Demokrasinin sabah kahvaltısı

Haberturk - - Güncel - ANKARA

KEMAL Kılıçdaroğlu’nun Silvan’da 13 askerin şehit edilmesi üzerine söylediği, “Askeri moralsiz bırakırsanız böyle olur” açıklaması üzerine bir yazı yazmış ve Türkiye’de bazı şeylerin neden hiç değişmediğine ilişkin buruk bir yazı yazmıştım. Bu yargımı, Aynur Doğan’ın Kürtçe şarkılarını protesto eden konser ahalisinin durumu iyice pekiştirmiş ve hayal kurmaya bile mahal kalmadığı yolunda sözler sarş etmiştim.

Dün ilk anda orduda istişa depremi olarak sunulan olayları ve “kriz” in nasıl adım adım, dirayet ve kararlılıkla çözüme ulaştığını izledim. Bir iki televizyon kanalı hadiseyi “Orduda istişa depremi” olarak vermeye, “kötü şeyler olacak” enjeksiyonu yapmaya “gayret” sarş ediyordu. Ama ne moderatörler ne çağrılan konuklar, yakalamak istedikleri tonu tutturamıyorlardı. İstedikleri “huruç” hareketini başlatamıyorlardı. Gönüllerinden geçen kıvılcımı yaratamıyor, tökezliyorlardı.

Birkaç yıl önce olsa Fikret Bila’dan daha cengaverleri çıkar, ekranlar onlarla dolar, meseleye askerden daha askerci bakan, militerden daha militarist olan görüşlerini savunurken masaya yumruk vurmalar da ihmal edilmezdi.

Çok önemli bir şey değişmişti sahiden. Askerin, sandıktan çıkan iradeye galebe çalması gerektiğini düşünen ve bu düşüncesini “a priori” doğru olarak savunanlar “ayrıksı” hale geliyordu artık. Sırıtıyor, yalnızlaşıyorlardı. Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’nun şeveranları, Türkiye’nin yeni döneminde siyaset yapmak için ne kadar “eski” olduklarının altını çizdi yeniden.

Önce, belli ki biraz da kargaşa çıkması umuduna atılan bir demir olsun için kullanılan “istişa” terimi, sonra “askerin onursuzlaştırılmasına karşı çıkan bir grup vicdanlı komutanın dramı” olarak lanse edilen emeklilik istemi ve nihayetinde hükümetin emin adımlarla süreci uzatmadan, sarkıtmadan ve spekülasyonlara sebebiyet vermeden nihayete erdirmesi, bir büyük değişimin son önemli rötuşları oldu. Hükümet, eleştirilecek birçok şeye imza atsa da, sivil siyasetin güçlendirilmesi, halk iradesinin militer baskılardan kurtulması için önemli olan adımları atmada hiç gevşeklik göstermedi. Son seçim sonrasında vuku bulan bu ilk önemli asker-sivil geriliminde de doğru adımları atarak kararlığını perçinledi.

Hadise, evet Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk. Doğru, görev süresi devam eden Koşaner’in de, zaten emekliliği gelmiş komutanların “emeklilik talebi” nde bulunmaları da asla sıradan bir olay değil. Bundan beş altı yıl önce olsa hadise “büyük bir kriz” olarak nitelendirildikten sonra, dört bir yandan gelen köpürtme eşektleriyle bir darbe, hiç değilse bir postmodern darbe ortamı yaratılır, en haşişinden satır araları çakmak çakmak parıldayan bir e-muhtıraya maruz kalınırdı. Sivillere haddi bildirilir, “devletin başının kim olduğu” millete belletilir, bir süre sonra başımız okşanırdı: Siz sivilsiniz, kapasiteniz belli, olur böyle vakalar... Bundan sonra doğru adamları iktidara getirin, hadi bakalım, gelsin yeni seçimler.... Ama artık öyle değil. Bundan sonra şöyle olacak: Milletin yetki verdiği kimse, devleti de o yönetecek. Halk taraşından seçilmiş olan iktidar, devletin olmazsa olmaz birimlerinde kimle istiyorsa onunla çalışma hakkına sahip olacak. Bu hakkın yönetme yetkisinin tamamlayıcısı olduğu gerçeği, anlaşılamayacak kadar karmaşık bir şey değil.

Ordunun devleti yöneteni yöneten bir kurum değil, devleti yönetene “bağlı” bir kurum olduğu, hem kâğıt üzerinde hem pratikte hayata geçen bir düstur olacak. Aksini savunulabilir bulanlar, tartışmalarına abuk sabuk şikirler mezarlığındaki ebedi istirahatgâhlarında devam edecekler. Bundan sonra sivil olup asker gibi düşünen rektörler çıkıp hükümetler için, “Biz onlara siyasi iktidarı verdik; ama onlar devlet iktidarını da istiyorlar. Olmaz ki, aaa!” diyemeyecek.

İşin ilginci, askerin bir bölümü dahi bunların şarkında. Söz konusu demokratik tasavvur değişikliğine geç bile kalındığını düşünecek kadar olgun, mevzuyu anlamış..

Keşke ünişormayı kalbine giymiş olan kimi sözde siviller de, bayatlamış peksimetleri gevelemek yerine, bu yeni hakikatin sabah kahvaltısında yer almayı becerebilseler... Zira bu soşrada daha şazla gelecek var, daha şazla umut var, çeşitlilik var.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan dün televizyonlarda yayınlanan “Ulusa Sesleniş” konuşmasında kriz söylentilerini yanıtladı, yeni Anayasa hakkında bilgi verdi. 13 askerin şehit olduğu Silvan saldırısını tüm boyutlarıyla incelediklerini ve “demokrasi-özgürlük-güvenlik dengesinden” asla taviz vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan’ın konuşması özetle şöyle:

Terörden medet umanlar, kandan ve kinden beslenenler, kardeşliği hedeş alanlar hiçbir şekilde sonuç alamayacaklarını bilmelidir. Başta Silvan’da yaşananlar olmak üzere bu elim hadiseleri bütün boyutlarıyla inceliyoruz, soruşturuyoruz. Yeni stratejileri, yeni yöntemleri hayata geçirerek, terörle mücadeleyi hiçbir zaaşa izin vermeden sürdüreceğiz. Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmasına izin vermeyecek, demokrasi, özgürlük, güvenlik dengesinden asla ve asla taviz vermeyeceğiz.

En büyük görevimiz bugünün ihtiyaçlarına cevap veren, eksikliklerinden arındırılmış, demokratik ve özgürlükçü yeni bir Anayasa hazırlamaktır. Türkiye, demokrasinin askıya alındığı bir dönemin olağanüstü şartlarında hazırlanan bir Anayasa ile yoluna devam edemez. Bu Anayasa, geçmiş dönemlerin demokratik ayıplarından arındırılmış, dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, baskıcı değil özgürleştirici bir Anayasa olacaktır.

Türkiye ekonomisi ile alakalı konuşulan bazı garip garip işadeler, tespitler, bunların hiçbirine katılmayız. Türkiye yere sağlam basıyor. Türkiye bütün Avrupa’da başlayan olumsuz gelişmelere karşı her türlü tedbire sahiptir.

Uzmanlaşmış meslek edindirme merkezlerimizle işsizlerimize beceri kazandırmak, her yıl 200 bin, 5 yıl içinde toplam 1 milyon işsizimizi meslek sahibi yapmak amacındayız.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.