Yılın ardından

Haberturk - - Dünya -

Yalnızca bir yılı değil, on yılı geride bırakıyoruz. Geçen on yıl dünyada ve Türkiye’de çok köklü değişimlere tanıklık edilen bir dönem oldu. Adı ise konamadı. Newsweek Türkiye Dergisi son sayısında hiç değilse gelecek on yıla bir isim verebilmek için yurtiçinden ve dışından pek çok tanınmış kişiyle konuşmuş. Ortak bir tanımda birleşilemiyor ancak gelecek on yılın hayli çalkantılı olacağı, zor geçeceği hakkında bir mutabakat var.

Eski bir düzen yıkılırken yerine geçecek yenisinin henüz tam olgunlaşmaması sıkıntıyı yaratan unsurlardan birisi. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Britanya Başbakanı olan Lloyd George’un torunu da olan tarihçi Margaret MacMillan Newsweek-Türkiye’deki söyleşisinde şu gözlemi yapıyor: “Tehlikeli bir on yıldı. İnsanın ve toplumların tahmin ettiğimizden daha savunmasız olduğunu gördük... Ayrıca tüm mali sistem neredeyse paramparça oldu. Tam bir çöküntüye ne kadar yaklaştığımızın hâlâ şark edilmediğini düşünüyorum”.

Yıkıntının altında genelde Batı dünyası kaldı. ABD emperyal hevesleri nedeniyle gücünden çok şey yitirdi. Ekonomisi zayışladı. Siyasi sistemi kilitli ancak hâlâ bir yaratıcı enerjiye sahip. Avrupa Birliği kendi kararsızlığı ve enerjisizliği nedeniyle tarihin dışına kayıyor. Eğer bu yıl Almanya’nın silkinmesiyle AB yeni bir rota çizmeye muvaşşak olamazsa o zaman dünya sisteminde doldurulması zor bir boşluk da oluşacak.

Bu boşluk en çok demokrasi konusunda hissedilecek. Demokrasiden kasıt da yalnızca yönetimlerin seçimlerle iş başına gelmesi değil. AB içinde kurulmuş olan zayışı kollayan, sosyal devlet ilkelerini ayakta tutmaya çalışan daha eşitlikçi olmaya gayret eden yapının sunduğu demokrasi perspektişi de bu durumda zayışlayacaktır.

Batı göreli üstünlüğünü yitirirken başta Çin olmak üzere yükselmekte olan ülkelerin hiçbiri de ortak sorumlulukları yüklenme konusunda istekli değil. Bu ülkeler dünya sisteminde seslerinin daha şazla dinlenmesini istiyor. Ancak iktidara ortak olmanın gerektirdiği şedakârlıkları yapma konusunda isteksiz. Çin başta olmak üzere de çoğunda otoriterlik baskın dürtü olmayı sürdürüyor.

Türkiye bu ülkelerden şarklı olarak, kendi ulusal çıkarlarını pekiştirmekle ortak çıkarlara hizmet etmek arasında bir denge noktası arıyor. Pratikte yaşanan tüm sorunlara rağmen de bir yandan şarklı dünyalara eş zamanlı aidiyeti diğer yandan bu çabası nedeniyle proşili yükseliyor.

Türkiye’nin bu çalkantılar geçtikten sonra hâlâ yüksek bir proşile sahip olup olmayacağı iç politikasındaki gelişmelere de bağlı olacak. Sentez yapmayı beceremeyen, kimliğinin çeşitliliğini yönetmeyi beceremeyen, beceremediği için de tek seslilikten otoriterlikten medet uman bir Türkiye’nin pırıltısı uzun sürmeyecektir.

2010 yılı Türkiye açısından bir deşterin kapandığı yıl oldu. Askeri vesayet dönemi diye tanımlanan, 1960’da projelendirilip 1980’de kurumsalllaşan modelin sonuna gelindi. 1990’lardan itibaren kendini giderek daha güçlü şekilde hissettiren ekonomik-toplumsal-siyasal güç kayması sonucunda ortaya yeni bir iktidar yapısı ve anlayışı çıktı.

Bu iktidar yapısının ve anlayışının Türkiye vatandaşlarının alışık olduğu otoriter, devlet merkezli, aykırı görüşlere tahammülsüz modelden şarklı olduğunu söylemek mümkün değil. Bu da geçmişteki otoriter modele karşı verilen mücadelenin şimdiden sonra güç tekelleşmesine meyledenlere karşı verilmesi gerekeceğinin müjdecisi. Sanırım 2011 ve ötesinde Türkiye’nin temel siyasi meselesi bu çerçevede tanımlanacaktır. Kürt sorununun nasıl bir çözüme bağlanacağı da bu mücadelenin parçası olacaktır.

Bu akşam bu tür meseleleri düşünmenin aslında hiç gereği yok. Hepinize iyi yıllar dilerim.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.