylaklık etmekten daha zevkli ne var bu hayatta?

çOK KONFORLU VE ŞIK!

50’li ve 60’lı yıllarda Amerika’da büyük bir popülerliğe sahip olan loafer’ların stil yolculuğunda Gucci’nin önemli bir yeri bulunuyor. 1953’te ünlü modaevi, loafer’ları İtalyan havasında, daha rafine bir şıklıkla ve farklı renklerde tasarladı-

ğında Capri’deki gençlik pastel renkli keten gömlekleri, zincir bilezikleri ve Wayfarer gözlüklerini ışık hızıyla Gucci makosenleriyle tamamlamaktan geri durmadı. Bu stili ekranda ve hafızalarımızda ölümsüzleştiren isimse, iliklenmemiş gömleği, yüksek bel pantolonu ve Gucci makosenleriyle “Plein Soleil” (Kızgın Güneş) ve “La Piscine” (Sen Benimsin) filmlerinde arzıendam eden çekici ve sofistike Alain Delon’du.

60’ların sonunda kadınlara smokin giydiren, onları erkeklerin dünyasına sokarken aynı zamanda çekici, özgür ve güçlü kılmayı başaran Yves Saint Laurent’ın felsefesi doğrultusunda makosenler güçlü ve maskülen kadınların, erkeksi bir görünüm ve tavrın en şık aksesuarlarına dönüştü. Pantolon takımlar sadece topuklu ayakkabı- larla değil makosenlerle de kullanılmaya başladı. Tavrıyla giyimde kadın-erkek sınırlarına meydan okuyan, rahatlığı, konforu, pratikliği ve şıklığıyla, çalışan, güçlü, ayakları yere basan ve sofistike kadının vazgeçilmezine dönüşen bu topuksuz ayakkabılar bugün farklı renk, deri ve markalarda her daim zarafeti temsil ediyor.

KLASİKTEN SIKILDIYSANIZ OYUNA çIKIN!

Makosenler Gucci dışında dünden bugüne Fransız ayakkabı markası Weston’un burjuva tarzında, 1978 yılında Diego Della Valle’nin kurduğu Tod’s’un klasik çizgisinde, Burberry’nin tırtıklı modellerinde, Fratelli Rossetti’nin püsküllü “Brera” ve “Yacht” koleksiyonlarında da ölümsüzleşti. Klasikten sıkıldıysanız yeni sezondan Nicholas Kirkwood’un inci topuklu, Rag&Bone’un kırmızı süetten zincirli ya da Proenza Schouler’ın siyah beyaz püsküllü kanvas modelinde de karar kılabilir, temelde maskülen bir parçanın nasıl bir yaratıcılık oyununa dahil edildiğini görebilirsiniz. Siz de oyunun bir parçası olmaktan çekinmeyin!

Kelly Lynch Matt Dillon “Drugstore Cowboy” filminden bir kare

Grace Kelly Jodie Foster

Alain Delon ve Romy Schneider, birlikte oynadıkları filmlerden birinin “backstage”inde dinlenirken görülüyor. Delon loafer’ıyla şıklığını tamamlıyor.

Dustin Hoffman “Kramer Kramer’e Karşı” filminden bir kare

John F. Kennedy

Loafer’lar sonbaharın ilham kaynağı olan kolej stilinin tamamlayıcı aksesuarlarından.

EN İYİ DOSTLAR Kalem etek ve smokin takımlar, loafer’ın stil yolculuğunda en sadık yol arkadaşları olarak yerlerini alıyorlar. Loafer’lar ayrıca kapri pantolonlar, jean’ler ve mini eteklere de eşlik edebiliyor.

Alessandra Codinha Suki Waterhouse Veronika Heilbrunner

Zina Charkoplia Natasha Goldenberg

Romee Strijd

Zama

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.