KINANIN TARIHÇESI

Evim - - Evİmİ Kuruyorum -

Geçmişten günümüze, sünnet olacak çocuklara, gelin olacak kızlara yakılan kınaya İslamiyet öncesi de rastlamak mümkün. Osmanlı döneminde de yaygın kullanılan kına, evlilik öncesi yapılan kına geceleriyle artık gelenekselleşmiş durumda. Bir zamanlar Orta Asyalı kadınlar kınayı kendilerini diğer kadınlardan farklılaştırmak için kullanırlarmış. Araplar, çöl insanları oldukları için bir zamanlar kınayı serinlemek için kullanmış. Dondurulmuş suda beklettikleri bitkiyi macun kıvamına getirerek ayaklarının altını serinletirlermiş. Kına geceleri Hindistan’da da oldukça yaygın. Hatta burada kına gecesinden sonra, gelin adayının elindeki kınalar yok olana kadar hiçbir iş yaptırılmazmış. Hindistan’da kına yapan ve yapılan kişi kutsal sayılıyor. İlk Asya’da ortaya çıktığı düşünülen bu gelenek zamanla Batı’ya taşınmış. Osmanlı’da cariyeleri süslemek amacıyla yaygın bir biçimde kına ile süslemeler yapıldığı biliniyor. Günümüzde evliliği korumak ve kutsamak adına pek çok farklı ritüel bulunuyor. Bunlardan birisi de düğünden önce düzenlenen ‘kına gecesi’. Bu ritüelde gelin ve damada kına yakılıyor. Bu sayede evlenecek çiftin kötülük ve nazardan korunduğuna inanılıyor. Kına gecesine, ‘el kınası’, ‘has kınası’, ‘gelini kınaya çekme’, ‘kına düğünü’ ve ‘kına basma’ gibi adlar da veriliyor. Birçok yörede bu gecede kullanılacak bakır kap ve kızın eline kına yakılınca bağlanacak olan al yazma, çok önceden alınarak kızın çeyizinde bulunduruluyor. Özel bir önem atfedilen bakır kap, bazı yörelerde özellikle Balıkesir ve çevresinde düğün merasimlerinin olmazsa olmazlarından. Çünkü bu kabın, gelini kötülüklerden koruyacağına inanılıyor. Davetlilere de özel hazırlanan kına keseleri dağıtılıyor. Kına töreninde gelini ağlatmak da gelenekler arasında. Zira gözyaşı dökmenin, kurulacak yuvaya bolluk, bereket, ferahlık ve mutluluk getireceğine inanılıyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.