Çoğulculuk ve Medya Hukuku Tartışmaları

Çoğulculuğu alternatif ve zıt görüşlerin sürekli birbiriyle muhatap olduğu ve mücadele ettiği dinamik bir sürecin korunmasına yönelik eleştirel bir duruş olarak görmek gerekir. Bu duruş, iletişim araçlarının yerleşik olduğu iktidar örgüsünün sürekli bir

Güncel Hukkuk - - BAŞ SAYFA - Doç. Dr. SAIm ÜyE

Doç. Dr. Saim Üye

Genel bir politik değer olarak çoğulculuğun ve bunun yolunu açan medya çoğulculuğunun demokrasi teorisinin ayrılmaz bir parçası olduğu kuşkusuzdur. İfade özgürlüğünün toplumsal gelişim için yararı ve iletişim özgürlüğünün devlete karşı bir güvence olarak savunulmasının hiçbir gerekçeye muhtaç olmadığı fikrinin Mill tarafından belirtilişinden bu yana 150 yıl geçti. Özgür fikir mübadelesine dayalı

1 pazar metaforunu kullanan liberal modelde de, kamusal alandaki rasyonel müzakereyi önemseyen müzakereci modelde de, medya çoğulculuğu demokratik olma iddiasındaki bir toplum için vazgeçilmez önemde görülür. Medya hukuku alanındaki

2 tartışma bunu sağlayacak somut hukuki araçların belirlenmesi üzerine süregelmiştir. Avrupa’da medyadaki mülkiyet yapısının ve enformasyon içeriğinin düzenlenişi üzerine yapılan tartışmaların3, yakın zamanlarda medya çoğulculuğunun göstergelerini saptamaya yönelik daha geniş kapsamlı çalışmalara doğru evrildiğini görüyoruz.

4 Medya çoğulculuğuna dair güncel tartışmaların izi, liberalleşmenin medya pazarında rekabeti tetiklediği ve buna bağlı olarak medya hukuku alanında bir paradigma dönüşümünün gerçekleştiği 1980’li yıllara kadar sürülebilir. Esasında yazılı basın alanında baştan beri çoğulculuğa önemli bir değer atfedildiği ve konunun genellikle gazete sahipliği çerçevesinde tartışıldığı görülür. Ancak konunun elektronik medya alanına dahil olması tedrici bir gelişim gösterdi. Başlangıçta devletler tarafından ulusal kimlik inşasında etkin bir araç olarak görülen ve birleştiriciliği bakımından önemsenen kamusal yayıncılık, zamanla paternalizm ve elitizm eleştirilerine uğradı. 1960’larda ve 1970’lerde hem ülkelerin hem de uluslararası kurumların gündemine taşınan medya çoğulculuğu meselesi, yerellik, azınlıkların ve politik farklılıkların temsili gibi konuları ön plana çıkarmaya eğilimliydi. Ancak 1980’lerde, çoğulculuğa yapılan göndermeler güç- lenerek varlığını korumuş olsa da, kavram medyanın serbest pazar mekanizması içinde işleyişinin savunulması ile özdeş görülmeye başlandı. Bu anlamda çoğulculuk çağrısının yükselişi, ticarileşme yöneliminin bir parçası olarak serbest pazar, rekabet ve deregülasyon üzerine yapılan vurgulardaki artışla yakından bağlantılıydı. Diğer yandan, tüketici tercihlerini karşı

5 lamayı hedefleyen ve giderek baskın hale gelen bu yaklaşımın karşısında olup kâr amacı gütmeyen yayıncılığı ve kamusal sorumluluğu önemseyen görüş de, çoğulculuk kavramını kullanmakta ısrarcıydı. Bu durum, medya çoğulculuğuna yüklenen anlam üzerindeki tartışmaların, daha geniş olarak ekonomik hedefler ve kamu yararı kaygıları arasındaki ihtilafın bir yansıması olarak süregeldiğini gösterir.

6

Medya çoğulculuğunun

sağlanmasında kullanılabilecek araçların tartışıldığı 2005 Liverpool konferansı ile gelişen yeni süreç, 16 Ocak 2007’de

konuya dair özel bir çalışma başlatılmasıyla somutlaştı. Bu çalışmada, konuyla ilgili tartışmaları derinleştirmek amacıyla

bir proje geliştirildi

AvrupA’DAkI GElIşIm

Uluslararası hukuk düzeyinde medya çoğulculuğunun ilk ve temel hukuki dayanağı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine işaret edilir. Bu maddede geçen ifade özgürlüğü kavramı bireylerin çeşitlilik içindeki enformasyona erişim haklarını içerir biçimde yorumlandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında medyada ifade bulan görüşlerde bir çoğulculuk olmadan medyanın demokratik görevini yerine getiremeyeceğini ifade etti. Gerek Avrupa Birliği kurumları gerek Avrupa Konseyi, devletlerin bu çoğulculuğu sağlama ve bu yönde önlemler olma görevi olduğunu belirten kararlara imza attılar. Avrupa Birliği

7 Temel Haklar Şartı’nın 11. maddesinde, ifade özgürlüğünün devlet organlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, görüşlere sahip olma, enformasyon ve düşünceleri elde etme ve yayma özgürlüğünü içerdiği belirtildikten sonra, medyanın özgürlüğünün ve çoğulculuğunun gözetilmesi gerektiği özel olarak vurgulandı.

8 Avrupa Parlamentosu’nun medyada

giderek artan yoğunlaşmanın ifade özgürlüğü ve çoğulculuk üzerindeki etkisinden kaynaklanan kaygıları ve Avrupa düzeyinde bir düzenleme ihtiyacının varlığını dile getirmede her zaman baskın bir rol üstlendiğini görüyoruz. Bu doğrultuda Avrupa Komisyonu 1990’larda medyada mülkiyet yoğunlaşmasını sınırlandırmaya yönelik bir direktif yayınlama girişiminde bulundu, ancak bu girişim başarılı olamadı. Medya çoğulcu

9 luğunun düzenlenmesi gereği kabul ediliyordu, ancak bunun üye devletlerin kendilerine bırakılması tercih edildi. Ancak Parlamento’nun dinmeyen çağrıları ve baskıları Avrupa Birliği kurumlarını zaman içinde yeni bir tavır almaya yönlendirdi.

Medya çoğulculuğunun sağlanmasında kullanılabilecek araçların tartışıldığı 2005 Liverpool konferansı ile gelişen yeni süreç10, 16 Ocak 2007’de konuya dair özel bir çalışma başlatılmasıyla somutlaştı. Bu çalışmada, konuyla ilgili tartışmaları derinleştirmek amacıyla bir proje geliştirildi. Medya çoğulculuğunu değerlendirmek üzere somut göstergelerin henüz saptanamamış olmasına bir eksiklik olarak işaret edilerek, bu tür göstergeler üzerine bağımsız bir araştırma yapılması temel hedef olarak ortaya kondu. Araştırmada risk-temelli bir yaklaşım benimsenecek, objektif göstergelerin saptanmasından hareketle medya çoğulculuğunu risk altına sokacak durumların açığa çıkarılması sağlanacaktı.

11 Söz konusu çalışmanın nihai raporu Temmuz 2009’da yayınlandı. Lord Kelvin’in “ölçmek bilmektir” sözüne atıfla baş

12 layan rapor, hukuki, ekonomik ve sosyo-kültürel boyutları kapsayan göstergeler temelinde medya çoğulculuğu için risk oluşturan hususları somut biçimde ortaya koymaya çalışıyor. Üç gösterge dizisi içinde yer alan “Ekonomik Göstergeler” şirket

13 sayısı, rekabet düzeyi, finans kaynakları, izleyici oranları gibi ölçütlerle ilgili iken, “Sosyo-Demografik Göstergeler” daha

14 çok medya içeriği ve coğrafi erişilebilirlik sorunu ile ilişkilendiriliyor. Hukuki göstergeler bu yazıyla ilgisi bakımından özellikle önemlidir.

Medya Çoğulculuğunun Hukuki Göstergeleri

Hukuki göstergelerin medyada çoğulculuğu destekleyen hukuki araçların varlığına ve bunların etkin biçimde uygulanmasına işaret ettiğini belirten rapor, bu tür göstergeleri konu edindikleri alanlar bakımından alt başlıklar halinde sıralıyor.

Raporun tabiriyle “Temel Alandaki Hukuki Göstergeler” her şeyden önce, medya çoğulculuğunun dayanağı olarak görülen ve temel insan haklarından sayılan ifade özgürlüğünü genel olarak güvence altına alan bir hukuk düzeninin varlığı ve etkinliği ile ilgilidir. Zira ifade özgürlüğünün etkin biçimde korunması medya çoğulculuğunun ön koşuludur ve halkın, bir bütün olarak alındığında enformasyon çeşitliliği sunan medyaya serbestçe erişim olanağına sahip olmasını gerektirir. Medya çalışanlarının mesleki statüleri, sosyal güvenceleri ve editoryal bağımsızlıkları ile ilgili hususlar yanında, içerik üretimi bakımından bir çeşitliliğin varlığı ve düzenleyici otoritelerin bağımsızlıkları da bu bağlamda önem taşır. Özetle, bir hukuk düzeninin genelde ifade özgürlüğünü, özelde enformasyon özgürlüğünü yeterince koruyamaması, haber değeri taşıyan olaylara ve resmi nitelik taşıyan bilgilere erişim bakımından sınırlamalar getirmesi, haber kaynaklarını açıklama zorunluluğu öngörmesi, editoryal bağımsızlığı güvenceye alamaması, medya çalışanlarının sosyal güvencelerini sağlayamaması ve düzenleyici otoritelerin bağımsızlıklarını koruyamaması, o hukuk düzenine sahip olan toplumda medya çoğulculuğunun ciddi tehdit altında olduğunu gösterir. 15 Raporda “Politik Çoğulculuk” olarak adlandırılan alanın hukuki göstergeleri, bir yandan çeşitli politik grupların ve aktörlerin medyaya erişimlerini sağlayan, diğer yandan toplumun farklı politik görüşler hakkında tam ve doğru bir şekilde bilgilenme hakkını güvence altına alan düzenlemelerin varlığı ve etkinliği ile ilgilidir. Burada ihtiyaç duyulan husus, politik çoğulculuğun sağlanması ile editoryal bağımsızlık arasında bir denge oluşturulmasıdır. Özel mülkiyete ait bir medya kurumu belli bir politik tercihi görünür kılan bir editoryal çizgi izleyebilir; ancak bu türden tam bir tarafsızlık talep edilemese de, bu tür medyada politik içeriğin en azından adil ve doğru biçimde sunulması beklenir. Politik çoğulculuk özellikle seçim dönemlerinde erişim olanaklarının sınırlanması veya yanlış yönlendirici temsiller yüzünden tehlikeye girebilir. Bu nedenle medya gücü ile politik gücün ayrılmasını gerektiren düzenlemeler hayati önemdedir. Politik çoğulculuk alanındaki hukuki göstergeler itibariyle temel tehditler olarak, hukuk düzeninin hükümetteki partinin görüşlerinin ve ideolojisinin medyada aşırı veya münhasır biçimde temsil edilmesini engelleyememesi, muhalif gruplara medyada yeterince alan sağlayamaması, medyanın finansal bakımdan aşırı biçimde politik figürlerin egemenliğine girmesini önleyememesi ve programlar üzerinde politik baskı uygulanmasının önüne geçememesi sayılabilir.

16 Belirttiğimiz iki önemli alan dışında, raporda medya mülkiyetiyle, medya çeşitleri ve türleriyle, kültürel ve coğrafi çoğulculukla, özel olarak da dağıtım altyapısıyla ilgili hukuki göster-

Yeni iletişim ve enformasyon teknolojilerinin bireylere ve gruplara kendi içeriklerini üretmek, bunları iletmek ve başka içeriklere erişmek bakımından sağladığı olanaklar olumludur; ancak bu durumun kendiliğinden çoğulculuğu güçlendirdiği söylenemez

geler ve tehditler yer alıyor. Sonuçta ise hukuki, ekonomik ve

17 sosyo-demografik göstergeler niceliksel ifadelere çevrilerek bir ölçüm ve karşılaştırma olanağı sağlanmak isteniyor. Böylece inceleme konusu olan bir ülkede medya çoğulculuğunun yüksek, orta veya düşük düzeyde risk altında olduğu saptanabilecektir.

18 Söz konusu rapor medya hukuku alanındaki güncel gelişmelerin izlenmesi itibariyle iki açıdan önemlidir. Önemli ilk husus, medya çoğulculuğuna önceki Avrupa belgelerine kıyasla daha geniş ve bütüncül bir anlam yüklenmiş olmasıdır. Analiz çoğulculuğun olabildiğince farklı boyutlarını hesaba katıyor ve hem dışsal (mülkiyete dair) çoğulculuğu, hem de içsel (içeriğe dair) çoğulculuğu birlikte dikkate alıyor. Risk analizinin sonuçlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği özellikle belirtiliyor.

İkinci husus, rapordaki göstergelerin internet de dahil olmak üzere tüm medya için kullanılabilir sayılmasıdır. Yeni teknolojik gelişmeler sayesinde ortaya çıkan yeni medyanın, çoğulculuk lehine yeni olanaklar yaratsa da, konvansiyonel medyanın ve orada saptanmış sorunların önemini azaltmadığının, üstelik bunları güçlendirme potansiyeli taşıdığının altı çiziliyor. Bu doğrultuda, birçok ülkede interneti asli haber kaynağı olarak kullananların sayısının görece az olduğunu ve televizyonun kamuoyu oluşumunda en etkili araç olmayı sürdürdüğünü gösteren araştırma sonuçlarına atıfta bulunuluyor.

19 Yeni iletişim ve enformasyon teknolojilerinin bireylere ve gruplara kendi içeriklerini üretmek, bunları iletmek ve başka içeriklere erişmek bakımından sağladığı olanaklar olumludur; ancak bu durumun kendiliğinden çoğulculuğu güçlendirdiği söylenemez. Öncelikle, sürekli gelişen ve değişen donanım ve yazılım türleri, sonuçta bunları karşılayabilecek güçteki kullanıcılara yansıtılması gereken yeni maliyetler üretir. Ayrıca, bir yandan izleyicilerin veya kullanıcıların dikkatlerini çekecek içeriği üretmeyi, diğer yandan bu dikkati reklamcılara satabilmeyi gerektiren rekabetçi piyasanın işleyişi, benzer içerikten daha çok üretilmesi yönünde bir eğilimi teşvik eder. Açık ki, benzer içeriğin daha çok üretilmesi anlamında çokluk, çeşitlilik gerektiren çoğulculukla aynı anlama gelmez. Dahası, bireylerin medya kullanımını kişiselleştirebilme olanakları, onların çoğulcu içeriğe erişimi tercih edeceklerini garantileyen bir durum olarak yorumlanamaz.

20 Çoğulculuğu geniş anlamda ve farklı boyutlarıyla ele alması ve yeni medyayı da kapsaması itibariyle taşıdığı önem kabul edilse de, raporun çoğulculuk göstergelerini niceliksel ifadelere tercüme etme girişiminin ve bunun pratikte uygulanabilirliğinin sorgulandığı görülüyor. Bu doğrultuda, medya hukuku

21 nu normatif/niteliksel bir ilke ile donatmaya yönelik eleştirel çoğulculuk savunusuna kısaca değinmekte yarar var. etkinlikleri, ancak medya hukukuna yön verecek temel normatif çerçeveye referansla değerlendirilebilir. Teknolojik gelişmelerin eskisine kıyasla daha çok sesi duyulabilir hale getirmesinden hareketle çoğulculuğun kendiliğinden sağlandığını düşünmek sadece niceliği önemsemek anlamına gelir. Önemsenmesi gereken, benzer seslerin daha çok kanaldan duyulması değil, farklı görüşlerin medyada ne ölçüde özgürce ifade edilebildiği ve medyanın fiilen mevcut iktidar ilişkileri içindeki konumunun ne olduğudur. Eleştirel çoğulculuk medyayı daha geniş bir sosyal bağlam içine yerleştiren ve ekonomik, politik ve kültürel iktidar ilişkilerinin varlığını gören bütüncül bir bakış sergiler. Genel olarak çoğulculuk ve özel olarak medya çoğulculuğu toplumda iktidarın fiili dağılımından bağımsız olarak düşünülemez.

22 Salt niceliksel bir hesapla ölçülemeyen ve belli göstergelere indirgenemeyen niteliğe dair bir normatif dayanağa ihtiyaç vardır. Bu anlamda çoğulculuk ulaşılması gereken nihai bir statik durumun hedeflenmesi değildir; zira John Keane’nin ifadesiyle böyle bir iletişim cenneti yaratılmasını sağlayacak bir reçete yoktur. Esasen çoğulculuğu alternatif ve zıt görüşlerin 23 sürekli birbiriyle muhatap olduğu ve mücadele ettiği dinamik bir sürecin korunmasına yönelik eleştirel bir duruş olarak görmek gerekir. Bu duruş, iletişim araçlarının yerleşik olduğu iktidar örgüsünün sürekli bir sorgulamaya tabi tutulmasını gerektirir.

İktidar bir sosyal aktörün diğer sosyal aktörlerin kararlarını kendi çıkarları ve değerleri lehine asimetrik biçimde etkileyebilme kapasitesi olarak anlaşılırsa, iletişimsel güç sosyal aktörlerin bu etkiyi sağlamak üzere iletişim araçlarını harekete geçirebilme kapasitesini ifade eder. İçeriği itibariyle bu etki politik, ekonomik, simgesel veya söylemsel olabilecek biçimde çok boyutludur. Eleştirel çoğulculuk, medya özelinde çoğulculuğu bu çok boyutluluğu kapsayacak biçimde “iletişimsel gücün demokratik dağılımı” temelinde bir normatif ilke olarak anlamlandırır.

24 İnternet teknolojisinin sağladığı olanakların eski sorunları ortadan kaldırmadığına ve onlara yenilerini eklediğine dair ciddi kanıtların varlığı25, somut bir iletişim aracına odaklanmayan, kapsayıcı bir normatif ilkeye olan ihtiyaca işaret eder. İletişimsel gücün demokratik dağılımı, teknolojik gelişmenin sağladığı veya potansiyel olarak sağlayacağı her yeni olanağa uygulanabilir bir nitelik taşır. Her durumda sorun aracın türü değil, onun kamusal kanaat oluşumuna olan fiili katkısıdır.

Medya çoğulculuğunun böyle kavramsallaştırılması, çoğulculuğun izleyici/kullanıcı tercihlerinin karşılanması ile özdeş görülmesini engeller. Bireysel tercihlerin tatmini farklı görüş-

Eleştirel çoğulculuk medyayı daha geniş bir sosyal bağlam içine yerleştiren ve ekonomik, politik ve kültürel iktidar ilişkilerinin varlığını gören bütüncül bir

bakış sergiler

İlEtIşImsEl GüCün DEmokrAtIk DAğılımı

Eleştirel çoğulculuk olarak adlandırılabilecek olan görüş, araçlardan önce amaçlar üzerine yapılacak bir tartışmayı yeniden gündeme taşımak istiyor. Teknolojik veya ekonomik argümanlara dayalı düzenleme araçlarının ve ölçüm biçimlerinin

ler arasında kamusal bir tartışmayı sağlama hedefinin önüne konamaz. Bireylerin medya okuryazarlığı konusunda ne kadar yetkin oldukları sorunu bir yana, medyanın bireysel tercihler doğrultusunda işlediği fikri, yerleşik politik, ekonomik veya bürokratik iktidar yapılarının etki gücünün görülmez kılınmasına ve bir çoğulculuk yanılsamasına yol açma tehlikesi taşır.

26 Eleştirel çoğulculuk açısından, yukarda değindiğimiz türden somut göstergeler saptamaya ve risk analizi yapmaya yönelik çalışmalar ciddi bir katkı olarak görülür. Ancak çoğulculuğun belli niceliksel değerlerin saptanmasıyla sağlandığı varsayılacak bir durum olarak değil, her yeni fikrin ve her yeni itirazın görünür ve duyulur kılınmasına yönelik hiç bitmeyen bir sorgulama sürecinin normatif dayanağı olarak görülmesi gerektiği ileri sürülür. Bu aynı zamanda devletin veya pazarın sistemik yapıları tarafından dışlanmış dezavantajlı aktörlerin desteklenmesini ve onların seslerinin duyulabilmesi için alanlar yaratılmasını savunmak anlamına gelir.

27

Avrupa Birliği’nin saptadığı göstergeler üzerinden Türkiye’deki medya çoğulculuğunun risk düzeyinin araştırılması ilginç sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Burada temel sorunun medya kuruluşlarına devlet ihalelerine girebilme olanağı sağlanması olduğunu belirtmekle yetinelim

Türkiye Açısından Güncel Durum ve Sonuç

Avrupa Birliği’nin saptadığı göstergeler üzerinden Türkiye’deki medya çoğulculuğunun risk düzeyinin araştırılması ilginç sonuçlar ortaya çıkarabilir. Burada temel sorunun medya kuruluşlarına devlet ihalelerine girebilme olanağı sağlanması olduğunu belirtmekle yetinelim. Bilindiği üzere 2002 yılına kadar yürürlükte olan eski yasa medya kuruluşlarında hissesi yüzde 10’dan fazla olanların devletten, diğer kamu tüzel kişilerinden ve bunların doğrudan veya dolaylı olarak katıldıkları teşebbüs ve ortaklıklardan herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemeyeceklerini öngörüyordu. 2002 yılında yapılan değişik

28 liklerle bu sınırlama ortadan kaldırıldı. 3 Mart 2011’de yürürlüğe giren ve halen uygulanmakta olan 6112 sayılı Yasa’da da benzer bir hükme yer verilmedi. Yeni Yasa’nın yayıncılık yapabilecek ticari kuruluşların kapsamını da genişlettiği dikkate alınırsa, mevcut hukuki durumun iletişimsel gücün politik ve ekonomik menfaatler doğrultusunda kullanımına çanak tuttuğu açıktır. İnternet trafiğini kontrol altında tutmayı hedefleyen yeni 6527 sayılı Yasa’nın getirdiği değişiklikler, istihbarat örgütünün iletişim alt yapısından sınırsız biçimde yararlanmasına olanak sağlamayı ve internet haber sitelerini esasen yazılı basın için getirilmiş Basın Kanunu’na tabi tutmayı hedefleyen son iki yasa teklifi de bu bağlamda değerlendirilmelidir.

İletişimsel gücün demokratik dağılımını sağlamayı hedefleyen medya hukukunun asgari gereği, medyanın politik ve ekonomik iktidar odaklarının güdümüne girmesini engellemektir. Medyayı doğrudan veya dolaylı baskı ya da menfaat vaadi yoluyla belli bir yönde biçimlendirme çabasındaki bir iktidarın hukuk yoluyla sınırlanamadığı bir ülkede demokrasiden söz etmek abesle iştigaldir.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.