Ölüm Cezası Geri Getirilebilir mi?

Ölüm cezası konusunu, halk arasında duygusallıktan, popülizmden ve demogojiden arındırılmış biçimde tartışmak çok zordur. Bu cezayı kaldıran hiç bir devlette, konu halkoyuna sunulmuş değildir

Güncel Hukkuk - - BAŞ SAYFA - Prof. Dr. Rona Aybay

Prof. Dr. Rona Aybay

Ölüm Cezası ve Birleşmiş Milletler

ocuk cinayetleriyle ilgili haberlerdeki nefret uyandıran bazı ayrıntılar; ölüm cezasının geri getirilmesi yönündeki görüşlerin yayılması için uygun bir ortam yaratmış gibi görünüyor. Bazı toplum kesimlerinde ve özellikle, çocukları vahşice katledilmiş ailelerin çevresinde, bu görüşlerin olumlu yankı bulması, insani düşüncelerle anlayışla karşılanabilirse de; konunun, hukukçulara yakışır, sağduyulu bir biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir. Böyle bir değerlendirmede, ölüm cezasının geri gerilmesine karşı çıkılması zorunlu oluyor.

Bugünün dünyasında, bazı devletlerin yasalarında ve uygulamalarında ölüm cezası, varlığını sürdürmekte ise de, bu cezanın kaldırılması yönünde dünya çapında sonuç veren etkili girişimler bulunduğu gözden uzak tutulmaması gereken apaçık bir gerçek. Genellikle “uygar” sayılan devletlerin hemen hepsinde ölüm cezasının kaldırıldığını görüyoruz.

Ölüm cezasını yasaklayan uluslararası sözleşmelere taraf olan çok sayıdaki devletlerin yanı sıra, bazı devletlerde, ölüm cezası uygulamasına ulusal yasalarında değişiklik yaparak ya da bu cezayı uygulamadan fiilen kaldırarak genel eğilime uyuyor. Bazen de, uluslararası baskı sonucu olarak, devletlerin ölüm cezası uygulamasına son verdikleri görülebiliyor.

Ölüm cezasının kaldırılması yönündeki çabaların öyküsü oldukça uzundur. Bu çabalar, hukuk alanıyla sınırlı değildir; konu felsefi, ahlaki ve dini açılardan tartışıldığı gibi, çeşitli sanat yapıtlarında işlenmiştir. Örneğin, ölüm cezası uygulamasının vahşetini betimleyen André Cayatte’ın 1952 yapımı “Hepimiz katiliz” (Nous sommes tous des assassins) filmini her hukukçunun izlemesinde yarar vardır.

Bu yazı bağlamında, konuyla ilgili pozitif uluslararası hukuk alanındaki gelişmelerin kısa bir özetinin verilmesi amaçlanmaktadır.

BM Genel Kurulunca, 16 Aralık 1966 günü kabul edilen “ikiz” İnsan Hakları Sözleşmelerinin ikincisi olan “Medeni (Civil)ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin, 6. maddesi, ölüm cezasını bütünüyle kaldırmıştır denilemezse de, uygulamasını sınırlamış ve 18 yaşın altındaki kişilere ve gebe kadınlara bu cezanın uygulanamayacağını belirtmiştir. BM Genel Kurulu daha sonra (15 Aralık 1989 günü) kabul ettiği Medeni (Civil) ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne Ek İkinci Seçmeli Protokolle ölüm cezasının yasaklanması konusunda çok önemli bir adım atmıştır. Protokol’ün 1. Maddesine göre:

“Bu Protokole Taraf bir Devletin egemenlik alanında bulunan hiç kimse idam edilemez. Her Taraf Devlet, kendi egemenlik alanı içinde ölüm cezasını kaldırmak için gerekli bütün tedbirleri alır.”

Genel Kurul, bu konudaki çalışmalarını sürdürmüş ve ölüm cezalarına moratoryum uygulanması için 2007 yılında karar almış; daha sonra, 2012 yılında (41 karşı, 34 çekimser oy) 111 devletin olumlu oyuyla, üye devletlerde ölüm cezası uygulamasının kademeli olarak azaltılması; 18 yaş altı suçlular ve gebe kadınlar içinse bütünüyle kaldırılması kararını kabul etmiştir.

Bugün, BM örgütüne üye devletlerin çoğunluğunca ölüm cezasının uygulamadan kalktığını söylemek yanlış olmaz. Güvenlik Konseyi’nin beş sürekli üyesinden Birleşik Krallık (İngiltere) ve Fransa’da ölüm cezası kesinlikle kaldırılmıştır. Rusya’da ise bir moratoryum uygulaması nedeniyle bu ceza fiilen kaldırılmış durumdadır. ABD’nde Yüksek Mahkeme 1970’lerde verdiği bir kararla, ölüm cezasını “zalimce” bir ceza olması nedeniyle anayasaya aykırı bulmuş; daha sonra bu karardan dönmüştür. Günümüzde, ABD’nin bazı Eyaletlerde ölüm cezası yasalardan çıkarılmış bulunmaktadır. Güvenlik Konseyi’nin beş sürekli üyesinden sadece Çin’de ölüm cezası vardır.

Her canlı için ölüm kaçınılmaz olduğuna; yaşamı boyunca en küçük bir suç işlemeyenler bile öleceğine göre, ölümün kendisi bir “ceza” sayılamaz. Ölüm cezasının özelliği, kişinin öleceğine (öldürüleceğine)

devlet yetkisi kullanan savcı, yargıç, jüri üyesi gibi kendileri de kesinlikle ölecek

kişilerin karar vermesidir

AİHS ve Ölüm Cezası

AİHS’nin 1950 yılında hazırlanmış özgün metninde, mahkemece verilen ölüm cezasının infazının “yaşam hakkının dokunulmazlığı”na bir aykırılık oluşturmayacağı belirtilmişti. Böylece, ölüm cezasının varlığı, doğal olarak , “düzgün” (adil) yargı koşuluyla kabul edilmiş oluyordu.

Ölüm cezası uygulamasına olanak tanıyan bu hükmün AİHS’den çıkarılması çabaları, ilk ürününü, 33 yıl kadar sonra 1983 yılında hazırlanan 6. Protokolle vermiştir. Giriş bölümde “Avrupa Konseyi üyesi devletlerde, ölüm cezasının kaldırılması

yönündeki genel eğilimin” dikkate alındığını belirten bu Protokol, 1. maddesiyle, ölüm cezasının kaldırılmasını ve kimsenin bu cezaya çarptırılmamasını ilke olarak benimsedikten, 2. maddesiyle “savaş halinde olanyada çok yakın bir savaş tehdidi karşısında kalan” bir üye devletin, ölüm cezası uygulamasına, sınırlı biçimde, olanak tanıyordu.

20 yıl kadar sonra ( 2002 yılında) hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 13 sayılı Protokol’ün amacı ise, ölüm cezasının, her koşulda yasaklanmasıdır. Protokolün “Giriş” bölümünde belirtildiği gibi; herkesin yaşama hakkı, demokratik bir toplumda temel değerdir ve ölüm cezasının yasalardan kaldırılması bu hakkın tam olarak tanınması için zorunludur.

Bu nedenle, 13. Protokol, savaşhali de içinde olmak üzere, herhalde ölüm cezasının verilmesini ve uygulanmasını kesin olarak yasaklamakta; savaş halinde bile, bu yasağın kaldırılmasının kabul edilemeyeceğini belirtmektedir.

Çok geniş bir alana yayılmış olan Avrupa Konseyi üyesi devletlerin tamamına yakın bölümünün 13. Sayılı Protokol’e taraf olmasıyla, İrlanda’dan Portekiz’e; Finlandiya’dan Gürcistan’a, Arnavutluk’tan Estonya’ya 44 Avrupa ülkesinde ölüm cezası uygulamadan kesinlikle kalkmış bulunmaktadır. Protokol’ü imzalamış ama henüz onaylamamış olan Polonya’da eklenince bu sayı 45’e çıkmaktadır.

Bu geniş coğrafya bölgesinde, Avrupa Konseyi üyesi olan Rusya Federasyonu ve Azerbaycan ile aday üye durumundaki Belarus da ölüm cezasını fiilen uygulamadan kaldırmış durumdadır. Bugün, Atlantik Okyanusu’ndan Doğu’ya doğru Büyük Okyanus’a kadar uzanan çok geniş bir Alana yayılmış Avrupa Konseyi üyesi devletlerde ölüm cezası artık yoktur.13 sayılı Protokol’den sonra “Ölüm Cezası” Avrupa kıtasından kesinlikle silinmiştir denilebilir.

Türkiye’nin Durumu

Ölüm cezası tartışılırken dikkate alınması gereken bir husus da, bu cezanın “içeriğinin” ne olduğudur. Her canlı için ölüm kaçınılmaz olduğuna; yaşamı boyunca en küçük bir suç işlemeyenler bile öleceğine göre, ölümün kendisi bir “ceza” sayılamaz. Ölüm cezasının özelliği, kişinin öleceğine (öldürüleceğine) devlet yetkisi kullanan savcı, yargıç, jüri üyesi gibi kendileri de kesinlikle ölecek kişilerin karar vermesidir.

Ama, ölüm cezasının asıl “zalimce” olan ve “işkenceye”ye dönüşen yönü, kişinin ölümüne karar verilmesiyle, cezanın infazı arasında geçen ve bazen yıllarca uzayabilen “bekleyiş süresi”dir. ABD Yüksek Mahkemesi’nin(sonradan içtihadından döndüğü) ölüm cezasını anayasaya aykırı bulan kararı bu gerekçeye dayandırılmıştı. AİHM de, bir mahkumun ABD’ye geri verilmesinin engellenmesi konusunda verdiği Soering v. UK kararında (1989) da, kısaca “ölüm koridorunda beklemek” diye nitelenen durum,işkence ve insanlık dışı ceza kavramı içinde değerlendirilmiştir.

Ölüm cezası konusunu, halk arasında duygusallıktan, popülizmden ve demogojiden arındırılmış biçimde tartışmak çok zordur. Bu cezayı kaldıran hiç bir devlette, konu halkoyuna sunulmuş değildir.

Ölüm cezasının suçların önlenmesi açısından etkenliğinin de tartışılmasında yarar vardır. Suçların önlenmesinde cezaların ağırlığı kadar ve belki ondan önce etkili olan öge cezaların “kaçınılmaz” olmasıdır. Yani, suç işlediği iddia edilen ve “düzgün” (adil) bir yargılama süreci sonunda suçlu bulunanların cezalarını çekmelerinin kaçınılmaz bir kesinlik kazanması, çok etkili bir caydırıcılık olacaktır.

Türk Hukuku açısından yapılması gereken şey, cezaların arttırılmasından önce, suç işleyen kişilerin, cezadan kaçamayacakları inancının yerleşmesini sağlamak olmalıdır.

AİHM, bir mahkumun ABD’ye geri verilmesinin

engellenmesi konusunda verdiği kararında kısaca “ölüm koridorunda beklemek”

diye nitelenen durumu işkence ve insanlık dışı ceza kavramı içinde değerlendirmiştir

Avrupa Konseyi’nin en kıdemli üyelerinden olan Türkiye, AİHS’ye Ek 13 sayılı Protokolüde Medeni(Civil) ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne Ek İkinci Seçmeli Protokol’ü da onaylamış durumdadır. Buna koşut olarak, ölüm cezasının Türk Hukukundan silinmesi amacıyla Anayasa’da ve Ceza Kanunlarında gerekli değişiklikler de gerçekleştirilmiştir.

Ölüm cezasının geri getirilmesi, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı bir davranış olacaktır. Böyle bir yola gidilmesi halinde, uluslararası kamuoyunda Türkiye’nin aleyhine çok olumsuz bir takım gelişmeler oluşması kaçınılmazdır. Bu arada, Avrupa Birliğine üyelik şöyle dursun, Türkiye’nin Avrupa Konseyi dışına çıkarılması bile güçlü bir olasılık olacaktır.

Ölüm cezası uygulamasının vahşetini betimleyen André Cayatte’ın 1952 yapımı “Hepimiz katiliz” (Nous sommes tous des assassins) filmini her hukukçunun izlemesinde yarar vardır.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.