Usul ve Esasa İlişkin Sorunlar (I)

Twitter sorunu, kamuoyunun yakından bildiği gibi, TİB’in koruma tedbiri ve ona dayanak gösterilen yargısal kararlara dayalı salt hukuksal ve idari bir süreç değildi. Süreç, engelleme kararından (21 Mart 2014) çok kısa zaman önce, Başbakan’ın Twitter karşı

Güncel Hukkuk - - BAŞ SAYFA - Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Bertil Emrah Oder Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Prof. Dr. Bertil Emrah Oder

Aerel seçimler sonrası, Nisan’ın ilk haftasında Türkiye kamuoyu geniş kitlelerin sosyal medya kullanımını yakından ilgilendiren bir yargı kararı ile karşılaştı. Anaya1 sa Mahkemesi (AYM), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) twitter.com adresine erişimi tümden engelleyen “koruma tedbiri”ne karşı yapılan bireysel başvuruyu kabul etmiş ve koruma tedbirini içeren uygulamayı esas bakımından Anayasa’ya aykırı bulmuştu. Başvuruya konu olan ve erişimi tümden engelleyerek Türkiye’deki Twitter kullanıcılarının hepsini etkileyen TİB işleminin dayanakları; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (7 Mart 2014), Samsun 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin (4 Mart 2014), İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin (18 Mart 2014) ve İstanbul Anadolu 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin (3 Şubat 2014) kararları olarak gösterilmişti. TİB engelleme işleminde gerekçe olarak, “Twitter’ın bu kararlara duyarsız kalmasını ve mahkeme kararlarını tanımaması”nı gösterdi. Böylece TİB, Twitter’ın eylemsizliği karşısında başka bir seçenek görmediği için geniş kitlelerin Twitter erişimini engellediğini açıklıyor ve kendi uygulamasını yargı kararlarına bağlılık bakımından “hukuk devleti” ilkesinin zorunlu sonucu sayıyordu.

Ancak Twitter sorunu, kamuoyunun yakından bildiği gibi, TİB’in koruma tedbiri ve ona dayanak gösterilen yargısal kararlara dayalı salt hukuksal ve idari bir süreç değildi. Süreç, engelleme kararından (21 Mart 2014) çok kısa zaman önce, Başbakan’ın Twitter karşıtı açıklamaları ile açıklık kazanan siyasal tavrı da içermekteydi. Başbakan, yerel seçimler öncesindeki siyasal gezilerinden birinde -20 Mart 2014’te Bursa’da- geniş kitlelere hitap ettiği konuşmasında “Twitter-Mwitter” yakıştırması ile sosyal medyaya ilişkin bakışının “kökünü kazıma” olacağını ilan etmişti: “Şimdi mahkeme kararı çıktı. Twitter, Mwitter hepsinin kökü- nü kazıyacağız. Uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç umurumda değil. Herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü görecek”.

2 Yukarıda belirtilen hukuksal ve siyasal arka bahçede, Twitter’ın erişiminin engellenmesine ilişkin bireysel başvuruda yer alan iddialar şöyle özetlenebilir:

3 TİB’in dayandığı yargı kararları, internet sitesindeki tüm yayına yönelik tümel bir yasak içermemiştir. Dolayısıyla, TİB’in işlemi yargı kararlarının içeriğini aşmaktadır (“yetki gasbı”) ve bu nedenle hukuksal dayanağı yoktur.

Tümden erişim yasağı, 5651 sayılı Kanun md. 9/4 uyarınca yalnızca hâkim tarafından verilebilir.

Dayanak gösterilen savcılık kararı, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklikler sonucu görevli savcılığın ilgası nedeniyle fiilen ve hukuken yok hükmündedir. İlgili savcılık bulunsaydı dahi, 5651 sayılı Kanun md. 8/2 uyarınca karar, 24 saat içinde hâkim onayına sunulmadığı için yürürlükten kalkmış sayılacaktı.

İdarenin sitenin tamamına erişimi engellemesi, kanuni sınırlar içinde sadece “katalog suçlar” bakımından mümkün olabilir (5651 sayılı Kanun md. 8).

5651 sayılı Kanun’a uygun olarak alınan siteye tümden erişimin yargı kararı ve idari işlemlerle sınırlandığı durumlarda, Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) temel hak ve özgürlüklerin “sınırlamasının sınırı”na ilişkin ilkelerine uygunluğu da sınanmalıdır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) Google Sites’ın erişime engellenmesini incelediği Ahmet Yıldırım / Türkiye kararı4, ulusal hâkimlerin bu tür tedbirleri uygularken çatışan yararlar arasındaki dengeyi araştırma yükümlülüğüne dikkat çekmektedir.

AYM’nin yaklaşımı bireysel başvuruya ilişkin bazı temel hukuksal öncüllerden “önemli bir sapma” anlamını taşımaktadır. Bu nedenle, Twitter kararında

başvurunun genişletilmesi yoluyla Mahkeme’nin, yorum

sınırlarını aşan, “hukuk yaratıcı” bir yaklaşım sergilediği

söylenebilir

Türkiye’de kullanılan DNS ve IP adresi engelleme yöntemleri, sunucu içeriğin tamamını engellediği için “aşırı engelleme” sorunu doğmakta ve ölçüsüz uygulamanın dozu artmaktadır. Engellemenin geniş kullanıcı grubunu etkilemesi demokratik toplumda zorunlu olmayan ölçüsüz bir sınırlamadır ve düşünceyi açıklama özgürlüğün özüne de dokunmaktadır.

Twitter’ın yalnızca geçmişte oluşmuş değil, gelecekte de oluşacak içeriğinin engellenmesi, yazılı basın hakkında İHAM’ın Ürper ve diğerleri / Türkiye kararında5 belirtildiği gibi, düşünceyi açıklama özgürlüğü yönünden sansür kapsamına girmektedir. Yerel seçim süreci ile eş zamanlı olarak bu uygulamanın yapılması ise Anayasa md. 67 ve İHAS 1 nolu Protokol md. 3’te yer alan seçme ve seçilme hakkının da ihlalidir.

6 lTİB’in işlemine dayanak gösterilen mevcut yargı kararları dört adettir, ancak Ulaştırma Bakanı’nın yaptığı açıklamada başka kararların da olduğunu belirtilmiştir. Bu durumda, söz konusu kararlara erişim, tespit ve bunları kaldırtmak, başvuruculardan beklenemeyecek; aranan hakla orantısız ağır bir külfet yaratmaktadır. Başvurucular çok sayıda kararın bulunması nedeniyle bir tanesine karşı kullanılan hukuk yolunun diğer kararlara ilişkin uygulamaları -koruma tedbiri- engellemeyeceğini ve ortada bu nedenle “yapısal bir sorun” olduğunu ileri sürmektedirler. Bu durum başvurucular tarafından, tükenme ilkesinin (bireysel başvurunun ikincilliği ilkesinin) aranmamasını haklı kılan bir olgu olarak sunulmaktadır. Başvuruda, Anayasa md. 40 ve İHAS md. 13 çerçevesinde etkili başvuru hakkının da ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

Başvurucular, Başbakan ve Ulaştırma Bakanı’nın Twitter’a karşıt siyasal söylemleri nedeniyle, mahkemelerin ve TİB’in kendisini baskı altında hissedeceğini belirtmiştir. Ayrıca, yargılama izni bakana bağlı TİB’in, koruma tedbiri kararını geri almasının fiilen mümkün olmadığını da ileri sürmektedirler. Bu olgular, diğerleri yanında, başvuruda tükenme ilkesinin aranmamasını gerekli kılan kanıtlar olarak vurgulanmaktadır.

Başvuruda, içinde bulunulan yerel seçim süreci ve bu süreçte Twitter üzerinden iletişimin oynayacağı işleve “seçme ve seçilme hakkı” bakımından vurgu yapılmıştı (Anayasa md. 67 ve İHAS 1 nolu Protokol md. 3). Ancak başvurucular aynı vurguyu, istemlerindeki “geçici tedbir” talebi bakımından da yinelemektedirler. AYM kararının yerel seçim sonrasına kalması halinde Twitter üzerinden yapılan görüş alışverişlerinin, yorum ve haber paylaşımlarının aynı etki ve değerde olamayacağı açıktı. Başvuruda seçme ve seçilme hakkının Anayasa ve İHAS’ta farklı içerikte düzenlenmiş olmasına ilişkin bir değerlendirme yer almamaktaydı. Anayasa’nın bu hakkı tüm seçimler ve halkoylaması; İHAS’ın 1 nolu Protokolün ise herhangi bir tanım ve sınır vermese de yasama organı seçimlerine gönderme yaparak korudu- ğu görülmektedir.

AYM’nin tedbir kararı ile (“ara karar”) değil, doğrudan esastan inceleme ile sonuçlandırdığı (“ana karar”) istem, 2 Nisan 2014 tarihinde -28 Mart’taki yerel seçimler sonrası- hükme bağlandı. AYM’nin Twitter kararı açıklanır açıklanmaz, beraberinde hukuksal ve siyasal açıklamaları da -destek ve eleştiriler- getirdi. Bu kısa incelemedeki tespitler ve yorumlar, Twitter kararını hukuksal sağduyunun ve sorgulamanın gereklerine uygun olarak ele almayı hedefliyor. Aşağıdaki değerlendirmede karardaki kazanımları, temel hak ve özgürlük somutlaşmasındaki kaçırılan fırsatı, hukuksal yöntem (argumentasyon) zayıflıklarını ve usul sorunlarını; ileriye yönelik karar kalitesini artırma sorumluluğu ile kısaca irdeleyeceğiz.

Başvurunun Konusunun Belirlenmesindeki Eksiklikler

Temel hak iddialarının bireysel başvuru yoluyla denetlenebilmesi için ihlali yaratan kamu gücünün işlem, eylem ve ihmal biçiminde ortaya çıkması ve bunların ne olduğunun açıkça belirlenebilmesi gerekir. İhlali yaratan işlemler bakımından Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (AYMK) sınırlamalar getirmekte ve öncelikle yasama işlemleri ile idari düzenleyici işlemler hakkında doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağını belirtmektedir (md. 45/3). Buna ek olarak, AYM kararları ile Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bakımından da bireysel başvuru yasağı getirilmiştir. Ancak kamu gücünün ihmalinin neden olduğu temel hak ihlali, bireysel başvuru konusu yapılabilir. Hangi tür ihmallerin bu kapsamda olacağını (idari nitelikli ihmaller, eksik düzenlemeden kaynaklanan yasama ihmalleri gibi) anayasal içtihat kuşkusuz belirleme yetkisine sahiptir. Bu bağlamda, mahkeme kararlarının uygulanmaması, bir ihmal türü olarak olumsuz kamu gücü işleminden kaynaklanan ihlallere yol açabilir. AYM’nin 2013 yılındaki içtihadına göre de; “başvurucu mahkeme kararının uygulanması talebini müteakiben makul bir süre bekledikten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilir.”

7 Twitter kararındaki temel sorunlardan biri AYM’nin, ilgili başvuruların konusunu mantıksal ve hukuksal anlamda ikna edici biçimde tespit edememesidir. TİB, bir yandan dört adet yargı ka-

rarına dayanarak twitter.com adresine ulaşımı engelleyen bir koruma tedbiri kararı almış, öte yandan başvurucularla ilgisi olmayan Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından açılan davada, Ankara 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği ve bu idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına hükmeden kararı yerine getirmemiştir. Henüz herhangi bir yargı kararı olmaksızın yapılan bireysel başvuruları kabul eden AYM ise TİB’in hem bir müdahalesi hem de başvuru anında var olmayan bir ihmaliyle düşünceyi açıklama ve yayma (ifade) özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir. Oysa başvuru istemlerinde TİB’in öngörülmez tutumu (idari yargı kararının uygulanmaması) değil, TİB’in işlemine karşı etkili başvuru yolunun yapısal sorundan ötürü olmadığı iddia edilmektedir. Başvurucular idari yargı yolunun varlığını (“iptal davası ve yürütmenin durdurulması”) tüketilmesi gerekli ve etkili bir yargı yolu olarak görmemektedirler. Yürütmeyi durdurma kararı alınmasına izin veren ve olayın niteliği bakımından bu yöndeki kararın evleviyetle “gecikmeksizin” uygulanmasını zorunlu kılan idari yargılama usulü de onlar için yetersizdir (İdari Yargılama Usulü Kanunu-İYUK md. 28/1).

AYM, bireysel başvuruları kabul ederken başvuru anında var olmayan olgulara dayanarak, başvuru konusunu genişletmekte (“TİB’in TBB’nin istemi üzerine alınan yürütmeyi durdurma kararını uygulamaması”), ancak bu genişlemenin temel ilkelerini ortaya koymamaktadır. Bu genişleme, kural olarak bireysel başvurunun öznel işlevi, iç hukukta yargı yetkisinin AYM ve diğer mahkemeler arasında işlevsel dağılımı ve derece mahkemelerinin temel hak odaklı yorum yapma yükümlülüğü bakımından sorunlar içermektedir. Başka bir anlatımla, AYM’nin yaklaşımı bireysel başvuruya ilişkin bazı temel hukuksal öncüllerden “önemli bir sapma” anlamını taşımaktadır. Bu nedenle, Twitter kararında başvurunun genişletilmesi yoluyla Mahkeme’nin, yorum sınırlarını aşan, “hukuk yaratıcı” bir yaklaşım sergilediği söylenebilir. Kuram ve uy

8 gulamada (“hukuksal yöntembilim”), hukuksal yorumdan farklı bir kategori oluşturan hukuk yaratma mümkündür. Ancak hukuk yaratmanın hukuksal meşruluğu, onun gerçek bir ilkesel temele oturtulması ile sağlanabilir. Bununla birlikte, AYM’nin karar gerekçesinde, yargı kararını ilgili idari usul hukuku düzenlemesi uyarınca makul sürede uygulamamaktan kaynaklanan ve ilgili bireysel başvuruların konusunu oluşturmayıp, daha sonra –bu başvurulardan bağımsız biçimde açılmış dava nedeniyle- ortaya çıkan ihmal olgusunun, ilerleyen davalarda da geçerli olmak üzere hangi durum ve koşullarda dikkate alınabileceği somutlaşmamaktadır. Diğer bir sorun ise, Mahkeme’nin, idare mahkemesinin kararı ile aynı günde başvuran ve bu karardan yarar sağlama beklentisi taşıyabilecek başvurucu(lar) ile söz konusu karardan daha önce başvuran başvurucu(lar) arasında ayrım yapmamış olmasıdır. İdare mahkemesi kararı ile aynı günde başvuruyu yapanın/yapanların ihmale dayalı isteminin, mantıksal ve hukuk- sal olarak daha kolay kabul görmesi beklenirdi.

AYM’nin, başvurudan sonra veya başvuru ile eş zamanlı ortaya çıkan olguları başvuruda dikkate alması, kuşkusuz, bireysel başvurunun nesnel (objektif) işlevine ağırlık tanıyan bir yaklaşımdır. İdare mahkemesi kararından sonra yapılan başvurular bakımından gerçek anlamda etkisiz bir hukuk yolu ortaya çıktığı için ihmal yoluyla hak arama özgürlüğüne yönelik bir ihlalin bulunduğu dikkate alınmalıdır. Bu başvuruların sonucunu şu an için bilmiyoruz. Öte yandan, Twitter kararına konu olan başvurularla çok yakın tarihli ve konusal olarak örtüşen en az iki bireysel başvuru daha olduğunu bildiğimiz için, bu ve olası diğer başvuruların niçin birleştirilmediğini de açıklamakta zorlanıyoruz. AYM birleştirdiği başvuruların doğrudan kendisine yapılan başvurular olduğunu belirtmektedir. O halde şu soru akla gelmektedir: Ankara dışından yapılan ve mahkemeler aracılığı iletilen başvurular birleştirmeye konu olamamakta mıdır? AYMK ve AYM İçtüzüğü “bireysel başvuruların incelenmesinde, kararların infazında Kanun ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının bireysel başvurunun niteliğine uygun hükümlerinin uygulanacağını” belirtmektedir (AYMK md. 49/7 ve AYM İçtüzük md. 84). Bu hüküm bireysel başvurunun niteliğine uygun hangi usul kanunu hükmünün birleştirmede esas alındığını açıkça zikretmeyi de gerektirir. Ancak AYM’nin Twitter kararı sadece “konu bakımından aynı hukuki nitelikte olma”ya dayanmakta ve birleştirme uygulamasının açık usuli dayanağını norm düzeyinde göstermemektedir. Bu durumda, söz konusu bireysel başvurularla konu bakımından aynı nitelikli, ancak daha sonra yapılan başvurularda yargılamanın her aşamasında verilen düşme kararı mı verilecektir? AYM İçtüzüğü, temel hak ihlalinin ve ihlalin sonuçlarının ortadan kalkmış olması halini yargılamanın her aşamasında verilebilen bir düşme kararı kapsamında görmektedir (md. 80/1). Buna rağmen Mahkeme, “Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir” (AYMK md. 80/2). Bu durumda, söz konusu başvurularda Twitter kararında benimsenen temel hak ihlali (düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü) dışında iddialar varsa, incelemenin devamının özellikle gerekli olduğu kanısındayız.

Twitter kararına konu olan başvurularla çok yakın tarihli ve konusal olarak örtüşen en az iki bireysel başvuru daha olduğunu bildiğimiz için, bu ve olası diğer başvuruların niçin birleştirilmediğini de açıklamakta zorlanıyoruz

Başvuru Ehliyetine İlişkin Sorunlar

Gerçek kişiler başvuru ehliyetine sahipken, kamu hukuku tüzel kişileri AYMK md. 46/2 hükmü gereği bireysel başvuru yapamamaktadır. Kamu hukuku tüzel kişileri kural olarak temel hak sahiplikleri ve bunları ileri sürmeleri ile değil, kamusal yetkileri kullanmaları esas alınarak hukukun düzenleme alanına dahil edilirler. Ancak kamu tüzel kişilerinin belirli koşul ve durumlarda, ni-

telik ve işlevleri gereği maddi temel haklara dayanabilmeleri olasılığı göz ardı edilemez. Bu nedenle, kamu tüzel kişileri için özellikle varlık nedenleri ve işlevleri ile doğrudan ilintili temel hak ve özgürlükler bakımından istisnalar gereklidir (örneğin; üniversitelerin düşünceyi açıklama özgürlüğünün özel bir türü olarak bilim ve sanat özgürlüğünü veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının düşünceyi açıklama ya da örgütlenme özgürlüğünü ileri sürmesi). Yargılamaya ilişkin hak arama özgürlüğünün unsurları olan usuli temel haklar alanı bakımından da kamu tüzel kişileri için istisnalar öngörülebilmesi zorunludur. Şu ana

9 değin yapılmış başvurularda bu istisnaların kategorik olarak reddi önemli bir eksikliktir. AYM’ye göre “kuruluş, görev ve yetkile

10 ri kanunla düzenlenen, kamu gücü ayrıcalık ve yükümlülükleri ile donatılan ve kamu tüzel kişiliğini haiz (kurumların) bireysel başvuru ehliyeti bulunmamaktadır”.

11 Özetle, kamu hukuku tüzel kişileri, kamusal yetkiler kullanmadığı; özel hukuk tüzel kişileri gibi hareket ettiği hallerde ve devletten bağımsız özerk tüzel kişilik olarak temel hakları bir tehdit altında ise “temel hak öznesi” sayılmalıdır. Bu kabul, AYMK md. 46/2’nin Anayasa’ya uygun yorumlanmasının tercih edilmesi gereği ulaştığımız bir sonuçtur. AYMK’yi yapan yasa koyucu, Anayasa md. 148/3’de yer alan ve bireysel başvuru öznesini “herkes” olarak gösteren anayasal tercihin sözü (lafzı) ve öz amacını (telos) yok sayarak hareket edemez. Aksine yorum, ilgili kanun maddesinin Anayasa’ya aykırılığı sonucuna ulaştırır. Başvuru ehliyetinin kamu tüzel kişileri için kategorik reddine dayalı AYMK yorumu, yasa koyucunun Anayasa’yı kanun ile somutlaştırmadaki yetkisinin sınırlarını aşmasına izin vermektedir. Bu da, Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin ihlalidir (Anayasa md. 11).

Yukarıdaki açıklamalarda eleştirdiğimiz AYM tutumu karşısında, İdare Mahkemesi’ne başvurarak TİB kararının yürütmesinin durdurulmasını sağlayan TBB’nin, Twitter yasağına karşı yapacağı olası bir bireysel başvuru, başvuru ehliyetine sahip olmadığı gerekçesiyle kabul edilemez bulunacaktı. AYM’nin kamu tüzel ki- şilerinin başvuru ehliyetini Anayasa’ya uygun yorumlamayan tutumu, Mahkeme açıkça söylemese de, Twitter kararındaki bireysel başvuru istemine konu olmayan “ihmal”in kabulüne yol açan etkendir. AYM’nin kendi tutumuyla tutarlı bir çizgi sürdürme kaygısıyla en azından bu durumu saptayarak başvuru konusunu genişlettiğini açıkça belirtmesi beklenirdi.

Süre

Bireysel başvurunun ön şartlarından birisi de başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul hükmüdür. Başvuru süresi, AYMK md. 47/5’e göre bir ay

12 dır. Mahkeme kararlarına karşı yapılan başvurularda sürenin hesabında kural olarak “kanun yollarının tüketildiği tarih” esas alınacaktır.

Bireysel başvuru, bir ihmale yönelikse, esas olarak ihmal sürdükçe ve ihmal edilen hareket tekrarlandığı sürece, bir aylık sürenin kıyasen uygulanması beklenir. Örneklemek gerekirse, mahkeme kararlarının uygulanması yönündeki talebe rağmen mahkeme kararı uygulanmamışsa, olumsuz kamu gücü işleminden kaynaklanan “süregelen ihlal”den söz edilebilir. Bu durumda, olağan olan usul çerçevesinde, başvurucu mahkeme kararının uygulanması talebini müteakiben makul bir süre bekledikten sonra AYM’ye bireysel başvuruda bulunabilir. Dolayısıyla verildiği anda uygulanma kabiliyeti bulunan bir mahkeme kararına ilişkin olarak süregelen bir ihlalden söz edilmesi mümkündür.

13 Buna karşılık AYM, Twitter kararında idari yargı yoluna gitmeksizin bireysel başvuruda bulunanların başvurusunu, daha sonra TBB tarafından açılan dava sonucunda verilen yürütmeyi durdurma kararının yerine getirilmemesini de idare mahkemesine başvurunun etkisiz bir yol olmasına yol açtığını gerekçe göstererek kabul etmiştir. İhmal olgusu başvuru konusuna ek

14 lenince, ihmale ilişkin başvuru süresi ve başvuru koşulu da (kanun yollarının tüketilmesi-ikincillik ilkesi) işletilemez koşullara dönüşmektedir.

* Yazının 2. bölümü gelecek sayıda yayınlanacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin KURULUşUNUN 52. YıLı NEDENIYLE DüZENLENEN TöRENDEN

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.