AİHM’nin Di Belmonte v. İtalya Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, vergi konusunda, -olaydan yedi ay sonra kabul edilmiş olan- bir kanunun geriye yönelik olarak uygulanmasının 1. Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiği yönündeki içtihadı istikrar kazanmıştır

Güncel Hukkuk - - BAŞ SAYFA - FAruk TurInAy Galatasaray Üniversitesi Kamu Hukuku Doktora Öğrencisi

Faruk Turinay

MMADDI lAylAr

Davacı İtalyan vatandaşı Pietro Bruno di Belmonte, Sicilya’nın güneyindeki İspika’da ikamet etmiş olup 2004’te vefat etmesinin ardından dava, Di Belmonte’nin tek külli varisi (héritier universel) kuzeni Francesco Bruno di Belmonte tarafından sürdürülmüştür.

1 İspika Belediyesi, davacının arsasıyla ilgili 1983 yılında kamulaştırma kararı almıştır. Belmonte, kamulaştırmadan dolayı Belediye’ye açtığı tazminat davası 23 Şubat 1990’da sonuçlanmış, ardından Katanya Temyiz Mahkemesi, 8 Mayıs 1991 tarihinde kesinleşen kararında arazinin piyasa değerine karşılık gelen tazminat ile enflasyon farkının toplamı olarak 1.846.281 Euro’nun kamulaştırma tazminatı (indemnité d’expropriation) olarak ödenmesine hükmetmiştir. İspika Belediyesi mahkeme kararını uygulamamış, bunun üzerine davacı, Sicilya Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur.

2 Başvurucu 10 Temmuz 1991 tarihinde mahkeme kararının İspika Belediyesi tarafından uygulanması için Sicilya Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurmuş, verilen karar üzerine Bele- ükellef haklarının mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesinin bir örneği olan 16 Mart 2010 tarihli Di Belmonte v. İtalya Kararı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek I. Protokol’ün 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkindir. Kamulaştırma tazminatı için vergi yükümlülüğü getiren kanunun geçmişe yürümesinin hukuka uygun olup olmadığı sorunu, kararın odak noktasını oluşturmaktadır. diye 343.795 Euroluk tutarı davacıya ödemiştir. Mahkemenin atadığı iki komisere rağmen Belediye geriye kalan bedeli ödemeyerek mahkeme kararını uygulamamış, üstelik kamulaştırma tazminatına vergi mükellefiyeti getiren 30 Aralık 1991 ve 413 sayılı Kanun’a istinaden kamulaştırma bedelinin yüzde 20’si olan 525.934,99 Euro’nun stopaj olarak kesilmesine karar vermiştir.

3 Di Belmonte, kamulaştırma işleminin vergi yükümlülüğü getiren kanuni düzenlemeden önce gerçekleştiği iddiasıyla sözkonusu uygulama için sırasıyla il ve bölge vergi komisyonlarına, Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurmuş, ret yönündeki kararlar üzerine iç hukukta son olarak Yargıtay’a (Corte Cassazione) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay, 2001 tarihli kararında sözkonusu Kanun’un uygulanmasında kamulaştırmanın yapıldığı zamanın değil, kamulaştırma tazminatının ödendiği zamanın esas alınması gerektiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

4

İç Hukuk DüzEnlEmElErI

Di Belmonte Kararı’nın arka planında en etkili düzenleme, 31 Aralık 1991 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak 1 Ocak 1992’de yürürlüğe giren 413 sayılı Kanun’dur. Kanun’un 11.

5 maddesinin 5. ve 7. fıkralarıyla kamulaştırma tazminatı yoluyla elde edilen kazançlardan yüzde 20 oranında vergi kesintisi yapılması öngörülmüştür. Kanunun yayımlandığı tarih, kararın

6 temelini oluşturan vergi kanununun geçmişe yürümesi sorunu bakımından büyük önem taşımaktadır.

AvrupA İnsAn HAklArı MAHkEmEsI SürECI

Kamulaştırma işlemi sonucu mal varlığında eksilme olduğunu ileri süren davacı, mahkemenin hükmettiği tazminatın gelir sayılamayacağını, getirilen vergiyle birlikte tazminat değerinin iyice azaldığını, sonuç olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Belmonte’ye göre tazminata dair mahkeme kararı 23 Şubat 1990 tarihinde kesinleşmiş, sözkonusu Kanun ise 31 Aralık 1991 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiştir; o yüzden sözkonusu kanun kendi olayında uygulanamaz. Buna mukabil Hükümet, kamulaştırma tazminatının “gelir” niteliği taşıdığını, vergi tatbikinin hukuka uygun olduğunu, Yargıtay kararında belirtildiği üzere vergiyi doğuran olayın ödemenin yapıldığı an olduğunu iddia etmektedir. Hükümet Ferrazini v. İtalya Kararı’na atıfta bulunmaktadır.

7 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi öncelikle, vergi yükümlülüğünün mülkiyet hakkı bağlamında değerlendirileceğini, ancak taraf devletin vergi konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu, 1. maddenin mülkiyet hakkını ve genel yararı koruyan fıkralarının birlikte ele alınması gerektiğini teyit etmiştir.

8

Tartışma konusu 1991 tarihli Kanun’un, keyfi bir düzenleme olmadığını vurgulayan mahkeme kamulaştırma işlemiyle tazminatın ödenmesi sürecinin 413 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki döneme ilişkin olduğunu, idarenin mahkeme kararlarını gereği gibi uygulaması halinde Belmonte’nin Kanun kabul edilmeden kamulaştırma bedelini vergisiz şekilde iktisap edeceğini, o yüzden sözkonusu Kanun’un davacıya aşırı bir külfet yüklediğini belirtmiştir.

9 Mahkeme, Katanya Temyiz Mahkemesi’nin kamulaştırma bedelini tespit kararının 413 sayılı Kanun’dan yedi ay önce ortaya çıktığını, böylece Belmonte’nin yeni bir vergi düzeniyle karşı karşıya kaldığının altını çizmiştir.

10 Neticede Mahkeme, oybirliğiyle Belmonte’nin alacağı tazminata uygulanan verginin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 numaralı Protokolü’nün 1. maddesi ile teminat altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğine, Sözleşmenin 41. Maddesi gereğince 1.100.000 Euro maddi tazminat, 3.000 Euro manevi tazminat ve 10.000 Euro masraf ve harç giderlerinin ödenmesine ve fazla tazminat talepleri ile 6. ve 14. maddenin ihlal edildiğine ilişkin tespit isteminin reddine karar vermiştir.

Karar her ne kadar oybirliğiyle kabul edilse de Hâkim András Sajó, kaleme aldığı farklı gerekçede (opinion concordante) mülkiyetin demokrasi ve birey özerkliğinin temel bir kurumu niteliği taşıdığını, mahkemenin iddiaların tamamını gereği gibi değerlendirmediğini, hükmedilen tazminatın yetersiz olduğunu belirtmiştir.

11

Değerlendirme

Di Belmonte Kararı, mükellef haklarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1. Protokol’ünde düzenlenen mülkiyet hakkı bağlamında değerlendirilmesinin bir örneği olduğu gibi vergi kanununun geçmişe yürümesi ile mülkiyet hakkı bağlantısını kurması bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Karara konu olan olaylar incelendiğinde idari makamların mahkeme kararlarını uygulamak hususunda ihmalkâr bir tavır sergilediği dikkat çekmektedir. Yine, kamulaştırma bedeli için gerek kararda gerekse karara konu olan İtalyan Kanunu’nda kullanılan12 “tazminat” (indemnité, indennità) terimi, teknik olarak, kamulaştırmanın “idarenin sorumluluğu”nu ortaya çıkaran bir idari işlem olma niteliğine işaret etmektedir. Türk hukukunda kamulaştırma işlemi karşılığında ödenen karşılık için “bedel” terimi kullanılmaktadır.

Somut olaydaki iç hukuk süreci içerisinde kamulaştırma bedelinin tespitinden Yargıtay’ın nihai kararına kadar on yıl gibi uzun bir süre geçmesi, üstelik kamulaştırmayla ilgili idari kararın 1983’te alınması göz önüne alınırsa zaman diliminin on sekiz yıla ulaşması, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair bir kanaat uyandırmaktadır. Ancak Mahkeme, 6. maddeye ilişkin talebi reddetmiştir. Bu açıdan Mahkeme’nin kararı eleştiriye açıktır.

Di Belmonte v. İtalya kararıyla Mahkeme’nin nezdinde, belli bir kamulaştırma süreci içerisinde haksız bir gecikmenin meydana gelmesi ve mülkiyet bakımından olumsuz bir vergi rejiminin uygulanmasının genel yararla bireyin temel haklarının korunması arasındaki adil dengeyi bozduğu ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği yönündeki görüş kabul görmüştür.

13 Ayrıca bu kararla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, vergi konusunda, -olayda yedi ay sonra kabul edilmiş olan- bir kanunun geriye yönelik olarak uygulanmasının 1. Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiği yönündeki içtihadı istikrar kazanmıştır.

14 Yeni vergi yükümlülüğü getiren kanunun geriye yönelik uygulanmasının mülkiyet hakkına aykırı bulunması açısından Di Belmonte v. İtalya Kararı, Mahkeme’nin benzer gerekçelerle ihlal sonucuna vardığı Joubert v. Fransa Kararı’na15 benzemektedir.

16 Mahkemenin kararlarına bakıldığında 2008 küresel mali krizi sonrası kamulaştırma politikaları hususunda taraf devletlerden yana bir tutum takındığı gözlemlenmektedir. Bununla be

17 raber Di Belmonte Kararı, Mahkeme’nin, 2008 mali krizi sonrası kamulaştırma politikalarına saygılı bir tutum takındığı varsayımına aykırı şekilde, vergilendirme konusunda temel haklar lehine sergilediği tavrın yansımaları arasında değerlendirilebilecektir.

18

Hâkim András Sajó

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.