İnsan Hakları Hukuku Işığında Yaşam Hakkı ve Soma Faciası

İnsan haklarına dayalı demokratik, sosyal hukuk devletinde, insan değeri her şeyin önünde olmalıdır. Yaşam hakkı gibi kutsal bir hakkın ve insanların diğer haklarının korunduğu ve güvence altına alındığı bir ülke, insanlarımızın da mutlu olmaları için uy

Güncel Hukkuk - - SOMA ITIN ADALET - Yaşamak, görevdir yangın yerinde, Yaşamak, insan kalarak... Mustafa Tarık Şentuna

Hukuk devleti, bireylerin kendilerini güvencede hissettikleri, insan haklarının gerçekleştiği, hukukun, evrensel kurallara uygun olduğu ve böyle uygulandığı devlettir. Yaşam hakkı, bütün hakların temeli ve ön koşulu olup, varlık nedenidir. Diğer hak ve özgürlüklerin anlam taşıyabilmesi, kullanılabilmesi için, doğal olarak öncelikle bireyin hayatta olması gerekir. Yaşam hakkının özü kendisinden, kendisi özünden ayrılamaz. Yaşam hakkının özü, kesin olarak yaşamda kalmaktır.

İnsan hakları hukukunda devletin “karışmama” negatif yükümlülüğü bulunduğu gibi; karışma, müdahale etme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu suretle devlet; öldürmemek, ölümü önlemek, gerekli tedbirleri almak, ölüm sonrası mağdur haklarını koruyarak etkili ve eksiksiz soruşturma yapmakla yükümlüdür.

Normatif Düzenlemeler

Yaşam hakkı, gerek ulusal, gerekse ulusüstü belgelerde korunan temel haklardandır.3* BM Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, 6. maddesinde “Her insanın, özünden gelen hayat hakkı vardır. Bu hak kanunla korunur. Hiç kimse keyfi olarak hayat hakkından mahrum kılınamaz”. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesi yaşama hakkını düzenlemiştir.

İfade etmek gerekir ki; insan haklarına saygı, öncelikle ulusal hukuk ve ulusal merciler tarafından yerine getirilmelidir (ikincillik -subsidiary- ilkesi). İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Mahkemesi, hakların iç hukukta etkili şekilde korunmaması halinde devreye girmektedir. 5982 sayılı Yasa ile hukukumuza kazandırılan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru (Anayasa şikâyeti) yoluyla da anayasal hakların ihlali karşısında Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilmektedir (6216 sayılı Yasa). Anayasa’nın 90./son maddesi uyarınca, ulusüstü insan hakları sözleşmelerinin yasalardan üstün ve öncelikli olarak uygulanacağı kabul edilmiştir. 1982 Anayasası’nın 15. maddesi ve İHAS m. 15 düzenlemelerden, yaşam hakkının olağanüstü hallerde dahi ortadan kaldırılamayacak, dokunulmaz haklardan (sert çekirdek) olduğu anlaşılmaktadır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Yaşam Hakkı

İHAM, birçok kararında, yaşama hakkının İHAS’nin 3. maddesinde düzenlenen “işkence ve kötü muamele yasağı” ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olduğunu vurgulamıştır (McCann-İngiltere Kararı, 18984/91, 27.09.1995).

Soma Faciası konusunda, İHAM Öneryıldız v. Türkiye davasında verilen hüküm emsal niteliktedir (Başvuru no: 48939/99). Bu davaya konu somut olayda başvuranlar; 28 Nisan 1993’te İstanbul Ümraniye’deki belediyeye ait çöplükte meydana gelen metan gazı patlaması sonucu hayatını kaybeden yakın akrabalarının ölümlerinden ve mallarının tahribatından yerel makamların sorumlu olduğunu iddia etmişlerdir. İHAM hükmünün ilgili bölümlerinde şu tespitlerde bulunulmuştur:

“… İHAS’nin 2. maddesinde belirtilen yaşama hakkının korunmasının çöp toplama etkinliğinin yarattığı tehlikeler nedeniyle bu konu için de geçerli olduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla, Devletlerin, sahip olduğu topraklarda yaşayan insanların yaşamlarını korumaya yönelik 2. madde anlamında pozitif yükümlülüğünün söz konusu dava için geçerli olduğuna karar vermiştir. Hükümet, Daire’nin “tüm kasıtsız ölüm durumlarının” 2. maddenin kapsamına girdiği yönündeki kararının, bu hükmün ortaya koyduğu kesin yükümlülükleri benzeri görülmemiş şekilde genişlettiğini ileri sürmüştür. Duruşmada Hükümet, Devletin doğrudan temsilcilerine isnat olunamayacak hareketler üzerindeki sorumluluğunun tüm kaza ya da felaketlere yaylamayacağını; bu şartlar altında İHAS’ın, 2. maddenin uygulanabilirliğine ilişkin olarak teleolojik ya da geniş değil, kısıtlı bir yorum yapması gerektiğini öne sürmüştür. Aksi halde, yalnızca bir havaalanının, nükleer santralin ya da cephane fabrikasının yanında bulunmanın ya da kimyasal maddelere maruz kalmanın bile 2. maddenin potansiyel olarak ihlaline neden olabileceği sonucuna varılabilir.

Devlet öldürmemek, ölümü önlemek, gerekli tedbirleri almak, ölüm sonrası mağdur haklarını koruyarak etkili ve eksiksiz soruşturma yapmakla yükümlüdür

İHAM’nin Değerlendirmesi

Tarafların savları, bir bütün olarak göz önüne aldığında İHAM, 2. maddeyi yorumlarken, insanların korunmasına yönelik bir araç olan İHAS’deki hükümlerin yorumlanıp uygulanmasında, bu Sözleşme’de getirilen güvencelerin pratik ve etkin kılınmasının gerekli olduğu fikrini rehber edindiğini yineler. 2. maddenin yalnızca Devlet’i temsil eden kişilerin kuvvet kullanması sonucunda meydana gelen ölümleri kapsamadığını; aynı zamanda ilk bendinin ilk cümlesi ile Devletlere, topraklarında yaşayan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli önlemleri almaya yönelik pozitif bir yükümlülük verdiğini vurgular. Mahkeme, bu yükümlülüğün, kamusal olsun ya da olmasın, yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü etkinlik ve afortiori olarak da doğaları gereği tehlikeli olan çöp toplama alanlarının işletimi gibi endüstriyel etkinlikler için de geçerli olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda, Hükümet’in iddialarının aksine, söz konusu etkinliğin ne kadar zararlı olduğu, başvuranın hayatını tehdit eden şartlar nedeniyle nasıl bir riske maruz kaldığı, bu şartların ortaya çıkmasında payı olan kişilerin konumu ve bunlara atfedilen hareket ya da ihmallerin kasıtlı olup olmadığı konulan, belirli bir davanın esaslarını incelerken, Devletin 2. madde uyarınca sahip olduğu sorumluluğu belirlemek amacıyla göz önüne alınması gereken hususlardan yalnızca birkaçıdır.

2. madde anlamında yaşam hakkını korumak için gerekli tüm önlemleri almaya yönelik pozitif yükümlülük her şeyden önce, Devlet’e yaşama hakkını tehdit eden durumlara karşı etkin bir caydırma mekanizması oluşturacak yasal ve idari çerçeve oluşturmak görevi vermiştir. Bu yükümlülüğün, söz konusu etkinliğin kendine özgü niteliklerine ve insan hayatı açısından oluşturduğu potansiyel riske uygun olarak hazırlanan yönetmeliklere özelikle önem verilmesi gereken tehlikeli etkinlikler için de geçerli olduğu şüphesizdir. Bu yönetmelikler etkinliğe ruhsat verilmesini, hazırlanılmasını, etkinliğin işletimini, güvenliğini ve denetimini düzenlemeli; tüm ilgililerin açığa çıkan riskler nedeniyle hayatı tehlikeye girebilecek vatandaşların etkili bir şekilde korunmasını sağlamaya yönelik pratik önlemleri almasını zorunlu hale getirmelidir. 2. maddenin getirdiği yükümlülükler bunlarla sınırlı kalmamaktadır. Can kaybının, Devlet’in sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında olması halinde, bu hüküm, Devlet’e elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin doğru bir şekilde uygulanmasını ve bu hakka yönelik yapılan ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli -yargısal veya diğer şekillerde- işlem yapma görevi yüklemektedir. Bu bağlamda, İHAM, yaşam hakkına ya da fiziksel bütünlüğe yönelik ihlallerin kasıtlı olmadığı durumlarda, “etkili bir adli sistem” oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün her davada cezai işlem başlatmayı gerektirmediğine ve özel, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının mağdurlara açık olmasının yeterli olabileceğine karar vermiştir.

İHAM’ye göre, karmaşık olguları saptamak ve tanımlamak için yeterli bilgiye sahip tek birim olan kamu makamlarının sorumluluğu altındayken can kaybına sebep olan tehlikeli etkinlikler, söz konusu olduğunda, bahsi geçen görüşlerin geçerli olduğu şüphesizdir. Devlet görevlilerinin ya da kumullarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir olay nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun, insanların hayatını tehlikeye girmesine neden olan kişilerin aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 2. maddenin ihlal edildiği anlamına gelebilir. Özetlemek gerekirse, 2. maddenin öngördüğü yasal sistem, bazı asgari standartları karşılayan ve tehlikeli bir etkinliğin can kaybına yol açması halinde soruşturmanın bulguları çerçevesinde cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız bir resmi soruşturma usulünü hükme bağlamalıdır. Bu gibi davalarda, yetkili makamlar büyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayın meydana gelme şartları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıklar, ikinci olarak da söz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayan Devlet görevlileri ya da makamlarını saptamak için inisiyatifi kendileri alarak soruşturma açmalıdır. Diğer taraftan, ulusal mahkemeler hiçbir şekilde hayatı tehlikeye atan suçları cezasız bırakmamalıdır. Halkın güvenliğini ve hukukun üstünlüğüne uyumu sağlamak, yasadışı fiillere hoşgörü ya da katılımı engellemek için bu şarttır. Dolayısıyla İHAM’ın görevi, kullanılan yargı sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşama hakkı ihlallerinin

önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için, mahkemelerin karara varırken 2. madde ile öngörülen dikkatli inceleme şartını yerine getirip getirmediğini ve ne kadar getirdiğini belirlemekten ibarettir.

AİHS’nin 13. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir. Sözleşme’nin 13. maddesi yerel hukuki sistemlerin, Sözleşme’ye dayanarak yapılan “savunulabilir” bir şikâyetin esasını incelemede, yetkin yerel makamların gücünü pekiştirecek bir etkili hukuk yolu sağlanmasını gerekli kılar. Bu maddenin maksadı, bireylerin uluslararası şikâyet mekanizmasına İHAM huzurunda işlerlik kazandırmadan önce, bireylere Sözleşme haklarının ihlali için ulusal düzeyde uygun tazmin elde edebilecekleri yollar sağlamaktır. Devlet’in sorumluluğu altında yapılan tehlikeli işlerden kaynaklanan ölümcül kazalarla ilgili olarak İHAM, 2. maddenin, yetkili makamların kendi girişimleriyle, belirli asgari koşullan sağlayarak, can kaybının nedenini irdeleyen bir soruşturma başlatması gerektirdiğini ifade etmiştir. Ayrıca, bu davadaki olaylara benzer olayların izahı için gerekli olan bilginin yalnızca Devlet görevlilerinin ve makamlarının elinde olduğundan hareket edilirse, böyle bir soruşturmanın yokluğunda, ilgili birey, yardım almada önündeki mevcut hukuk yollarını kullanamaz durumda olabilir. Bunları dikkate alarak, bu davada 13. madde uyarınca İHAM’nin görevi, yetkililerin, 2. maddeden kaynaklanan usuli yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle, başvuranın etkili hukuk yoluna gitmesinin sekteye uğrayıp uğramadığını belirlemektir.

Bazı Bulgular, Gözlemler, Vargılar

İHAM, Sözleşme’deki hakların göstermelik ve teorik olarak korunmasından çok, Sözleşme’nin 6. maddesi ile etkin ve pratikte uygulanabilir olmasına dikkat etmektedir. 6. madde içerdiği usule ve esasa ilişkin hükümler açısından, usul hukuku içinde önemli bir özerkliğe sahiptir.

Cumhuriyet Savcıları, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki kolluk görevlileri vasıtası ile şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayıp koruma altına almakla yükümlüdür (5235 sayılı kanun m. 17-22. CMK 160vd). Cumhuriyet Savcıları bu yükümlülüklerini, kamuoyunun güvenini sarsmayacak ve yasadışı eylemlere karşı her türlü hoşgörü izleniminden kaçınmak için titizlikle yerine getirmelidirler. Talep edilmesine ve sorumluluğun ihtar edilmesine karşın yapılmadığı takdirde iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra İHAM’a açılacak davalarda bu konu dile getirilebilecek ve devlet aleyhine karar alınabilecektir.

Bağımsızlık, yargının dışarıdan (yürütme erki/özel kişilerden) gelebilecek her tür etkiden bağımsız olarak,

1) Hâkimin kanun, hukuk ve kendi vicdanına göre karar vermesi ve 2) Hukukun üstünlüğünü sağlamak amacıyla davranmasıdır. Bağımsızlık ve tarafsızlık açısından iki nitelik dikkat çekicidir: 1) Etik sorumluluk duyan ve duyarlılık sergileyen, meslek onuruna sahip çıkan ve

2) Karar sürecinde dıştan gelen baskılara direnç gösteren ce-

2. madde anlamında yaşam hakkını korumak için gerekli tüm önlemleri almaya yönelik pozitif yükümlülük, her şeyden

önce, Devlet’e yaşama hakkını tehdit eden durumlara karşı etkin bir caydırma mekanizması oluşturacak yasal ve idari

çerçeve oluşturmak görevi vermiştir

saret sahibi hâkimlerin varlığı.

Avrupa Konseyi tarafından oluşturulmak istenen demokratik ve adil bir toplumun gereği olarak, İHAS ile adil yargılanma hakkı düzenlenmektedir. “Adil yargılanma hakkı, hukukun üstünlüğüne bağlı demokratik toplumun temel değerlerini yansıtan bir haklar ve ilkeler bütünüdür. Sözleşme’nin başlangıcında yer alan “hukukun üstünlüğü” ilkesi ışığında yorumlanır.

Soma faciası ile ilgili yapılan soruşturmada BM Savcıların Rolüne Dair İlkeler, Budapeşte ilkeleri gibi etik ilkelere azami özen gösterilmesi, kusur ve sorumluluk durumlarının tespiti yönünden, atanan bilirkişilerin bağımsız ve yansızlığı da çok önemlidir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve sağlık Sözleşmesi”nde “Şeffaf soruşturma” sürecinin önemine değinilmiştir. Kamuoyu vicdanını rahatlatacak ve adaleti sağlayacak yargılama sürecinin güvence altına alınması, şeffaf bir yargılamanın sağlanması, tüm kamu personelinin de ihmal ve kusurlarının incelenmesi ve bu hususta gerekli soruşturma, kovuşturma izinlerinin verilmesi, ailelere yargı süreçlerinde destek verilmesi gereklidir.

İHAM’nin pek çok kararında da belirtildiği üzere, basının toplumun bilgilendirilmesinde kilit rolü vardır. Basın bir nevi watchdog (bekçi köpeğidir); toplumsal konularda kamuoyunu bilgilendirme işlevi, demokrasilerde yaşamsal önemdedir. İfade özgürlüğünün bir yönü olan basın özgürlüğü, yargısal konularda da toplumu bilgilendirmek hakkına sahip olduğu, aynı zamanda böyle bir yükümlülük altındadır. Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı, soruşturmanın selameti açısından adil yargılanma hakkı kapsamında basına birtakım sınırlamalar getirilebilirse de; bu, ifade özgürlüğünün ortadan kaldıracak oranda olmamalıdır. Bir nevi burada İHAS madde 6’da yer alan adil yargılanma hakkı ile madde 10’da yer alan ifade özgürlüğü arasında denge gözetilmelidir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tarafından Üye Devletlerce Hazırlanan “Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” İle İlgili Tavsiye Kararı No. R (2003) 13 bu konuda yol gösterici ilke ve kurallar içermektedir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde “İşverenin genel yükümlülüğü” düzenlenmiştir. Suça konu eyle-

me ilişkin hareket ile neticenin bilinerek ve istenilerek yapılmasına kast denir (TCK m. 21). Olası kast, kişinin bilerek ve isteyerek yaptığı hareketten öngördüğü halde gerçekleşen neticeyi kabullenmesidir. Taksir kişinin, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle öngörülmeyen neticenin gerçekleşmesidir. Burada hareket iradi, netice iradi olmamaktadır. Bilinçli taksir ise, öngörülen, fakat istenmeyen neticenin gerçekleşmesidir. Kaza ise, kusurluluğu ortadan kaldıran bir hal olduğundan, suç ve ceza konusu değildir. Birden fazla kasten insan öldürmede, ölen kişi sayısınca ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya 25 yıla kadar hapis cezası verilmekte; basit taksirde bu süre 15 yıla ve bilinçli taksirde 22,5 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. Taksirle ölüm sayısının birden fazla olması, hayatını kaybeden her bir insandan dolayı ayrı ceza verilmesine yol açmaz. Gerek suç tipleri ile unsurları ve gerekse madde 170 ve 171’in öngördüğü cezalar itibariyle kesinlikle yeterli değildir. Bu ölüm olayları TCK’nin 83. maddesinde belirtilen ihmal suretiyle kasten insan öldürme suçu olarak değerlendirilmelidir. Yasa ve yönetmeliklerin Kömür İşletmesi Kurumunun yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla ölüm olayı meydana gelmiştir. Bu alanda, hiç kimsenin korunmadığı yönünde kamuoyu güveninin sağlanması, adaletin güvenilirliği yönünden elzemdir. Özel sektör veya kamu sektöründeki bürokratik, siyasi sorumluların kayırılması, ileride İHAM önünde ihlal kararları çıkmasını kaçınılmaz kalacaktır.

Sözleşme’nin 2. maddesinin güvence altına aldığı yaşam hakkını koruma yükümlülüğü, Sözleşmenin 1. maddesinin Devlet’e yüklediği “kendi yargı yetkisi içerisinde bulunan herkese Sözleşmede güvencelenen hak ve özgürlükleri tanıma” yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır. Etkili bir resmi soruşturmadan söz edebilmek için: Yetkililer ölüm olayını haber alır almaz resen harekete geçmek zorundadır, resmi şikâyet olmaması etkili bir soruşturma yapılması yükümlülüğünü etkilemez. Yürütülen soruşturma, sorumluların kimliklerinin belirlenmesine izin verecek ve yaptırım uygulanmasını sağlayacak şekilde etkili olmalıdır. Ulusal merciler, olaylar dizisi ile ilgili kanıtların toplanabilmesi için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her türlü önlemi almalıdırlar. Soruşturmada, ölüm nedenini ya da sorumlu kişi veya kişilerin kimliklerini belirleme imkânını zedeleyen her türlü kusur, soruşturmanın etkisiz olması sonucunu doğurur. Makul bir çabukluk ve özen yükümlülüğü de bulunmaktadır. Özel bir durumda, bir soruşturmanın ilerlemesini güçleştiren engel ve zorluklar ortaya çıktığında, ulusal makamların yürüteceği hızlı bir soruşturma, kamunun güvenini korumak ve hukuk devletine bağlılığını sağlamak yanında yasadışı faaliyetlere karışıldığı ya da hoşgörü gösterildiği şeklindeki görüntünün önüne geçmek için merkezi öneme sahiptir. Soruşturma ve sonuçları üzerinde yeterli bir kamu denetimi, sorumluların hesap vermek zorunda olduğunu güvencesi gereklidir. Kurbanın yakınları, onun meşru menfaatlerinin korunmasının gerektirdiği ölçüde yargılama sürecine dâhil edilmelidir.

Ulusal yargı mercilerimizden olumlu bir örnek vermek gere- kirse; Anayasa Mahkemesi, Van depreminde otelde hayatını kaybeden Selman Kerimoğlu’nun ailesine 20 bin lira tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu kararda AYM, Yargıtay’ın Van Valisi ve görevliler hakkındaki şikâyeti işleme koymadığı için yaşam hakkının usuli ihlaline yol açtığına vurgu yapmıştır. Bu başvuruda Aile, Van Valisi ve AFAD görevlilerinin görevi kötüye kullandıklarını ve ilk depremdeki hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ileri sürmüş, AYM, Yargıtay’ın, 24 kişinin ölümü gibi ciddi sonuçlar doğuran olay hakkında, ilk soruşturmadaki hususları değerlendirmeye almaksızın şikâyetin işleme konulmamasına karar vermesini, delil ve değerlendirmelere yer vermeksizin soruşturma talebini işleme koymamasını usuli ihlal kabul ettiği kararında şu saptamalara yer vermiştir: “Devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin biri şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumların karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır. İHAM Dink v. Türkiye kararına da yollama yapan AYM, “Soruşturma ve sonuçlarının açık olmaması nedeniyle soruşturmanın etkili olduğundan söz edilemeyecektir. Nitekim AİHM, Dink/Türkiye davasında, başvuranın akrabalarının yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan itiraz mercilerine itirazda bulunabilmiş olmalarının, mağdurların menfaatlerinin korunması hususunda eksiklikleri gidermeyeceğine hükmetmiştir. Etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmediği anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğinin kabulü gerekir.” görüşlerine yer vermiştir.

Bitirirken ifade etmek isterim ki; insan haklarına dayalı demokratik, sosyal hukuk devletinde, insan değeri her şeyin önünde olmalıdır. Yaşam hakkı gibi kutsal bir hakkın ve insanların diğer haklarının korunduğu ve güvence altına alındığı bir ülke, insanlarımızın da mutlu olmaları için uygun temelleri sunacaktır. İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

İHAM’nin görevi, kullanılan yargı sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşama hakkı ihlallerinin önlenmesinde bu sistemin oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için, mahkemelerin karara varırken 2. madde ile öngörülen dikkatli inceleme şartını yerine getirip getirmediğini ve ne kadar getirdiğini belirlemekten

ibarettir

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.