Soma’da Yaşanan İş Cinayeti ve Hukuki Durum

Soma’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TKİ, İhale Yasası’na aykırı sözleşmeyle madeni şirkete devrederek, 6331 sayılı Yasa’nın işçi sağlığı-iş güvenliği konusunda işverene getirdiği yükümlülükleri hukuken gerçek işveren olmasına karşın yerine geti

Güncel Hukkuk - - BAŞ SAYFA - Av. Dr. Murat Özveri

Av. Dr. Murat Özveri

mİşverenin Sorumluluğu

lkemizde iş cinayetlerinin önlenmesine dönük iş sağlığı-iş güvenliği mevzuatı yeterli korumayı getirmekten çok uzaktır. Mevzuatın eksikliğine, bir de yetersiz olsa da o haliyle bile uygulanmayan, kağıt üzerinde kalan yasalar eklenince sorun daha da ağırlaşmaktadır. Ama bu olumsuzluklar, güç de olsa hukukun etkili uygulanmasına engel olmamalıdır.

Sanayi devrimini gerçekleştirmiş ülkelerde iş cinayetleri sonucu işverenin hukuki sorumluluğunun kabul edilmesi, tazminata bağlanması 19. yüzyılın sonlarına doğru çıkarılan yasalarla olmuştur. 1883 İtalyan, 1884 Alman, 1894 Norveç, 1897 İngiliz, 1898 Fransız ve Danimarka, 1903 Belçika ve Hollanda Yasaları, hukuki sorumluluk ilkesinin mesleki risk alanına uygulanması esasını benimseyen yasal düzenlemelerin ilk örnekleridir.

Ülkemizde bugün işverenin iş cinayetlerinden sorumluluğuna ilişkin uygulama ise; hukuki sorumluluk alanında “kusur esasına dayalı tazmin” esasıdır. İşveren kusuru oranında sorumlu olmuş, hukuki bir kavram olan kusur dağılımı, iş yargılamasında bilirkişilerin insafına terk edilmiştir. Yargıçlar bilirkişilerin belirlemiş olduğu kusur dağılımına göre tazminat belirlemişlerdir. Bilirkişinin, kazanın oluşumuna etki eden faktörleri ortaya çıkarma görevi her geçen gün genişleyerek kime ne kadar kusur verileceğinin belirlenmesine dönüşmüştür. Yargıcın işlevi ise bilirkişinin belirlediği kusur oranına göre hesaplanan tutarı karara geçirmekle sınırlı hale gelmiştir.

İşverenin cezai sorumluluğu ise “cezaların şahsiliği ilkesi”nin arkasına saklanılarak alt düzey yönetici (işveren vekili) aşamasını geçememiştir. İş cinayetlerine, “taksirle işlenen suç”lara ilişkin ceza maddeleri uygulanmıştır. Böylece, iş cinayetlerinin gerçek sorumluları seksen yılı aşan rutin uygulamada caydırıcı bir yaptırımla karşılaşmadan uygulamalarına devam etmişlerdir.

Devlet İmzaladığı Uluslararası Sözleşmelerden ve Anayasa’dan Doğan Yükümlülüklerini Yerine Getirmemiştir

Sanayileşmiş ülkelerde de işverenin hukuki sorumluluğunun kabul edilmesi, hatta 1898 Fransız Yasası örneğinde olduğu gibi işverenin kusursuz sorumluluğu esasının kabul edilmiş olması, kazaya uğrayanın ağır kusurunun olmuş olmasının dahi işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaması yeterli korumayı sağlayamamıştır.

Sanayi devriminin ortaya çıkardığı sosyal sorunlara, sadece bireysel iş yasaları ve sözleşme özgürlüğü ekseninde yaklaşılması, hukuki alanda herkesin eşit olduğunun vurgulanmasıyla yetinilmesi, gerçekte fiili eşitsizliklerin üstünün örtülmesinden başka bir yarar getirmemiştir. İşçilerin fiili eşitsizliklere başkaldırmalarının yasaklanması da kapitalist sistem açısından çözüm olmamıştır. Çözüm işçi sınıfı ve sanayi devrimi sonrasının egemen sınıfları arasında sosyal haklar ekseninde oluşan uzlaşmada bulunmuştur. Bismarck’ın “İşçilerin sosyal yoklukları, sadece devletin işçi hareketlerini yasaklamasıyla kaldırılamaz” cümlesinde dile gelen, sosyal haklar ekseninde siyasallaşmış işçi hareketiyle uzlaşma istemi, sosyal hakların hukuki metinlerde somutlaşmasıyla sonlanmıştır.

Bu uzlaşmanın ürünü sosyal haklar hem ulusal, hem uluslararası hukuki metinlerde genel olarak çalışma hakkı, adil ücret hakkı, sosyal güvenlik hakkı, sendika hakkı, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı, beslenme hakkı başlıkları altında yer almışlardır.

Ülkemizde 1982 Anayasası’nın 5. maddesi devletin temel görevlerini sayarken, “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya” çalışmayı da bir görev olarak belirlemiştir. 5. maddenin gerekçesinde, “Devlet, ferdin hayat mücadelesi-

ni kolaylaştıracaktır. Ferdin insan haysiyetine uygun bir ortam içinde yaşamasını gerçekleştirecektir. Bu, sosyal devletin görevidir” denilmiştir. Anayasa, 2. maddesinde devleti “sosyal devlet” olarak nitelendirmiş ve bir dizi sosyal hakka güvence getiren hükümlere yer vermiştir.

Devlete tedbir alma yükümlülüğü getiren Anayasa hükümlerini birer “program hüküm” niteliğinde kabul etmek, sosyal hakların niteliğiyle bağdaşan bir yaklaşım değildir. Bu hükümlerle devlet, sosyal hakları yararlanılabilir kılma yükümlülüğü altına girmiştir. Yani devletin yükümlülüğünün iki boyutu vardır. Birincisi, sosyal hakları var etmek, ikincisi de var olan bu haklardan herkesin eşit bir şekilde yararlanmasını sağlamaktır. Anayasa’da tanımlanmış bir sosyal hakkı hangi gerekçeyle olursa olsun var etmeyen, var olan bir haktan herkesin eşit ve etkin bir şekilde yararlanma olanağını yaratmayan devlet, bu yükümlülüklerinden ikisi ya da ikisinden birisini yerine getirmemekten dolayı sorumlu olacaktır.

Soma’da devlet, işçi sağlığı-iş güvenliği alanında düzenleme yaparken üzerine düşen görevleri gerektiği gibi yerine getirmemiştir. 6331 sayılı İşçi Sağlığı-İş Güvenliği Yasası’nda, işyerlerinin, dışsal denetimini etkili bir şekilde yapacak sayıda nitelikli ve güvenceli iş müfettişi istihdam etmemiştir. Soma’da bu genel yükümlülüğünün yanında teknik nezaretçi olarak mühendis ataması gerekirken atamamış, en az on beş günde bir noter onaylı teknik nezaretçi defterlerinin tutulmasını dahi sağlamamıştır.

İşyerinin iç denetimini yapmakla görevli ve sorumlu tutmuş olduğu işçi sağlığı uzmanlarına, işyeri hekimlerine, işçi sağlığı iş güvenliği organizasyonunda görev alan işçi temsilcilerine, ILO 161 sayılı Sözleşme’yle yükümlü olduğu güvenceyi getirmemiştir. Oysa Türkiye, ILO Sözleşmesi’nin 10. maddesi uyarınca işçi sağlığı-iş güvenliği organizasyonlarında görev alan işçi temsilcilerinin “mesleki anlamda tam bir bağımsızlığa sahip olarak” çalışmalarını sağlama yükümlüğü altındadır. Devlet, sosyal hakların gerçekleştirilmesinde olumlu edim yüklenmiştir; gerektiği ve yeterli düzeyde bu hakları gerçekleştirecek görevlerini yerine getirmemesinden de sorumludur. bilmiştir. Sayıştay Raporu, madenin ruhsat sahibi olan Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) ile Soma A.Ş. arasında yapılan devir sözleşmesinin muvazaalı olduğunu göstermiştir.

Sayıştay’ın, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Sınırlı Sorumlu Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi 2012 tarihli Raporu’ndaki “Soma Kömürleri AŞ firması eliyle yaptırılan başka bir üretim işi de yine İR: 75153 ruhsat no.lu Eynez yeraltı ocağının hizmet alımı yöntemiyle işlettirilmesidir” saptamasından, Soma’da toplu iş cinayetinin işlendiği madende yapılan işlerin hizmet alım sözleşmesine dayandırılmış olduğu anlaşılmıştır. Üstelik bu işlem yapılırken Sayıştay’ın ifadesine göre “Bazı işler ise yapım işi olmasına rağmen hizmet işi olarak” değerlendirilmiştir. Sayıştay’a göre bu nitelendirme doğru değildir. Sayıştay neden doğru olmadığını şöyle açıklamaktadır:

“Halbuki mahiyet olarak, yapılan işler arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Zira dekapajda kömür rezervi üzerindeki örtü tabakası (toprak, taş vb.) kazılarak, patlatılarak, gevşetilerek öngörülen alanlara taşınmakta, kömür kazı yükleme işinde de kömür kazılarak, patlatılarak, ayıklama, yıkama tesislerine ve öngörülen stok yerlerine taşınmaktadır. Bu itibarla kömür kazı işi de yapım işidir. Bu kapsamda değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.”

Sayıştay’ın bu tespiti TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin yapı işini hizmet işi olarak gösterip, hizmet alım sözleşmesi yaparak kanuna karşı açıkça muvazaalı, yani hileli bir işlem gerçekleştirmiş olduklarını göstermektedir.

Madenin sahibi, Maden Yasası’na göre devlettir. Ruhsat hakkı Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) aittir. Asıl iş, kömür madeni çıkarma işidir. Asıl işin bölünerek alt işverene (taşerona) verilmesi yasadaki koşullar gerçekleşmeden yapıldığında, yasaya aykırı asıl işveren-alt işveren (taşeron) ilişkisi kurulmuş olur.

Soma’da olduğu gibi, işletmede asıl işin bölünmeden tümüyle bir başka işverene “hizmet alım sözleşmesi” yapılarak devredilmesi ise, gerçekte yapılanın hizmet alımı olmadığı ve yapılan işlerin hizmet alım sözleşmesiyle yapılabilecek işlemler olmaması nedeniyle muvazaalı (hileli) asıl işveren-alt işveren durumu ortaya çıkmıştır.

Kamu, yasaya aykırı bir şekilde sırf işçiliği ucuzlatmak için şirketi araya sokmuş, şirketle kamu işletmesi arasındaki yasa-

İş cinayetlerine, “taksirle işlenen suç”lara ilişkin ceza maddeleri uygulanmıştır. Böylece, iş cinayetlerinin

gerçek sorumluları seksen yılı aşan rutin uygulamada caydırıcı bir yaptırımla karşılaşmadan uygulamalarına devam

etmişlerdir

Soma’da TKİ Gerçek İşveren Olarak Soma A.Ş. ile irlikte Sorumludur

Soma’da yaşanan toplu iş cinayetinden sonra gerçek işveren, ancak Sayıştay Raporu’nun ortaya çıkmasıyla belirlene-

Ülkemizde bugün

işverenin iş cinayetlerinden sorumluluğuna ilişkin uygulama ise hukuki sorumluluk alanında “kusur esasına dayalı tazmin” esasıdır. İşveren kusuru oranında sorumlu olmuş, hukuki bir kavram olan kusur dağılımı

iş yargılamasında bilirkişilerin insafına

terk edilmiştir

ya aykırı olarak ucuz maden üretme amacı, ihale sözleşmesiyle gizlenmiştir.

TKİ gerçek işverendir. Gerçek işveren olarak hem hukuki, hem cezai anlamda şirketle birlikte sorumludur. Üstelik, yasanın kendisine yüklediği yükümlülükleri muvazaalı işlemlerle yerine getirmeyen TKİ, şirketle birlikte olası kast nedeniyle topluca ölüme neden olmaktan soruşturulmalı, ceza hukukçuları bu olgunun üzerinde ısrarla durmalıdır.

İdarenin Hizmet Kusuru

İdare, Anayasa ve yasalarla kendisine verilmiş olan görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Kısaca kamu hizmeti, devletin vatandaşlarına dönük borcudur. Devletin kamu hizmetini verme yükümlülüğünü, zamanında, özenli, etkin araçları kulla- nıp, en iyi sonucu alacak şekilde yerine getirmesi, kamu hizmetini yaşama geçirerek en etkili organizasyonu yaratması, devletin kamu hizmeti borcunu somutlaştıran unsurlardır. İdarenin yapmak zorunda olduğu kamu hizmetini yapmaması, geç yapması, gereken etkinlikte yapmaması, gerekli özenle yapmaması en genel anlamda hizmet kusurudur.

Soma’da devlet, yani Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TKİ, İhale Yasası’na aykırı sözleşmeyle madeni şirkete devrederek 6331 sayılı Yasa’nın işçi sağlığı-iş güvenliği konusunda işverene getirdiği yükümlülükleri hukuken gerçek işveren olmasına karşın yerine getirmeyerek, 6331 sayılı Yasa’nın öngördüğü dış denetimi zamanında ve gereken etkinlikte yapmayarak hizmet kusuru işlemiştir. Devlet, idare hukuku alanında tam yargı davasıyla tazmin yükümlülüğü altındadır.

Kamu, yasaya aykırı bir şekilde sırf işçiliği ucuzlatmak için şirketi araya sokmuş, şirketle kamu işletmesi arasındaki

yasaya aykırı olarak ucuz maden üretme amacı ihale sözleşmesiyle gizlenmiştir

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.