BİT PAZARINA NUR YAĞDI!

Birkaç yıl öncesine kadar eski, kırık ya da modası geçmiş dediğimiz eşyalar artık kapanın elinde kalıyor.

Evim - - Sosyal Medya -

Kendimden biliyorum, yıllarca sandıkta duran, annemin dantel örtüleri, anneannemin el işi, yatak-yastık kılıfları, bir iki fincan ve bir kaç ev eşyasını biri hayrına beğense de alsa benden diye düşürken, ne olduğunu anlamadığım bir anda, evimin baş köşesine yerleştirmem tesadüfi bir durum değil belli ki! Meğer içimde yıllarca bir “eski sever” beslemişim kendimden bir haber! Neyse ki aydınlanma sürecim uzun sürmedi çok şükür. Bir akşam yürüyüşünde, sitenin güvenlik kulübesinde, aniden göz göze geldiğim eski, yıkık dökük, ne yağmurlar görmüş dedirten, bir sandalye bana “eskiye hürmet et” felsefemin temellerini attırdı. Eve getirip, sağını solunu tamir edip, istediğim renge boyamamla bile kaybolmadı o fırtınaların, eskilerin izleri. Fiziken yenilenmişti ama ruhu hala çok eskiydi ve eminim bu yeni hali, ses telleri olsaydı “çok iyi hissediyorum”demesi için yeterliydi. Peki ne oldu da, yaşanmışlıklar bu kadar değerli, eski bu kadar güzel görünmeye başladı yıllardır bakar ama görmez gözlerimize? “Yaş alma” ile “eski alma” arasında bir hesap pazarlığı vardı da, biz bunu fark edemedik mi? Hayata dair biriktirdiklerimiz çoğaldıkça, birikmiş olan her ne varsa aynı yola çıkmışız gibi hissettik büyük ihtimal. Eski ahşap sandıklar, elişi örtüler, tek gözlü yuvarlak kek tencereleri, alüminyum çaydanlıklar, emayeler, galvaniz kovalar, yeşil cam şişeler, birbiri ardına boy göstermeye başladı kusursuzlukla sıvanmış, lüks saçan evlerimizde. Yemek masalarının etrafına, hepsi birbirinden ayrı, farklı zamanlardan gelmiş sandalyeler yerleşti. 12 kişilik yemek takımları yerine, tek tek bir yerlerden alınarak bir araya getirilmiş porselen tabaklar-fincanlarla kuruldu en kral sofralarımız. Ahşabın doğal dokusu sardı her bir yanımızı. Sıkıştırılmış talaştan yapılmış, hantal sehpalar kalktı, yerine 3-5 kütükten orta sehpalar yapıldı en ham hali ile. Alçakgönüllük, mütevazilik, asimetri ve yetersizlik felsefesi. Japonların uzun yıllar önce keşfettiği wabi-sabi etkisi, eşyaları, nesneleri kusurları ile sevmek, olduğu gibi kabul etmek aslolan. Bu felsefeyi, insanlık içinde kaybolmaya yüz tutmuş, sadelik ve doğallık üzerine uygulamayı başarabilirsek, herkesi, olduğu gibi, kusurlarıyla ve yetersizlikleri ile kabul edebilirsek, mükemmel yaşamın DNA’sına erişmiş kadar olacağız ve eskiye özlem değil, bizzat yaşarken hissedeceğiz geçmişimizi.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.