Neren eğri?

Haberturk - - Toplum -

O yüzden gülüm, bu “devlet krizi”! 1. İktidar, apoletli tavra pabuç bırakmamış görünse de, devleti idare etmekte kriz yaşıyor ve kriz yaratıyor...

2. Ordu komuta kademesi, hem iktidarını kaybediyor, hem kaybetmek istemiyor, hem de yargı üstünde kaybettiği vesayeti (kendi lehine) iktidardan bekliyor.

(Komutanlar, yargının iktidara bağımlı olmasına kızarken; bir yandan da, komutan tutuklamalarına müdahale etmediği için iktidara sitem ediyor.) Saşlarımıza göre bin tür yorum mümkün. Kimine göre cumhuriyet elden gidiyor... Kimine göre demokrasi yerli yerine geliyor! Kusura bakmayın ama, ne gelen var ne giden!

Gidenlerin cumhuriyetçiliği, gelenlerin demokrasisi birinci derece şüpheli zaten.

Bu ülkede gelip gitme meselesine, öncelikle 50 bin ölünün hesabı açısından bakardım.

Komutanların esas hesap vermesi, esas utanması gereken, esas istişa gerektiren; 30 yıla yakındır bitmeyen savaş, binlerce şehit, Aktütünler, Dağlıcalar, Silvanlar olurdu...

Ölüme boca edilen gencecik askerler, erler, uzmanlar, astsubaylar olurdu... Toplu mezarlar, inşazlar, darbeler, muhtıralar olurdu! 10 yıla giden bir iktidarın esas hesap vermesi gereken, bizi bu kadar çok öldüren basiretsizlikleri olurdu.

O yüzden... Demem o ki... Sayın hükümet, sayın komutanlar...

“Devlet krizi” de yanlış; bunun adı “devletinizin krizi”!

ŞİMDİ deveye sorsak, “Neren eğri?” diye... Ne diyecek ki. “Komuta krizi” de öyle. En doğrusu sanırım “devlet krizi”. “Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” diyene nazire; langadank devletin orta yerine konuşlanmış kriz. Neden devlet krizi, neden orta yeri? Çünkü, yarı sivil, yarı askeri. O da şimdiler. Askeri yarının cumhuriyeti temsil ettiği de palavra; sivil yanın saşi demokrasi olduğu da.

O yüzden, her iki gelenek de, çatışırken bile, “çizgi dışına çıkan başkaları” nın hallinde mutabıktır hep.

Sivil iktidarlar, askerin askeri ezmesine; askeri iktidar odakları, sivillerin sivilleri ezmesine ses etmediği gibi...

Hepsi birden, “aykırılar”ın deşterinin dürülmesinde birbirine yaslanmıştır. Şu var elbet: İstişa, ister baskıya maruz kaldığından, ister kendi baskın sökmediği için olsun; yine de haysiyetli davranıştır...

Eğer, iktidar ordu el ele, Kürt meselesinde yeniden “savaşan şahin” olmayı tercih eden bir devlette, bu gidiş cepheden de kaçmak değilse!

Yoksa, ne alttaki kararın komuta heyeti cumhuriyetçidir...

Ne de, bir yerel gazeteciyi bir yıl mesleğinden men ettiren, itirazı olan öğrenciyi aylarca tutukluluk, yıllarca mahpuslukla kovalayan zihniyet demokrattır.

Komutanlar, yargının bağımsız olmadığını söylüyorsa, haksız sayılmazlar...

Ne ki, TSK’da, yargısız inşazları, iki dudak arası oda hapislerini, insani ve mesleki hakların gasbını, bağımlı askeri yargıyı normal bulan; güçlüyken yargıya brişing verip hizaya sokan şimdi hangi hukuktan bahsedecek?..

27 Nisan muhtıracısı komutanları görevden alamayan iktidar da hangi demokrasiden! Bir yaşlı amcanın ikisine de sorması lazım ayrıca: 12 Eylül darbesinde ne iş yapıyordunuz evladım, diye!

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.