YArGı vE SIyAsEt

Yasama ve yürütmeye egemen olan siyasal iktidarın yargı üzerindeki yoğun baskısı ve hukuk görüntüsü altında hukuk dışı pek çok uygulamanın gerçekleştiği bu davalar, yargının bağımlılığının talihsiz örnekleri kabul edilecek

Güncel Hukkuk - - HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ IÇIN - ProF. Dr. KöKsAl BAyrAKtAr

Devlet yönetiminin iki temel erki olan yasama ve yürütme siyasetle iç içedir. Yasama, kanunlar çıkararak ve değiştirerek ülkeyi ve yurttaşların hayatını belirli çizgiler içinde yönetirken, kendini oluşturan siyasal parti temsilcilerinin görüşlerini yansıtır. Yürürlüğe giren her kanun, tarihsel gelişim içinde siyasal partilerin, görüş ve tutumlarının, dünyaya bakışlarının bir bileşkesidir. Yürütme erki yasamayı etkileyen, ülkeyi, kararları, işlemleri, çalışmaları ile gerçekleştiren güçtür.

Yargı ise bu iki erk dışında bağımsızlık ve tarafsızlık üzerine kuruludur. Yargı, toplumdaki anlaşmazlıkları, kanunları uygulayarak, insan hakları ve özgürlükleri, uluslararası ilkeleri ve gelişmeleri hep göz önünde bulundurarak, çözümler. Bu işlevini yerine getirirken yargı, yasama ve yürütmenin hep dışında kalır ve siyasal iktidarların etkilerinden bağımsız hareket eder. Kısaca, yargının bağımsızlığı, yasama ve yürütmenin tamamen dışında olmasını, etkilerinde kalmamasını, Anayasa, Kanunlar, Hukukun genel kural ve ilkeleri ile uluslararası hukukun çizgileri ve son olarak insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde hareket etmesini ifade eder. Yargının bağımsızlığı, yargının yasama ve yürütme dışında gerçekten üçüncü bir güç olmasını belirtir.

Acaba, gerçek böyle midir? Yargı erki, verilen kararlarla adil bir düzen yaratabilmekte midir? Bu sorular yargının bağımsız olabilip olamadığı, bir güç olarak yasama ve yürütme karşısında durabilip duramadığı ile ilgilidir. Sorunu yargıç ve tutumu açısından irdeleyen Mumcu şunları söylemişti:

“…Yargıçlık, dünyanın en saygıdeğer mesleklerinden biridir. Haklı haksız, suçlu suçsuz, yargıcın vicdan duygularının dirhemleriyle adalet terazisinde tartılır. Yargıya karşı güvenin azalıp yok olduğu toplumlarda demokratik düzenin geleceği de şüpheye düşmüş demektir.

Yargıç cübbesi ile kürsüye çıkmadan önce, içinde yaşadığı toplumun değer yargılarıyla kuşatılmıştır. Kararlarında, ister istemez bu değer yargıları yansımaktadır. Olağanüstü dönemlerde, siyasal nitelikteki davalarda bu değer yargıları, bazen, adalet duygularını özünden saptıracak tehlikeli görünümler içine girebilmektedir. Siyasal değer yargılarını aşıp, olaya, bir üçüncü kişi soğukkanlılığı ile bakabilen yargıçlar, ancak ve ancak topluma ve adalete katkıda bulunabilirler…”

1 Yargı erkinin, içindeki insan unsuru ile toplumdaki anlaşmazlıkların çözümünde çeşitli baskılar altında kaldığı, pek çok yolsuzlukların konusu olduğu2, özellikle siyasal olaylarda bağımsızlıktan çok uzaklaştığı, yasama ve yürütmenin çizgisine girdiği bilinmektedir. Tarihimiz maalesef bunun örnekleri ile doludur. Örneğin “…İstiklâl Mahkemeleri Meclisin, olağanüstü durum karşısında kendi içinden seçtiği mahkemelere Ulusal Egemenliğin tekliği ilkesine dayanıp ve özellikle hükümetin ısrarı üzerine olağanüstü yetkiler tanıması sonucu kuruldular. Bu yüzden hukuki olmaktan çok, siyasi ve tarihi zorunluluklara dayanmaktaydı…” 3. Bugün bu mahkemelerde görev yapan yargıçlarla ilgili, Mumcu’nun, genel değerlendirmelerine uygun biçimde şunlar söylenmektedir: “…[İstiklâl Mahkemelerince] eğer zaman zaman, yönetim organlarının istekleri doğrultusunda bazı haksız kararlar verilmiş ise; bunun onların kuruluş amaç ve kurallarının o yolda düzenlenmiş olmalarından çok; görevli kişilerin siyasal otoriteye şirin gözükmek telaşından kaynaklandığı söylenebilir…”

4 Yargı erkinin siyasal olayların yargılamalarında yasama ve yürütme erklerine iyice yaklaştığı, bu güçlere bağımlı harekette bulundukları İstiklâl Mahkemeleri’nden sonra 1961 Yassıada Mahkemesi’nde, 1971 ve 1981 Ankara ve İstanbul Sıkıyönetim Mahkemelerinde, belirgin olarak görülmüştür. Bu gibi siyasal davaların özelliklerini Coşkun şu şekilde belirtmiştir:

“…Çeşitli hukuk sistemlerinde siyasi eylemlerin soruşturulması ve nihayet yargılanması, özel yasalara bağlanmıştır. “Siyasi Davâ” olarak adlandırılan bu tür yargı uygulamaları, tarihin her döneminde yaşanmış ve yaşanmakta olan bir gerçekliktir. Bu tarihsel deneyim göstermektedir ki, siyasal davâlar, siyasal toplumsal koşullara ve siyasal iktidarın eğilimlerine göre açılmakta (oluşmakta) ve sonuçlanmaktadır. Bu tür suçların soruşturulması ve yargılanmasında, siyasal iktidar ya da devlet otoritesi, yargı gücünü yönlendirmekte ve fiilî karar organı olarak işlev görmektedir…”

5 Siyasetin; hukuku, yargıyı ve ceza hukukunu biçimlendirmesi son yıllarda “Düşman Ceza Hukuku” kavramı ile yeniden ortaya çıkmış ve uygulamaya da yansımıştır. Yarsuvat’ın çizdiği görüntü içinde bu kavram devlet ve siyasal iktidar yönünden şu şekilde somutlaşmaktadır:

“…Devlet, ilkel bir davranışla, ortaçağdan kalan yöntemlerle siyasi otoritenin karşısında olduğunu kabul ettiği kişileri tutuklayıp, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, uluslararası sözleşmelerde yer alan tüm adil yargılanma ile ilgili hakları ortadan kaldırıp, savunma hakkını altüst eden, müdafiiler olmadan, ya da müdafii varsa duruşma salonundan çıkartmak için sebepler arayan, ya da müdafiiler hakkında suç duyurularında bulunarak aktif olarak savunma görevini yapmalarının önlenme-

;IYASETIN HUKUKU, YARGıYı VE EZA HUKUKUNU BIçIMLENDIRMESI SON YıLLARDA “DüşMAN CEZA HUKUKU” KAVRAMı ILE YENIDEN ORTAYA çıKMış VE UYGULAMAYA DA

YANSıMışTıR

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.