CHP VE ‘SAĞIN DİLİ’, YOK MU BUNUN BAŞKA YOLU?!

Evrensel Gazetesi - - Haber - Vedat İLBEYOĞLU vedatilbey@yahoo.com

Kapsama alanı oldukça geniş ve derin bir ‘kriz’ dalgasının içindeyken memleket, duruma dair siyasal muhalefet ekseni de ‘yerel seçime’ odaklanmış durumda. İktidarın işine gelen bir durum bu tabi ki. ‘Ana muhalefet’ CHP ise bu odaklanmanın tam odağında kalarak kimseyi şaşırtmıyor yine. Bu krizli zeminde bile seçim (ve elbette “yeni sezonla” birlikte yeniden başlayan Meclis’teki o müthiş Grup konuşmaları!) dışında siyaset yapma alternatiflerinden ‘itinayla’ uzak durmayı başarıyor: “Önümüzde yerel seçim var, ver oyunu CHP’YE, kurtul bu krizden!”

Seçimde başarılı olmanın bir yolu olarak da dilini değiştirecekmiş CHP. “Sağ seçmene ulaşmak için sağın dilini kullanmak gerektiği” tespitini yapmış. Zenginin malı züğürdün çenesi deyip geçilmemeli; bu mesele “gırtlak Chp’nin, istediği dili kullanır” denilip geçilecek gibi değil çünkü. CHP seçmeni bu ‘sağın dili’ efsanesine mahkûm edilmemeli en azından. İlk bakışta sorulacak sorular var elbette: CHP yönetimi ‘solun dili’ni mi kullanıyordu bugüne kadar? ‘Sağ’, ‘sağın dili’ni kullandığı için mi güçlü? Toplumun çoğunluğunu oluşturan işçiler, emekçiler, işsizler, yoksullar..., ‘sağın dili’yle mi konuşuyorlar(dı)? ‘Sağ’, bu kesimlerin dilini kullandığı için mi güçlendi? Şöyle sormalı ya da: Toplum, darbeler de dahil, bir dizi siyasal-ideolojikkültürel süreçten geçirilerek ‘sağın dili’ denilen paranteze uygun bir kıvama mı getirildi?

Bugün ‘sağın diliyle konuşan’, ‘sağ seçmen’ denilen kesimlerin önemli bir bölümü, bir başka dille konuşmuyorlar mıydı bir zamanlar?

Nasıl oldu da grevlerle, boykotlarla, direnişlerle, hak mücadeleleriyle örülü bir dille konuşabilen insanlar, ‘sağın diliyle’ konuşur oldu şimdi?

Bu soruları dert etmeyen bir kafa ‘sağın dili’yle konuşsa ne olur? Kaldı ki ‘sağın dili’ denilenin gerçekte ne olduğunun ayırdına bile varamaz.

Chp’nin bahsettiği ‘sağın dili’nin kaynağında, açık söyleyelim, Türk milliyetçiliği ve dincilik bulunuyor. İlki, Chp’nin de epeyce aşina olduğu gibi, devletin kurucu unsurlardan biri zaten... Diğeri ise (İslamcılık) biraz gadre uğratılmış duygusuyla birlikte sürekli kenarda tutuldu.

12 Eylül darbesi, ‘solu’, sınıf mücadelesini, örgütlerini düzleyerek bu iki akım eksenindeki gericiliğe devasa bir alan açtı. Koruma altına alındı, devlet olanaklarıyla desteklendi, altyapısı, dayanakları güçlendirildi.

Darbeli Türkiye süreci, sermayenin küresel kapitalizmle bütünleşme süreci de oldu. Düzen partilerinin ekonomik programları neredeyse tekleşti. Dinci siyasetin ve ona bağlı olarak ‘dinci dilin’ köpürtülmesi, sınıf mücadelelerine karşı yatıştırıcı bir bariyer de oldu elbette.

Uzatmayalım; bugün CHP’LI yöneticilerin gözlerini kamaştıran ‘sağın dili’, özetle, böyle hakim oldu. Chp’nin ‘dil’ arayışı da dahil, açmaz ve işlevsizliklerine, yaşanılan bu süreçleri hesaba katmadan çözüm bulması mümkün müdür? İktidardaki AKP-MHP koalisyonunun, dili de dahil, toplam gerici potansiyelin formüle edilmiş halinden başka bir şey olmayan ‘yerli-milli’ etiketine özenerek ‘sağın dili’ni kullanmaya çalışmak, bunca alt üst oluşu yok sayarak arabayı atın önüne koymaktan başka nedir ki?

Darbelerle solu ezip sağın hanesine eklenmiş kesimleri yine sağın dilini kullanarak etkilemek, kazanmak mümkün olabilir mi?

“Sağın dili” denilen milliyetçi-dinci tonajda bir söylemi taklit etmek, AKP-MHP koalisyonunu besleyen hegemonik alanın değirmenine su taşımaktan başka ne sonuç üretebilir ki? Mesele ‘dil’ meselesi değildir, muhalefet boşluğudur. O boşluk nasıl darbeli-baskılı sermaye siyasetiyle yaratıldıysa, tersinden bir sınıf mücadelesiyle kapanabilecektir sadece.

‘Sağın dili’ nasıl hakim kılındıysa, karşıtı bir mücadelenin sonucunda ancak etkisiz kılınabilecektir. Gerisi laf ı güzaftır... Her sözünüze “Selamünaleyküm”le emanet olun”la bitirseniz ne yazar?

Durumdan vazife çıkaran CHP’LI Yalova Belediye Başkanı’nın yaptığı gibi, “4-6 yaş Kur’an Kursu” açılışlarını bütün belediyelerinize zorunlu kılın isterseniz, Akp’den bir gram dinci rezerv koparamazsınız!

Kılıçdaroğlu’nun “Vallahi de billahi de dedelerim Horasan’dan gelen halis muhlis Türklerdir, elhamdülillah dibine kadar da Müslümanız” şeklinde yemin billah etmesinin, korkaklık ve acziyet dışında, bir siyasal anlamı olabilir mi?

“HDP dahil bütün demokrasi ve emek güçleriyle ittifak yapacağız” demekten bile aciz bu korkaklıkla alınacak yol belli değil midir zaten?

Krizin açığa çıkardığı ve daha da çıkaracağı itiraz potansiyelini yerinde ve zamanında siyasal muhalefetin unsuru haline getirmeyi dert etmeyip ‘sağın dili’nden deva aramak, en iyimser tabirle, denize düşenin yılana sarılmasıdır.

Denilebilir ki; CHP yönetiminden aksi bir tutum da beklenecek değildi ya zaten... başlayıp “Allaha

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.